Pazartesi, 15 Ekim 2018
Sevim AKDENİZ

PURO KOKULU KADIN

“Offf” dedi Leyla Hanım sallanan sandalyesinden doğrulurken. Ayağı koltuğunun yanında ki sehpaya takıldı. Neredeyse yüz üstü düşecekti yerdeki kırmızı kare desenli, tüyleri dökülmüş dokuma halının üzerine. Biraz gerilmeye görsün, ya ayağı bir yerlere takılır ya da elindekileri yere düşürürdü. Tabak olsun, bardak olsun tıpkı hayalleri gibi kırılır, dağılırdı…
Düşme tehlikesi geçiren o değildi sanki. Salonla bir olan mutfaktaki tezgâha doğru yürüdü. Mavi elbisesinin üzerinde minik yeşil yaprakları ve mine çiçekleri olan pazenden elbisesinin endamıyla dayandı mutfak taşına. Bahçeyi gören pencereyi açtı. Deriiin bir nefes aldı ve nefesini bir süre tuttu içinde. İçine hapsedemediği bir kokuyu kaybetmenin telaşıyla soluksuz kalmayı göze alarak, “Ah Leyla ah” diye iç geçirdi.
Gözleri, bahçeye açılan pencereden dışarıya süzüldü, yavaşça. Kışın karına, yazın sıcağına, hatta çılgınca yağan dolulara ve yağmurlara inatla, yıllarını eskiten cevizden, sallanan sandalyeye takıldı kaldı gözleri. Yorgun ruhu, hüzünlü dalgalar gibi içine aldı unutmak istediği anılarını. Yüreği sızladı Leyla’nın.
Sıtkı, Küba kadınlarının dizlerinde özenle sardıkları puroyu dudaklarının arasına aldı. Geçen yıl gittiklerinde, uzun uzun izlemişti puro saran kadınların çalışmalarını. Sonra da, önceleri sadece yazları geldikleri bu bahçeli evlerinde içmek üzere almıştı. Daha sonraki yıllarda hep kalmışlardı bu bahçeli evlerinde. Kocası, kendi elleriyle özenle yerleştirmişti valize puro kutusunu. Nedenini anlayamadığı, Sıtkı’nın parlayan gözlerini görmüştü Leyla onu izlerken. Kendisinden gizlediği dününün olduğunu hep hissetmişti. Sıtkı’nın bilinmeyen tarafı, onu hiç rahatsız etmediği için olsa gerek, aklının ucuna bile getirmek istemedi kurcalamak. O, Leyla’yı bu sıra dışı endamıyla sarmıştı kollarına. Leyla’da Sıtkı’nın gizemli dününü, sarıp sarmalamıştı yeni bir günün güneşi gibi. Gizliden, sanki bir dostça el sıkışmaydı bu hayat. Sessiz bir dinginlikti dün, Sıtkı ve Leyla için.
Gözleri, sallanan sandalyeye mahkûm. Puro kokusu ise anılarının içindeki hayallerinde tutuklu kalmıştı Leyla’nın. Ah yok mu bu puro kokusu. “Ahhh!” diye inledi sessizliğinin karanlığında, gözleri kapalı. Sıkıca sarıldı Leyla’nın beline Sıtkı. Sanki kalbi duracaktı. Kulağında bir fısıltı, yapıştı yüreğine. Tebessüm, dudaklarında anlam buldu bir an. Puro kokusu burnunun ucuna değdikçe, gerçekle hayalin ayırımına varmakta zorlandığını fark etti. Kurtaramıyordu puro kokulu duygularını, düşlerinden.
Leyla bunu tam beş yıldır yapıyordu; hem de hiç aksatmadan; her cumartesi ve pazar günleri, tam saat 10.00’da. Sabah kahvaltıları bu saatlerde biterdi çünkü. İçerden puroyu getirirdi. Cevizden, kahverengi, vernikleri biraz soyulmuş ve Sıtkı’yla bütünleşmiş sallanan sandalyeye otururdu. Hiç ömründe dudaklarına sigara bile değmemiş Leyla, puroyu iki dudağının arasına alırdı. Sehpanın üzerinde ki kibrit kutusunu aldı. Farkına varmadan avucunun içinde okşarcasına sarmaladı çıra kokulu kutuyu. Sonra burnuna götürdü. Kahverengi gözlerinden, acı çeken gözyaşları bıraktı kendini kokuyu içine çekerken. Kocası dönüp bakmamıştı bile yeni yeni çıkan çakmaklara. Leyla ise her zaman olduğu gibi, sorgusuz ve sualsiz, hayatının içinde ki kibritleri ve kutularını, Sıtkı’yla anlamlaştırmıştı. Şimdi ise onun gidişinden sonra, onu yaşatırcasına çakmaklara isyan, evinin umulmadık yerlerinde hep kibritleri bulundururdu. Kibritteki alev yetmedi Sıtkı’nın purosunu yakmaya. Nefesi yetmiyordu sanki. İkinci kibriti çaktı kibrit kutusuna. Uyumlu bir alev ve nefesin arkasından, puro kokusu bahçeye yayılmaya başlamıştı bile. Sehpanın üzerindeki kül tablasına bırakarak, mutfağına geçti Leyla. Sıtkı varmışçasına, mutfak penceresinden giren bu Küba kokusu, Sıtkı’yı ruhunda yaşatmaya yetiyordu.
Sıtkı, yaşanmamışlıkları olmamış gibi gitmişti. Tıpkı sessizce hayatına girdiği gibi. Ağırdı onun sevgisine mahkûm kalmak. Kocasının varlığı tıpkı puronun kokusu gibi kalmıştı bahçeli evlerinin içinde. Hayal olup gitmişti dumanı gibi. Geriye ise sadece puro kokulu kadın kalmıştı. Bir de hüzün.

Sevim AKDENİZ

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Mustafa ŞİMŞEK
Mustafa ŞİMŞEK2018-06-08

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2018-09-22

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2018-09-06

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2018-09-22

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2018-05-30

E-bülten Gurubu

bize katılın ...