Çarşamba, 23 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

19 Mayıs 1919 olmazsa olmaz mıydık?


Tarih yaşananları yazar, küçümseyenleri de bir silindir gibi ezip geçer.

O tarihi çok iyi biliyordu.

Böbürlenmek, kendisini ulaşılmaz olarak algılatmak, putlaştırmak aklının ucundan geçmezdi.

Tek şeye;

—İnsan onurunun ve özgürlük mücadelesinin yenilmezliğine inanırdı.

Elbette aklı ve aldığı öğretilerini yoğuran değerlerini bir kenara atmazdı. Sadece onları vicdanın can suyu olarak tutardı.

O’nu tüm bu yanlarıyla kavrayanlar:

“Yıkın heykellerimi, beni anlamak istiyorsanız düşüncelerime değer verin.” Diye tanımlarken haklıydılar.

Olağanüstü zor bir coğrafyanın şifrelerini çözmüştü.

Eğer halkınıza doğrularınıza inandırır, onları kör inançlardan çekip alır ve dürüstlüğünüzü, güvenirliğinizi kalplerinde yüceleştirirseniz asla yalnız olmadığınızı görürsünüz derdi.

Haklıydı… Bu bilinçle Çanakkale’de halkına kimsesizliklerini unutturdu. Haklıydı… Hem güç birliği yapan işgal ordularına, hem yıkılmaya yüz tutmuş hasta bir saltanata ve içteki düşman işbirlikçilerine karşı sarsılmaz gücü halkıydı.

19 Mayıs O’nun gerçek anlamda doğduğu gündü… Hem de halkının doğum günüydü.

Ya örgütlü bir mücadeleyle direnişi şahlandıracaktı ya da emperyalist orduların kölelik tasmasını takmaya razı olacaktı.

O tam bağımsız bir Türkiye yolunu seçti.

Anadolu’da ki muhteşem renkleri tek bir renk altında topladı. İşaret fişeğini çaktığında da nihai hedefi Türkiye Cumhuriyeti fikrinde çoktan somutlaşmıştı.

Gençliğe söylevinde nasıl bir ileri görüşlülüğe sahip olduğu görülebilir. Ve tehdit unsurlarının günü geldiğinde nasıl organize olacağının da altını çizer. Şöyle der:

“Mevcudiyetinin müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini, düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyaya emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten dahi elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerini siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakr-u zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir. Ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dâhilî ve harici bedhahların olacaktır.”
Ve sonra devam eder…
“Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen;
Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!”

Hani o’nu anlamak istemeyenler var ya…
Bir daha dönüp baksınlar düne ve dünden bugüne gelinen noktaya.

“Benim doğum günüm 19 Mayıs 1919!” Derken sevgili kardeşim; O, hayatı ve hayatlar pahasına bir ülkeye karanlık yerine aydınlığı getiren adamdır.
Gençliğimiz onu ve düşüncelerini tanıyıp öğrendikçe karanlığa geçit verilmeyecektir.
Dün vardı, bugün var ve yarın da olacak.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...