Perşembe, 19 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

DONDURMA AĞACI


Rusların on yıllar öncesi Uşak’ta yaptığı Sigorta evlerinde oturuyor analığım (kayınvalidem). Yaklaşık yirmi gündür konuğuyuz. Yaş seksen üç. Ama ne on sekizlilere taş çıkarır.

Sabah kuşlarla birlikte uyanıyor. Pazardan aldığımız yöresel otları hamur içine döşeyerek bükmeler yapıyor., haşhaştan da peksimetler…

Apartman arkadaşı Belkıs ablayla güzel anlaşıyor. İşleri bitti mi koca apartmanın önüne yaydıkları kilimler üzerine oturup torun torba,gelin damat söylencelerine dalıyor, yoldan geçenleri seyrediyorlar. Görenler aylak sanır ama değiller.

Sabah çalan kapıyı açtığımda Belkıs abla koca bir bağ nane uzatıyor. Tek sözcük etmiyor. Hani her kes tatil de ya. Kimseyi rahatsız etmeyelim diye düşünüyor. Analığım tilki gibi. Sesi duyar duymaz ayaklanıyor. Sol gözünü geçen yıl, sağ gözünü de bu yıl katarakt derdinden kurtardık ya; her şeyi artık net görüyor. Elimdekileri bakarak :

-Nane mi o.?diye soruyor fısıltıyla. Nanenin kokusu çoktan evi sarmış. Başımı “evet” diye sallıyorum.

Saat henüz çok erken. Yattığım yere uzanıyorum. Analık naneleri yaprak yaprak yaydığı koca sofra bezine ayıklıyor.

İki gün içinde ayıklanmış naneler yattığı odaya yaydığı örtüler üzerinde kuruyor. Sonra büyük bir sabırla naneleri kocaman avuçları içinde ovup, öğütüyor.

Daha haftalar var Ramazan ayına. Ama analığım mı, Belkıs abla mı bilinmez, birbirlerini ayartıp bir Pazar sabahı iğde, vişne, erik ağaçlarının sarıp sarmaladığı bahçenin bir köşesinde oluşturdukları ocakta; seherde yoğurdukları hamuru oklavalarla inceltip sacın üzerine yayarak Ramazan ayına ilk hazırlıklarını pişirdikleri yufkaları tepeleme dizerek yapıyorlar. Eşim ve daire komşumuz Kader hanım da elleri mahkum iki kafadara yardım ediyor.

Kim bu iki karınca ruhlu kadına aylak diyebilir ki? Onlar iki atom karınca. Tepeden tırnağa bereket saçan Anadolu’nun yiğit, özverili kadınları. Hani Afyon’dan, Uşak’tan ardına bakmadan kaçan Yunan ordusu niye böyle korkup kaçtı diye tarihçiler bir birlerine sorarlar ya…Kanıtı kayınvalidem Hacer hanım ve Belkıs abla…Kadını böyle tepeden tırnağa enerji dolu topraklar hiç koyunlarında düşman barındırırlar mı?

* * *

Belkıs ablanın iki şirin kız torunu evin önündeki koca ceviz ağacının altında oynuyorlar. Pek de şirin yumurcaklar. Sesleniyorum:

-İrem ne yapıyorsunuz?

Yanıt veriyor İrem elindeki dondurmayı yalayarak.

-Dondurma yiyoruz.

İzmir sıcağından annesiyle koşup gelen, bozkır serinliğine sığınan küçük kız Sıla giriyor söze:

-Sen ne yapıyosun? diye soruyor.

-Sizi seyrediyorum.diyorum. Sonra muzipliğim tutuyor:

-Hani salıncak yaptığınız şu ceviz ağacı var ya. Her akşam dibine süt dökerseniz, sabahları dalları dondurmayla dolar. Dondurmacıya gitmenize gerek kalmaz diyorum.

Garip garip bakıyorlar. Bir altı, diğeri yedi yaşına henüz yeni basmış. Sonra kıkırdıyorlar:

-Olur mu canım?! Şaka yapıyorsun amca. diyorlar. Ciddi bir ses tonuyla söylediklerimi yineliyorum. İkisi de:

-Hadi sende. dercesine başlarını sallıyorlar.

Saçlarındaki dört beş örgüye takılıyorum.

-Kim ördü saçlarınızı? diyorum. Tam fırsatını yakalamış gibi kafa kafaya veriyor:

-Bakkaldan aldık amca. Sana da alalım mı? diye yanıt verip, dondurma ağacı şakamın rövanşını alıyorlar. Eh işte!.. Zamane çocukları…Dilerim büyüdüklerinde de böyle kül yutmaz, aldatılmaz olurlar…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...