Perşembe, 19 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

ADRASAN'DA BAYRAM SEVİNCİ


Aşağıdaki yazı Can Dündar’ın. Bir şeker bayramı öncesi Adrasan’da yaşanan ilginç bir geleneği gözlemlemiş. İzniyle, yazdığım Adrasan yazılarını anlamlaştırması amacıyla köşeme alıyorum.

Bakınız, Adrasan halkı ne kadar adaletli ve cömert.

Şimdi bu insanlar Adrasan’ı yeşili ve mavisiyle koruyacaklar.Kendilerine sunulan güzelliği yaprağına,çiçeğine zarar vermeden koruyacaklar.

Görevleri zor, ama kutsal!

………………………………………………………………………………………………………………………….



ADRASAN DA ADALET CAN DÜNDAR

Antalya'nın Adrasan beldesinde, yeni bir belgesel için bütün ekip çekimdeyiz bu bayram...

Akdeniz'in çam ormanları arasına gömülmüş bu şirin sahil beldesinde bir şeker bayramı sabahını izleyince, zamanla yitirdiğimiz şeyin ne olduğunu daha iyi anlıyor insan...

Gün ışığından önce başlıyor heyecan... Köyün yaşlıları daha geceden Kumluca'dan kutular dolusu şeker taşıyorlar Adrasan'a... Sabah, bayram namazı sürerken köyün bütün çocukları cami avlusunda birikmeye başlıyorlar. Uzak çevre köylerden bile bu tören için gelenler var. Hepsi ceplerinde poşetlerle sabırsız bekleşiyorlar.

Namaz bitince köyün erkekleri, avluya genişçe bir çarşaf serip hazırladıkları her türden şekeri ortaya boca etmeye başlıyorlar. Herkesin parası yettiğince aldığı bademler, şekerlemeler, çikolatalar, lokumlar, bonbon şekerleri cami avlusunda karıştırılıp harmanlanıyor. En ucuzu, en pahalısına karışıyor.

Bu işlem sırasında çocuklar etrafı çepeçevre sarıp, ceplerinden çıkardıkları poşetleri sallayarak sabırsızlıklarını haber veriyorlar. Avlu, torba ve şeker hışırtısı ile telaşlanıyor bir süre...

Şeker hazır olunca imam gelip kısa bir dua ediyor. Sonra bir değnekçi çocuklara neşeyle "Amin... amin" diye bağırttırıyor. Nihayet değnekçinin "Hayda...!" narası ile beklenen an geliyor.

Birkaç görevli, ellerinde taslarla gelip, şekeri sırasıyla çocukların torbalarına dağıtıyorlar. Köyün bütün şeker varlığı adilane paylaşılıyor; herkese badem, herkese çikolata, herkese lokum...

Öyle bir adalet arayışı ki, hiçbir çocuğun en ufak bir eziklik hissetmesine izin verilmiyor. Öyle bir merhamet ki, hiç şeker getiremeyenle, en çok getireni, bir köy meydanında eşitliyor...

Öyle bir gelenek ki, yoksul dedesinin elinden tutup 10 kilometre ötedeki yayla evinden şeker törenine gelmiş 4 yaşındaki al mintanlı, mavi gözlü Eda'yı bayramda şekersiz bırakmıyor.



* * *



Sanıyorum bayramı asıl bayram yapan ve daha önemlisi "herkes için bayram" yapan bu adalet duygusudur.

Ve yine sanıyorum, günümüzün bayramlarını eski bayramlar olmaktan çıkaran da bu duygunun yitirilmesidir.

Bayram sabahı büyük kentlerin gösterişli pastanelerinin önündeki şeker kuyrukları ile Adrasan'ın cami avlusundaki şeker çocuklarını kıyaslayınca insan, geleneksel adalet arayışının, yoksulu ezen bir gösteriş merakına feda edildiğini hissediyor.

Oysa okulda çocuklara kıyafet serbestisi vermeyip, tek tip giysi zorunluğu getiren toplumsal mantığın kökeninde bile, fukarının kendini ezik hissetmesine dönük bir hassasiyet vardır.

Nasıl Ramazan, varsılla yoksulu "mümin" ortak paydasında buluşturan bir sabır sınavı ise, bayram da Adrasan'da bütün çocuklara şekeri eşit üleştiren bir hakkaniyet arayışı...

