Pazartesi, 21 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

Halkın sanatçısı olmak

Çok nüfuslu bir babanın en büyük oğlu olmak sorumluluk ister. O yüzdendi ki okul hayatımızın henüz ilk gençlik yıllarında baba ocağına bir fazla ekmek daha taşınsın diye hayat kavgasıyla buluştuk.

Dini bayramlarımızda ve yılbaşı kutlamaları öncesinde o ekmek kartpostal tezgâhında oluştu. Birkaç tahtayı çivili iplerle donatıp kartpostal sergi platformu yaratıp hem okul harçlığımızı çıkardık, hem de ömrü hayatla boğuşmakla geçen babamıza üç beş kuruş artı gelir sağladık.

Tarık Akan’la karşılaşmamız o günlere rast geldi.

Salon filmlerinin yakışıklı aktörünün Bella Color’da çekilmiş siyah beyaz kartpostalları sergi tezgâhımızın en bereketli ürünü olmuştu. Her sinema ve ses sanatçısının yüzlük destelerle İstanbul ve İzmir matbaalarından gelen kartpostallarını tezgâha koyduğumuzda en çok satılanların arasında Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın, Türkan Şoray, Perihan Savaş, Engin Çağlar en çok ilgi görenlerdi. Ama bir gün gördük ki Tarık Akan bu sıralamayı hızla tırmanıp Yılmaz Güney’in yanında boy vermeye başladı. Artık sergi tezgâhında Yılmaz Güney, Cüneyt Arkın ve Tarık Akan’la ilgili farklı bir alan oluşturma zorunluluğu doğdu. Bu üç sanatçının kartpostalları deyim yerindeyse peynir ekmek gibi satılıyordu.

Tarık Akan boyu, posu, endamı ile Türk Sinemasının Alan Delon’u olmuştu. Filmleri gösterime girdiği zaman sinema önlerindeki seyirci kitlesinin yüzde sekseni genç kızlardı. Artık evlerdeki genç kız odalarının aynasına onun yakışıklı fotoğrafları asılıyordu.

Ve bir zaman içinde bir de baktık ki o salon filmlerinin aranılan jönü yüz seksen derece değişim göstererek sosyal içerikli filmlerde yer almaya başladı. İşte onun bu dönüşümünün nedeni Yılmaz Güney’le olan dostluğuyla başlamıştı.

Maden filminin ardından gelen Sürü, Yol filmleri Tarık Akan’ı salon filmlerinin içinden çıkarıp uzun soluklu filmlerin ulusal ve uluslararası sinemanın çok konuşulan ve sevilen aktörü yaptı.

Sanatçılar seçimlerini kendileri yaparlar… Ya benliğin tutsağı olup ucuz senaryoların işlendiği filmlerle bir kibrit çöpü alevi gibi parlayıp sönerler ya da halkın sanatçısı olmayı yeğleyerek gönüllere taht kurarlar.

Yaşadığımız son yıllarda bu dönüşüme tanık oluyoruz. Yaptığı eserlerle halkının gönlünde yer tutanların birden saray soytarısına dönüştüklerini ve söylemlerinde:

“Ben g..t kılıyım kime ne?”Diyerek yeteneklerine ihanet ettiklerine tanık oluyoruz.

Tarık Akan halkının sanatçısı olmayı seçti. Ülkesinin hayati sorunlarına parmak basan öykülerin filmlerinden şaşmadı. Güçlü film yapımcılarının çok sıfırlı çeklerine amaçlarını kurban ettirmedi. Reklâm filmleriyle sinemaseverlerin belleğinde oluşmuş imajına gölge düşürmedi. Yıldız oldu, parıldadı ve kayarken de halkının yüreğinde aydınlık bir iz bırakarak ölümsüzler arasına karıştı. Rahmet ve saygıyla anıyorum.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...