Perşembe, 25 Mayıs 2017
Bülent DOKUZLUOĞLU

Zengin Ama Değersiz Şirketler

Amerikanın zengin işadamı ve şimdi ki başkanı Trump, zenginliği şöyle tanımlamaktadır: Bir insanın varlığı 0-200.000$ ise fakir, 200.000-1.000.000$ ise orta sınıf, 1.000.000-20.000.000$ arası zengin ve 20.000.000$ üzeri ise süper zengin. 20.000.000$ sonra kazanılan para insanın yaşam standartını değiştirmemektedir.

Ülkemizde bu skalaya göre oldukça zengin patronlar mevcut. Peki bu patronların sahip oldukları şirketlerin yüzde kaçı değerli. Baktığınızda koca koca şirketler, eksik niteliksiz personelle çalışmalarını yürütüyor. Onlara gereken eğitim yatırımını yapmaktan kaçınıyor. Tedarikçilerini düşman gibi görüp, ödeme dengelerini güçlünün haklı olması felsefesine göre düzenliyor. Bir şirketin dört ana paydaşa karşı sorumluluğu varken bunlardan sadece birini ön planda tutup, diğerlerini hiçe sayıyor. Yani bir şirketin patronuna, müşterilerine, personeline, devlet ve topluma karşı eşit sorumluluğu varken, sorumluluklarında hep patrona öncelik veriyor.

Tabi bunun sonucunda, patronla var olan ve patronla yok olan şirketler ülkemizde çoğalıyor. Etrafımıza baktığımızda son yirmi yılda hemen hemen her sektörde koca koca şirketlerin iflaslarını ve/veya kardeşler arasında bölündüklerini görüyoruz. Çünkü patronların önceliğine sistem, sürdürülebilirlik, marka yaratma gibi konular hiç giremiyor. Bunun önemli nedenleri arasında patronların sistemle değil de, kendi risk alma yetenekleri, zekâları ve fırsatları iyi değerlendirmeleri ile kazandıkları sermaye yapısı bazı şeyleri başarabilmeleri geliyor.

Yani patronlarımız sisteme inanmıyor. Onlar inanmadığı için etrafındaki yöneticiler de inanmıyor. Yani patron her zaman haklı. Haklı patronların yönettiği şirketlerin nesiller boyu sürdürülebilir olması, marka ve değer yaratabilmesi bu şekilde mümkün olamıyor. Uluslararası otel zincirleri bir şirketle bin-bin beş yüz otel yönetebilirken, değer ve sistem yaratamayan ülkemizdeki şirketler, on-on beş oteli yönetemiyor, ya otel zincirleri parçalanıyor ya da iflas ediyor.

Sistem kurma konusunda uzman ve bilimsel yönetimin babası olarak sayılan Frederick Taylor (d.1856 ö.1915. )’un sisteminde bütün işlemlerin en basit ve standartlaştırılabilen götürü işlere bölünmesi yanında, bir işi düşünme, yapma ve denetleme aşamalarının ayrı kişiler tarafından yapılması ilkeleri yatmaktaydı.

Taylor’un doğum tarihine dikkatinizi çekmek isteriz. Yani yaklaşık yüz yıl önce ortaya konulan bilimsel gerçekleri biz bugün şirketlerimizde nasıl uygularızı düşünmek bir yana, hala inkâr etmekteyiz. Bu inkar bana, Galileo dünya dönüyor derken, bazı insanların bunu kabul etmeyip, dünyanın ineğin boynuzları arasında olduğunu savunmalarını hatırlatıyor.

Taylor’un tezi aslında oldukça yalın, bugün kelimelerle anlatmamız gerekirse, bir şirkette, strateji, operasyon ve kontrol ayrı kişiler tarafından yürütülmelidir. Oysa şirketlerimizin genel yapısına baktığımızda, stratejiyi belirleyen patron, operasyonu yürüten patron tabi bu iki faaliyeti patron yürütünce bir kontrol sistemi de kurmak mümkün olamıyor.

Yani kaçınılmaz son patronların kurup yönettiği şirketler patronlarla yok oluyor.

Bülent Dokuzluoğlu
Yönetim Danışmanı

Bülent DOKUZLUOĞLU

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Ali MUTAF
Ali MUTAF2017-04-18

""

Bülent DOKUZLUOĞLU
Bülent DOKUZLUOĞLU2017-04-19

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2017-04-29

""

Mustafa ŞİMŞEK
Mustafa ŞİMŞEK2017-05-07

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2017-05-18

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2017-05-24

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2017-05-25

""

Zeyyat ŞAHİN
Zeyyat ŞAHİN2017-05-18

E-bülten Gurubu

bize katılın ...