Türkiye bayrama huzurlu girdi.

Siyasette yıllardır aranan istikrar sağlanmış gibi görünüyor. Ortada muhalefet yok gibi... Batıya dönük olarak çizilen yörünge, topluma çok geniş bir ortak payda sundu. Ekonomiden olumlu sinyaller geliyor.

Güneydoğu'da işlerin düzeleceğine dair umutlar dirildi. İnsan hakları en azından üzerine konuşulan bir başlık haline geldi. Türkiye, aklını kullanırsa, çoktan kaçırdığını düşündüğümüz bir treni yakalayabilecek gibi görünüyor.

Orta vadede bu tabloyu gölgeleyebilecek tek başlığın "adalet" olduğuna inanıyorum ben...

Adalet sorunu, sadece adli bir kaygı olarak görülmemeli; asıl anlatmaya çalıştığım, adil bir gelir dağılımından, fırsat eşitliğine, hakça paylaşım ilkesinden, yaşamın her alanına hakkaniyet duygusunun hakim olmasına kadar geniş bir adalet özlemi...

Cezaevleri krizinden, Güneydoğu sorununa, insan haklarından, ekonominin ıslahına kadar pek çok başlığın çözümünün bu "adalet" arayışında yattığına inanıyorum.

Önümüzdeki dönemin en önemli gündem maddelerinden biri bu olacaktır:

Şekeri eşit pay edebilecek miyiz?..

Bu bayram hakça bölüşmenin keyfini süren Adrasanlı çocukların gözlerindeki ışıltıyı görünce, o ışığın bütün ulusa yayılması özlemini duydum.

Siz duymaz mıydınız?..

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorumlar

  • Emet yorumu:

    03 Ekim 2009 Cumartesi 22:38

    Kanayan yara Adrasan
    Kıyı-kenar yağma çetelerinin korunduğu, hatta teşvik edildiği, rant paylaşımında al gülüm ver gülüm yapıldıgı, ilğili makamlar tarafından başta Kumluca Kaymakamlığı olmak üzere görüp işitilmiyormu???? Adrasan koyunun bütün bu çirkin tablolar karşısında imdat çığlıklarını duyan kimse yokmu.???? Belediye başkanının yaptıgı yolsuzluk ve usülsüzlükleri denetleyen bir üst kurul yokmu???? Adrasan gibi küçük bir beldede 15 yıldır neden kalıcı bir imar planının yapılıp, uygulamaya geçirilememesinin hesabını kim verecek??? Saygılarımla

  • Ö. Özer yorumu:

    03 Ekim 2009 Cumartesi 21:32

    Görevi ihlaline son!!!!
    Anayasamıza göre kıyılar, devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Medeni kanunumuza göre kıyılar kimsenin mülkiyetinde değildirler, ve hiç bir şekilde özel mülkiyete konu olamazlar. Yasalar böyle emretmesine rağmen Adrasan koyunda kıyı-kenar çizgisi bugünde olduğu gibi acımasızca yağmalanmaktadır. Başta Antalya Valiliği,Kumluca Kaymakamlığı, Mal Müdürlüğü, ve Çavuş köy belediye başkanlığı bu yağmalamaya sessiz kalarak ve göz yumarak ortak suç islemektedirler.

  • SADULLAH DEMIR yorumu:

