Perşembe, 19 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

Baba

Hayatın ana felsefeleri arasında yer alacak bir sözdür:
“İnsan babasını kaybedince büyürmüş.” Sözü.
İlk gençliğin kavak yellerinin estiği o günlerde, yani ben yaştakilerin 80’li yıllar öncesinde, usul usul her şeyin siyasallaştırıldığında; eski ile yeni arasındaki çatışmalar da meydana gelmişti.
Diyalektik yani doğanın deviniminin kuralıydı yeninin, eskiye karşı durması ve eskinin, yeniye karşı direnmesi.
Babamın beni sevmediğine inanmıştım. Çünkü sevgisini gösteremeyen ve ekmek kavgasının yükü altında çok çocuklu nüfusunu namerde muhtaç etmeyen babamın yüzünü pek göremezdim. İş hayatındaki koşturması, çalışma koşullarındaki stresi onu kendi alanına hapsetmişti.
Kuralları vardı ve o zamanki asi diye adlandırdıkları gençlere karşı hassas ve duyarlıydı. Ayhan Işık filmlerindeki bir babanın uzun saçlı oğluna, özgür düşüncelerine taviz vermeyen örneklerinden gibiydi.
Tercüman Gazetesi okurdu. Muhafazakâr, Adnan Menderes hayranı babamızın gömme dolabın içindeki onca kitabı okumasına rağmen böylesine katı ve ketum olması her kes gibi beni de şaşırtırdı.
Böyle olunca aramızdaki mesafe hayli açılmıştı. Ta ki Karaoğlan Ecevit’in efsaneleşmeye başladığı o günlere kadar bu uzak duruş, kopukluk devam etmişti. Bir yanlış anlaşılma yüzünden farklı düşüncelerden olan komşumuzun evimizin kapısına dayanıp bıçağını çektiğinde; evden fırlayan ve saldırganla aramıza siper olan babamla sanki birden tanışmış olmuştuk.
O günler o Tercüman Gazetesi, ben ise Cumhuriyet Gazetesi okuruydum.
“Niye gizli okuyorsun? Sende benim gibi gazetenin getirip orta yere koy ki bende okuyayım.” Demişti.
Müthiş bulmaca çözerdi. Tercüman Gazetesinin bulmacaları ona on beş dakika bile dayanamazdı. Ancak Cumhuriyet Gazetesinin bulmacaları zorlayınca oturup düşüncelerimi:
-Aynı ülkenin gazeteleri… Ancak birinde yurtseverlik diğerinde hamaset var. Kültürel birikimde önemli… Diye anlatmıştım.
“Benim gazetemde pehlivan hikâyeleri, seninkinde Abdulcambaz var. Benim gazetemde bol fotoğraf, efe tefrikaları var seninkinde anlam kargaşası.” Diye tartışmasını sürdürmüştü. Ancak gözlediğimde artık o da Cumhuriyet Gazetesi okuru olmuş ve hayatında o yıllar ilk kez Adalet Partisi dışında bir partiye, Bülent Ecevit’e oy vermişti. Ecevit Başbakan olduğunda da:
“Benim oyum olmasaydı zor olurdu.” Diye espri yapmıştı.
Yani anladım ki aramızda buzlar örülü diye düşündüğüm babam, beni o kadar çok seviyormuş ki öfkeli bir saldırganın önüne kendisini atmaktan bir an tereddüt etmemişti.
“Güveninizi kaybetmeyin. Düşman edinmeyin. Her insanın sizin gibi olacağını sanmayın. Yalan söylemeyin.” Nasihatlerinin en önde geleniydi.
Adaletliydi… Biz yedi çocuğunun üçü kızdı. Ve hiç birimizi eğitimden yoksun bırakmadı.
“Kız da erkek de aynı. Ayrımı yapanlar insan olamaz.” Derdi.
Değerlerimize sahip çıkardı.
“O değerleri kuşaktan kuşağa sürdürmek her kesin görevi.” Diye nasihat ederdi.
Çok önemli bir hastalık sonunda ameliyat olup evde istirahat ettiği sıralarda kitaplıktaki Fransız İhtilalı’nın anlatılılığı on ciltlik Pardayanlar romanının arka kapak içine şöyle yazmıştı:
“Bir işçinin evlatlarına bırakacağı en değerli miras helal ekmeği ve soyadıdır. Ancak size Pardayanlar adlı bu seri roman dizisini para pul yerine bırakıyorum. Romanın içindeki kahramanlar gibi olun. Doğru, ilkeli, haksızlıklara boyun eğmeyen bir insan olun.”
O şimdi yok…
Ama birkaç dakikalığına da olsa sağlıklı günlerinde söylediği her sözün şimdi hayatta karşıma çıktığını yaşayarak görüyorum.
Babalar sessizse… Bazen uzak duruyorsa sevgisizlikten değildir. Hayatın ağır yükündendir.
Unutmayınız ki hiçbir baba evlatlarının nefesini, sesini duymadan başını yastığa koyup uyuyamaz. Babalar sessiz gölgeler gibidir. Siz yok sandığınız an bile yanı başınızdadır. Bazen bir sözü ve nasihati ile bazen yaşama karşı takındığı eşsiz güçlü tavrıyla örnek olarak hep yanı başınızdadır.
Baba sevgisi denilince aklıma Sanatçı Volkan Konak’ın “Cerrahpaşa’da bıraktım yüreğimin yarısını”Şarkısı; Fatih Kısaparmak’ın “Benim babam” Türküsü gelir aklıma, içimde keskin usturaların dolaştığını hissederim.
Babalar… Derinden ve tertemiz, sessiz akan nehirler gibidir.
Şimdi babam hayatta olsaydı da hiç büyümeseydim diyenlerdenim.
Nur içinde yatsın.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...