Çarşamba, 23 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

Bir kurbanlık hikayesi

Rahmetli babamız hayırlı bir işinin başlangıcında hep adak adardı.

"Allah'ım hayırlısıyla olsun kurban keseceğim."Sözü verirdi.Ve her zaman sözünde durur, adak ya da kurbanını alır; bütün bir aile, bir minübüs kiralayıp doğru Erek Dağı eteklerinde bulunan Zırvıstan köyündeki ziyarete gider,yumuşan(alıç)ağaçlarının gölgeliğinde çullarımızı serip,loplarımızı(minder) döşeyip piknik yapar sonra da adağı kesip babamızın rabbine verdiği sözü yerine getirirdik.

Yine o yıllarda adak adayan babamız bir çepiş(keçi) alıp getirmiş:

"Perşembe günü ziyarete gideceğiz, hazırlanın." Demişti.

Büyük oğuluz ya:

"Bak adak senin himayende.Perşembe gününe kadar yemleyecek,suyunu vereceksin." Diyerek bana görev vermişti.

Keçi bu...Yaramaz mı yaramaz...

Zıp zıplıyor,kömürlükte her şeyi dağıtıyordu.Hadi dışarı çıkarıp havalandırayım derken kaçırmıştım.

Keçi önde, ben arkada; önce komşumuz Behice Ayman ablanın bahçesine,oradan da dereye koşuyoruz.Tam yakalamak üzereyken; sıyrılıyor ve deli dolu koşmaya devam ediyordu.

Dere de bizim memleketin şişecilerinin açık hava restorantı gibiydi.

Rakısını,şarabını,nevalesini alana ağır abiler, bulak başında sofralarını kurup kafa çekerlerdi.Bazen sarhoş olup cıvıttıklarında, mahallenin azılı çocukları, yukarıdaki tepelerden bu şermikcilere taş yağdırırdı.

Elimden kaçan keçi; kavak ve söğüt ağaçlarının arasında adeta benimle saklanbaç oynuyordu.Tam yakalayayım derken, elimden kurtulup, var gücüyle kaçmayı başarıyordu.

Kan ter içinde kalmıştım.

"Ya kaçar giderse bunun hesabını babama nasıl veririm korkusuyla panikliyor, haylaz keçiye bildiğim ne kadar küfür varsa yağdırıyordum.

Yorulmuş,nefes nefese kalmıştım ki ağaçların altına yaydıkları gazete üzerindeki içkilerini yudumlayan ağır abilerden biri seslendi.

"Olum helak olmuşsun be! Otur nefeslen, ben yakalarım şimdi."Dedi.

Sevinçle haykırdım:

-Abilerim, o keçi adaklığımız!
Yakalayamazsam, babam, onun yerine beni adak diye keser.Diyerek çimlerin üzerine çöküp kaldım.

Ağır abi Bir ok gibi fırlayıp keçinin ardından kayboldu. Dakikalar sonra boynuzlarından yakalamayı başardığı avaz avaz çığıran keçiyle yanımıza döndü.

Çöktüğüm yerden sevinçle doğruldum.Keçinin ön ve arka ayaklarını söğüt ağacının ince dallarıyla bağlayıp boynuma yüklediler:

"Hadi al götür."Dediler.

Ağır abilere binlerce teşekkür edip yanlarından ayrılırken içlerinden biri:

"İnşallah sen bizi yukarıdan taşlayan verdeçelerden biri değildin değil mi?" Dedi.

Boynumdaki keçinin yüküyle geri dönüp cevap verdim:

-İki gözüm kör olsun ki onlardan biri değilim abi!Dedim.

Doğru demiştim...Hiç bir zaman şermikçi ağır abiler dahil hiç kimseye taş yağdırmamıştım.

Yorgun argın eve dönüp boynumdaki keçiyi kömürlüğe indirdim ve kapısını sıkı sıkıya kapattım.

Perişan halime acıyarak bakan anama keçiyle yaşadığımız macerayı anlatınca:

"Men öleydim oğul, bu ne hal!" Diye küçük bir çığlık koparmıştı.

Firari adaklıkla yaşadığımız bu serüveni anamla sır olarak tutup ,babama duyurmamaya kararı verdik.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...