Cumartesi, 24 Ağustos 2019
Şahin AKÇAP

Bizim türkülerimiz

Anası seslendi:
“Açma oğlum, açma o kadar radyonun sesini.”
“Nedenmiş o, hani seni demiyor muydun türküler bizim ninnilerimiz gibidir diye.”
“Ama oğlum bak ortalık yas yeri. Onlarca insanımız hayatlarından olmuş İstanbul’da. Sen yine de kapat radyoyu yakışık almaz insanlar yas tutarken radyo açmak.”
Suratını döküyor çocuk, sitemkar bir sesle:
“Zaten türküler sabahtan beri hep yanık. Oyun havası değil ki.” Diyor, anasının uyarısına uyup radyoyu kapatıyor.
Doğru demiş annesi, küçük oğlana:
“Türküler bizim ninnilerimiz gibidir.”Diye.
Söyleyemediklerimizi, açıklayamadığımız düşüncelerimizi, sevdalarımızı, içimiz yakanları hep türkü edip dökmüşüz ortaya.
Küçük oğlanla, annesi arasında geçen konuşma alıp ilk gençlik günlerime götürüyor beni. Şaplorens marka teybimize taktım mı Rahmi Saltuk, Neşet Ertaş, Livaneli kasetlerini, küçük bahçemizi konser yerine çevirirdim.
Teştin (leğenin) önünde çamaşır yıkayan anam kulak kabartırdı türkülere… Sonra da:
“Konu komşuyu rahatsız etme, azalt sesini teybin oğlum.”Derdi.
Bir keresinde Rahmi Saltuk’un sesinden Drama Köprüsü türküsünün sesini dinliyorum.
“Mezar taşlarını koyun mu sandın
Adam öldürmeyi oyun mu sandın Hasan ”
Anam kulak kesilmiş türküye… Devam ediyor türkü:
“Anadan geçilir Hasan
Yardan geçilmez.”
Anam teştin başından doğrulup, sabun akan ellerini beline koyarak ve kaşlarını çatarak:
“Hah sen de belli ettin kendini! Ne demek anadan geçilir, yardan geçilmez oğlum. Bu türküyü sevmedim başkasını dinleyelim.” Diyor.
Anlatıyorum anama türkülerin ruhunu. Nasıl ortaya çıkıp, kuşaktan kuşağa dillendirildiklerini… Ama nafile… Asıyor suratını.
TRT Radyoları türküleri yörelerine ve bölgelerine göre ayrıştırarak yayınlıyor. Ne zaman yalnız kalsam kapatıyorum televizyonu, radyoyu açıp TRT kanallarından birini bulup, dinliyorum türküleri. Bazen de Antalya kaynaklı Radyo Umut veya Radyo Akdeniz’den dinliyorum. Her türküde Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Türküler Dolu şiirini anımsıyorum.
Bakın ne güzel anlatmış, ne iyi etmiş… İşte o şiir:
TÜRKÜLER DOLUSU
Kirazın derisinin altında kiraz 
Narın içinde nar 
Benim yüreğimde boylu boyunca 
Memleketim var 
Canıma ciğerime dek işlemiş 
Canıma ciğerime 
Sapına kadar. 
Elma dalından uzağa düşmez 
Ne yana gitsem nafile. 
Memleketin hali gözümden gitmez 
Binbir yerimden bağlanmışım 
Bundan ötesine aklım ermez. 

Yerliyim yerli olmasına 
İlmik ilmik, damar damar 
Yerliyim. 
Bir dilim Van peyniri 
Bir avuç tiftik 
Bir çimdik çavdar 
Bir tutam şile bezi gibi 
Dişimden tırnağıma kadar 
Ressamım. 
Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım 
Taşıma toprağıma toz konduranın 
Alnını karışlarım. 
Şairim şair olmasına 
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına 
İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum 
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter 
Eğri büğrü, kör topal kabulüm 
Şairim 
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası 
Ayak seslerinden tanırım 
Ne zaman bir köy türküsü duysam 
Şairliğimden utanırım 
Şairim 
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum 
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim 
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm. 

Hey hey, yine de hey hey 
Salınsın türküler bir uçtan bir uca 
Evvelallah hepsinde varım 
Onlar kadar sahici 
Onlar kadar gerçek 
İnsancasına, erkekçesine 
"Bana bir bardak su" dercesine 
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım. 

Ah bu türküler 
Türkülerimiz 
Ana südü gibi candan 
Ana südü gibi temiz 
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla 
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz. 
Ah bu türküler, 
Köy türküleri 
Dilimizin tuzu biberi 
Memleket ahvalini onlardan sor 
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i 
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni... 
Ben türkülerden aldım haberi. 

Ah bu türküler, köy türküleri 
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak 
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak 
Dişisi dişi, erkeği erkek 
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara 
Biçağı bıçak. 
Ah bu türküler, köy türküleri 
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi 
Kiminin reyhasından geçilmez 
Kimi zehir, kimi zemberek gibi. 

Ah bu türküler, köy türküleri 
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim 
Kan damlar ucundan, mürekkep değil 
İşte söz, işte ses, işte biçim: 
"Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar" 
İliklerine kadar işlemiş sızı 
Artık iflah olmaz kavak ağacı 
Bu türkünün yüreğinde sancı var. 

Ah bu türküler, köy türküleri 
Ne düzeni belli, ne yazanı 
Altlarında imza yok ama 
İçlerinde yürek var 
Cennet misali sevişen 
Cehennemler gibi dövüşen 
Bir çocuk gibi gülüp 
Mağaralar gibi inleyen 
Nasıl unutur nasıl 
Ömründe bir defa 
Kazım'ın türküsünü dinleyen...

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-08-24

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-08-16

E-bülten Gurubu

bize katılın ...