    28 Eylül 2009 Pazartesi 21:48

    ADRASAN SORUSTURMASINDAN HIC KIMSE BIR SONUC BEKLEMESIN
    -------------------------------ADRASAN SORUSTURMASINDAN HIC KIMSE BIR SONUC BEKLEMESIN. VALI YÜKSEL ONU DAHA ÖNCEKI SORUSTURMA GIBI SÜMEN ALTI EDECEK. SEN YOLUNA DEVAM ET BASKAN AKKULAK DURMAK YOK YAGMALAMAYA DEVAM------------------------------------- Bilindiği gibi Alaaddin Yüksel 31.01.2003 tarihinde Antalya Valisi olarak göreve başlamıştır. Vali Yüksel yaklaşık 7 yıldır Antalya da görev yapmaktadır. Kendisini Antalyalılar tarafından Vizyoner, Stratejist, ,Halk adamı, Vatandaş memnuniyetini odaklayan , toplam kalite anlayışını benimseyen ve de güçlü bir Lider olarak tanırlar, bilirler. Belki de bu unvanlar ona daha evvel Emniyet genel müdürlüğü yaptığı için verilmiştir. Kim bilir? Görev yaptığı süre içerisinde birçok başarılı çalışmaya imza atmadığını ve Antalya da kalıcı izler bırakmadığını söylemek biraz haksızlık olur Fakat Vali Yükselin yumuşak bir karnı vardır. Adrasan´da yıllardan beri devam eden yağmacılığın Antalya Kumluca Kaymakamlığı İlce Mal Müdürlüğünün 57 kişilik kıyı yağmacılığını tespit ettiği tarih ise 30.12.2004 tarihini taşıyor. Yani Vali Yüksel göreve geldikten yaklaşık 23 ay sonra bu tespit yapılıp Belediye Başkanı Yalcın Akkulak a yıkım emri veriliyor.. Bunu sadece çevresindekiler ve konudan mağdur olanlar bilir. Vali çok İyi bir Stratejist olduğundan bazı alanlara hiç girmemekte ve konu ile ilgili hiç bilgisi yokmuş gibi davranmaktadır. Bu alan AKP li taşra ve belde Belediyelerinin yaptıkları kanunsuz, keyfi ve RANT amalci uygulamalardır. Vali Yüksel Antalya da bu denli uzun süre kalabilmesine sözü edilen bu alana dokunmamasına borçludur. Adrasan da yaşanan kıyı yağmacılığına göz yumulması ve de AKP li yandaşların bölgeyi kendi kişisel çıkarları doğrultusunda RANT bölgesine çevirmeleri bunun en bariz örneğidir. Adrasan´daki Yağmacılık Vali göreve gelmeden önce başlamıştır. Fakat göreve geldikten 23 ay sonra tespiti yapılıp belgelenmiştir. Antalya da devleti temsil eden bir numaralı kamu görevlisi olarak yaşanan yağmadan oda sorumludur. Vali Antalya´da gitmediği hiç bir yer kalmamasına rağmen Adrasan´a bugüne kadar hiç gelmemiş ve kendini sürekli YAGMALAMA konusunun dışında tutarak Belediye Başkanı Akkulak ve Yandaşlarına kanunsuzluklarına devam etmeleri için uygun bir ortam sağlamıştır. Antalya Yerel medyasının yapılan kanunsuzları belgeleri ile gündeme getirip Vali Yüksel´i göreve çağırmasından sonra 23.09.2009 tarihinden itibaren soruşturma başlamıştır. Bu soruşturma her ne kadar çevreci gruplarda heyecan uyandırsa da sümek altı edilmeye mahkûmdur. Bu soruşturmadan da 2004 yılındaki soruşturma gibi hiçbir şey çıkmayacaktır. Soruşturma uzun sürecek konu soğutulmaya çalışılacak ve bürokrasinin öğütücü çarkı içerisinde UNUTTURULACAKTIR. PEKI NEDEN? Adrasan Belediye Başkanı ve Yandaşları kıyı yağmacılığı ile nasıl maddi RANT elde ediyorlar ise Vali Yüksel de yapılan bu kanunsuzluklara göz yumarak siyasi RANT elde etmektedir. Valinin ettiği siyasi RANT ise koltuğunu koruyabilmektir Başka türlü de davranması stratejist Vali Yüksel den beklenmemelidir. Zira devletin diğer valileri gibi o da AKP´nin Milletvekillerinden, il Yöneticilerinden ve de Belediye başkanlarından korkmaktadır. Geri kalan mesaisini merkez valisi olarak Ankara´da can sıkıcı pasif bir görevde geçirmek istemez. Ne acıdır ki koltuğu kaybetmemek uğruna yapılan bu göz yummalar Adrasan gibi bir güzelliğin göz göre göre betona boğulmasına, çirkin yapılar ile dolmasına ve doğasının katledilmesine neden olmaktadır. Bu acı gerçekler Antalya medyası tarafından çok kabul görmeyecek biliyorum. Bazıları belki de haklı olarak köselerinde yayınlamak istemeyecekler. Gerçekleri kabullenmek her zaman kolay değildir ve de bedelleri bazen ağır olabilir. Vali Yüksel in medya da çok yüksek kredisi vardır. Bu kredi görülüyor ki Adrasan olayından sonra yavaş yavaş tükeniyor. Buradan Sayın Valiye sormak isterim. Antalya dan dan giderken nasıl hatırlanmak istersiniz? Bunun üzerine biraz daha düşünün--------Saygılarımla------- SADULLAH DEMIR

