Çarşamba, 13 Kasım 2019
Şahin AKÇAP

HZ.MUHAMMET VE ATATÜRK


Aşağıdaki yazı, Ahmet ağabeyin (Ahmet Dökdök) Makro Paşa köşesinde yayınlandı. Atatürk’ün dine ve son peygambere olan olağanüstü saygı ve sevgisinin somut bir kanıtı olan yazıyı bir görev bilerek ve Ahmet Dökdök’ün hoşgörüsüne sığınarak köşemde yayınlıyorum. Atatürk’ü din düşmanı gösterme gayreti içinde olan din tacirlerinin maskelerini düşürmek açısından çok değerlidir. Okumalı ve her kese anlatmalı.
“Can Ataklı anlatıyor: Pazartesi akşamı Avrasya Televizyonunda Lale Şıvgın’ın sunduğu “beyin Fırtınası” programına katılmıştım biliyorsunuz. Programın diğer konukları Nevzat Yalçıntaş ve Erol Manisalı idi. Nevzat Yalçıntaş program sırasında Atatürk’le ilgili küçük bir anekdot’a yer vererek “Suudiler 1926 yılında sınırları içinde tüm mezarlıkları yıkıyorlardı.” Atatürk sıranın Hazreti Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek,
“Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim” demişti.
Bunun üzerine Suudiler hazreti Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi dedi. Programın ana konusu kapatma davası olduğu için bu konu fazla uzun sürmedi. Programdan sonra lale Şıvgın, yayının yapıldığı Doğatepe tesislerinde bizlere birer çorba ikram etti. Bundan yararlanarak Prof. Yalçıntaş’a “Hocam programda anlattığınız olayın ayrıntılarını söyleyebilir misiniz” diye sordum.
1981 yılında 12 Eylül Askeri Yönetimi Atatürk’ün 100. Doğum yılı nedeniyle kapsamlı bir program hazırlamış. Prof Yalçıntaş o dönemde İlim Kurulu’nun başına getirilmiş. Amaç Atatürk’le ilgili çeşitli kaynaklardan arşiv araştırması yapmak ve “Bilinmeyen Atatürk’ü” ortaya çıkarmakmış.
Prof. Nevzat Yalçıntaş: Dışişleri’nde Münir bey vardı ( Soyadını hatırlayamadı) iyi bir araştırmacı ve arşivciydi. Ona Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin araştırılması görevi verilmişti, diyerek anlatmaya başladı. Sonra da sürdürdü: bir gün Münir Bey aradı. Çok ilginç bir belge bulduğunu, bunu getirip göstermesi gerektiğini söyledi. O sırada benim çalıştığım Başbakanlık binası ile Dışişleri binası aynı yerde. Hemen atlayıp geldi. Çok heyecanlıydı. Prof. Nevzat Yalçıntaş, Münir Beyin gösterdiği belgeye baktığında çok şaşırdığını belirterek şöyle devam etti: Belge bir telgraf metniydi. Henüz yeni kurulan Suudi devletinin Kralına gönderilmişti. Telgrafta “Hazreti Muhammed’in mezarının yıkılacağını derin üzüntü içinde öğrendim. Bu kutsal emanete asla dokunamazsınız. Bir tek taşının bile zarar gördüğünü duyarsam orduyu aşağıya gönderirim” anlamına gelen cümleler vardı. Nevzat Yalçıntaş, burada Hazreti Muhammed’in mezarı ile ilgili kısa bir detay anlattı. İngiliz işgali sırasında Komutan olan Fahrettin Paşa’nın kabri terk etmemek için uzun süre direndiğini, aç kaldıklarını bu nedenle çekirge yiyerek beslendiklerini, sonunda İngilizlerin hiçbir şekilde dokunmamaları kaydıyla Hazreti Muhammed’in mezarını terk ettiklerini ancak kutsal emanetleri de yanlarına aldıklarını söyledi.
Şimdi gelelim belgenin bulunmasından sonraki gelişmelere, çünkü vahim ve ilginç olan bu: Nevzat Yalçıntaş’ın anlattığına göre Münir Bey belgeyi önce bir üst amirine götürüyor. Belge oradan daha yukarı taşınıyor. Sonunda müsteşara oradan da Bakan İlter Türkmen’e geliyor. Tabii Kenan Evren Başkanlığında ki Milli Güvenlik Konseyinin de haberi oluyor. Sorun şu: bu belge ne yapılacak? Dönemin Atatürkçü Komutanları ve onların emrindeki bürokrasi bu belgenin açıklanmasını istemiyor. Ancak belgede ortaya çıkmış bir kere.
Sonunda o dönemde yazılan ve şimdi kitapçılarda tek nüshası bile kalmayan bir Atatürk Kitabının içinde, hiçbir anons yapılmadan kalıyor. Kısacası konu adeta kapatılıyor, sadece o tuğla gibi kalın kitabı sonuna kadar okuyanların dikkatini çekecek biçimde zevahiri kurtarmak adına konuyor. Peki, bu belge şimdi nerede? Kimin koruması altında? Bu da bilinmiyor bilinen tek şey, Atatürk’ün İslam âleminin Peygamberi Hazreti Muhammed’in mezarının ortadan kaldırılmasını önlemesi herkes den saklanıyor.
Hazreti Muhammet Mescidi Nebevi’de yatıyor. Bu mezar bugün dünyanın en büyük camisinin içinde bulunuyor. 600 bin kişinin aynı anda namaz kılabildiği mescidi Nebevi’nin korumasını çok uzun yıllar Osmanlı Askeri yapmıştı
Arabistan’da mezar adeti yoktur. Ölüler herhangi bir yerde toprağa verilir, üzerine belirleyici bir şey konmaz. İslam büyüklerinin mezarlarının yerleri bilinmez. Atatürk’ün müdahalesi olmasa Suudiler, Mescidi Nebevi’nin hemen dibindeki Hazreti Muhammet’in mezarının da tamamen ortadan kaldıracaktı. Nitekim peygamberlerimizle aynı yere defnedildikleri bilinen sahabenin önde gelen isimlerinin mezar yerleri bugün dümdüzdür.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...