  • Adnan Çoban yorumu:

    26 Eylül 2009 Cumartesi 22:20

    Adrasan’ın öteki yüzü
    Adrasan, Antalya'nın Kumluca ilçesine bağlı ve 1996 yılında belde olmuş bir yöremizdir. Çevresi çam ağaçları ile kaplı ilginç ve dünya harikası bir koya sahiptir. Karadan denize ters rüzgarlar alıyor ve bu yüzden rüzgar gücünün egemen olduğu geçmiş yıllarda yelkenliler bu koya giremeyip medeniyet izlerini Olympos, Phaselis, Antalya limanlarına taşımış bir yerdir Adrasan. Yani gizli bir cennetimizdir… Son zamanlarda bu beldemize yönelik bazı tartışmalar yaşanıyor. Bu konunun üzerine giden gazeteciler arkadaşlarımızı yakından takip etmeye çalışıyorum. Bu tartışma Sayın Valimiz Alahaddin Yüksel’e de yansımış durumda. Tartışmanın sonucu nereye kadar uzanır ve ne gibi sonuçlanıra dayanır bilemem ama bir şekilde sonuçlanacağa muhakkak. Bu tartışmanın iki tarafı olduğu biliniyor. Bu günlerde rantın ve kaçağın yoğun yaşandığı bir bölge olarak anlatılmaya çalışılıyor. İşin gerçek yüzünü göremeyen arkadaşlarıma, birkaç sözde ben eklemek istiyorum. Yani sahilde bulunan herkesin kaçak yer inşa etmediğini altını da çizmek istiyorum… Bazı otel ve pansiyonlar kıyı kanuna çıktıktan sonra kaçak duruma düşmüşlerdir. Ben iyi biliyorum, 30 yıl önce yapılmış otel ve pansiyonlar vardır. Kıyı kanunu 1991 yılında çıktığı için bazı binalar istemeyerekte olsa kaçak durumuna düşmüştür. Turizm Müdürlüğü, Bayındırlık ve İskan Müdürlükleri bu binaların eskiden yapılmış olması nedeniyle mevcut haliyle kalmasını uygun görmüşlerdir. Zaten o kanundan sonra çivi bile çakamamışlardır. Kıyı yağması daha çok 2004 yılında göreve gelen ve hale aynı görevde bulunan AKP’li Belediye Başkanı Yalçın Akkulak dönemine rastlar. 6 yıldır belediye başkanlığı yapan Akkulak, sahil rantını yandaşlarına paylaştırmıştır. Sayın Akkulak 2005 yılında başlattığı imar planı ve ardından 18 imar uygulamasını 2009 Ocak ayında tamamlamıştır. Ama yapılan uygulamada görülmüştür ki, yandaşlar sahile indirilmiş ve bataklık kısmı da rakiplere bırakılmış. Yapılan planlar halktan kaçırılmış ve askı aşaması ise gizli tutulmuş, itirazlar görmemezlikten gelinmiştir. Çünkü itirazları değerlendirmeye almak istememişler ve halktan bazı şeyleri saklamayı daha uygun görmüşlerdir. Sahile inen yandaşlar daha kesinleşmeyen plan ortada dururken, inşaata kazmayı vurmuşlar. Yani kaçak yapılar mantar gibi türemiş. Kaçağa göz yumanların arkasında yine aynı belediye başkanı bulunmakta… Bu duruma isyan eden Adrasan halkı “Yürütmeyi durdurma” kararı bile aldırmış. Danıştay 6. Dairesi tarafından 12 Mayıs 2009 tarihinde bu karar verilmiş. Karar verilmesine verilmiş ama dinleyen yok. Yani yasaları çiğnemeyi sürdürmüşler ve inşaatlar kaçak şekilde devam ettirilmiş. Belediye bu konuda Danıştay’ın verdiği kararı bile hiçe saymış. Adrasan gerçeğinde bunları görmek gerekir. Ayrıca bu kaçak inşaatları aylar öncesinde bizler zaten dile getirmiştik. Ve ilgilileri göreve davet etmiştik. Adrasan’da yaşanan olayların geçmişine iyi bakmak gerekir!!! Adnan Çoban

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...