Salı, 23 Temmuz 2019
Şahin AKÇAP

Bir zamanlar futbol


Beşiktaş şampiyon olunca hadi eski zamanlardan bir iki futbol anısı kaleme alayım dedim.

Futbol gerçekten de dünyada ve ülkemizde en çok sevilen spor dallarından biri.

Van İki Nisan Spor’un mavi-beyaz formasını giydiğim yıllarda Ata ağabey diye bir hocamız vardı. Pek disiplini ve baba bir adamdı. Sinemacı sonradan kulüp işletmecisi olan takım kaptanımız Ergün ağabey o fedakâr takımı dönemin siyah beyaz formalı Gençler Birliği ile sarı lacivert Şen Gençler ve sarık kırmızı renklere sahip Erek Spor takımlarıyla yarışır hale getirmişti.

Futbol bir tutkuydu.

Çocukluğumda futbol topları meşinden ve bir yüzünde yarığı olan, iç lastiği geçirildikten sonra ayakkabı bağlar gibi bağlanan bir yuvarlak cisimdi. Bazen o toplar bir tarafından yırtılır iç lastiği balon yapar dışa çıkardı. Çare ya o yarığı diktirmek ya da yumuşak bir deriyle aralığı kapatılmaya çalışılırdı. En iyi top diken pineci (saraç) rahmetli Yusuf Ali Güven amca idi.

Öyle şimdiki gibi taban ve burun kısımları yalıtılmış krampon futbol ayakkabılar yoktu. Olan takımlarda ise as futbolcuların ayağındaydı.

Konç, şort, forma ve krampon ayakkabına sahip olmak için tek yol amatör futbol kulüplerinden birinde lisanslı futbolcu olmaktı.

Topçu adlı öykümde işi gücü tozlu sahalarda zaman geçirmek olan bizler anlatmıştım. Babalarımız futbolu sevse de yarın aylak oluruz korkusuyla yasaklar koyardı önümüze. Bu yasaklar ta ki Vanlı Niyazi’nin önce Kayseri Spor’a sonra da Fenerbahçe Futbol Takımına transferine kadar devam etmişti. Küçük bir bakkalın oğlu olan Niyazi’nin hatırı sayılır ücret karşılığı transferinin ardından babalarımız dolaylı sorular sormaya başlar olmuştu:

“İyi oynuyor musun? Hangi ayağınla topa daha sert vuruyorsun? Niyazi’deki top hüneri sende de var mı?”

Bu iyiye işaretti.

Çavuşbaşı Mahallesinin yakınlarında bulunan Endüstri Meslek Lisesi’nin hemen önündeki eski futbol sahası ve yanı başındaki tozlu topraklı idman sahası her gün daha kalabalıklaşmaya başlamıştı.

O zaman diliminde eski sahanın dört bir yanı duvarlarla çevriliydi. Beleş seyirci girmesin diye duvarların üzerine bazen katran dökülürdü, bazen de kırık cam parçaları yapıştırılırdı. Bunlar da yetmez gibi çok sonraları maç öncesi bir manga inzibat er getirilir olası bedavacı girişleri engellenirdi.

Çoğu futbolcunun lakabı vardı. Uçun adlı futbolcu topa gelişine vurduğu ve en çok havaya şandellediği vuruşlar için minareci lakabı almıştı. Eski meydanda cızlaved lastik ayakkabılar satıcısı İrfan’ın lakabı Pis İrfan’dı…

Daha sonraları yeni futbolcularla tanışmaya başladık. Zamir gol krallığını kimselere bırakmazdı. Rahmetli İhsan Gülsoy’un lakabı Pele idi. Güçlü fiziği ile Van Gençler Birliği’nin en etkili futbolcusuydu. Sarı Necmi ise Necmi Gökdere idi ve sarı lacivert Şengençler’in geçilmez defansıydı, çilli Adil de Erek Spor’un adam geçer top geçmez kalecisiydi. Çocukken hayran olduğumuz Yıldırım adlı kaleciye lastik adam adını takmıştık. Recep ve Fevzi Budak kardeşler ve İlhan Yamaç futbol takımlarının flaş isimleri arasındaydılar. Zaman içinde Vahap, Nevzat Şipal, Mithat, Şeref Gülsoy, Mehmet Tuğrul gibi yetenekli futbolcularla dinamik Van Spor oluşmaya başladı.

Van Amatör Futbol takımlarındaki renkleri tutan taraftarlar Beşiktaş’ı, Galatasaray’ı, Fenerbahçe’yi tutmuş sayılırlardı

Çoğu futbolcular Karayolları Bölge Müdürlüğünün namlı takımı Yol Spor’dan alınmıştı.

Erciş takımından da iyi futbolcular da yetişmişti. Kel ya da Rüzgâr Memet ve Gını, Erciş Spor’un ünlenmiş futbolcularıydı. Çoğu Van ve Erciş futbol maçlarında marazalar çıkar, fanatik taraftarlar birbirine girerdi. O yıllarda futbolun bölgesel anlamdaki kenti Diyarbakır Spor’du. Diyarbakır spor’a transfer olan futbolcular transfer ücretlerinden de yararlanırlardı.

Gel zaman git zaman derken bu adını zikrettiğim takımların temelleri üzerinde Van Spor şekillendi. Dönemin Van Valisi Mahmut Yılbaş ve Valilik Basın Halkla İlişkiler Müdürü İkram Kali’nin çabalarıyla, futbolsever Vanlının desteğiyle Van Spor ortaya çıktı. Birinci lige yükselen takım her gittiği deplasman maçında Van’ın sevgi ve dostluğunu taşıdı. Örneğin o dönemlerin Antalya Spor Kulüp Başkanı ile Van Valisinin arasında oluşan dostluklarla kardeş takım olgusu meydana çıktı. Bu yapılaşmanın temelinde Play Of’a kalan Antalya ve Van Spor’un özverili maçlarla Tanju Çolak’lı İstanbulspor’u bile devirerek lige çıkması vardır.

Beşiktaş’ın Gordon Milne ile birlikte Van Gölü kıyısında kampa girmesinin ardından Beşiktaş’ın üç yıl üst üste şampiyon olması haliyle Van’daki zaten var olan futbol sevgisini doruğa çıkardı.

Son büyük Van depremi sonrası Beşiktaş taraftarının Van’a ve Vanlıya gösterdiği samimi ve içten yaklaşım, oluşturulan “Yalnız değilsin Van” organizasyonlarıyla tutku olan futbolu adeta kara sevdaya dönüştürdü.

Şimdilerde Van Spor için güç birliği gerekiyor. Valisi, belediye başkanı, futbolcuları, destek sunacak esnafıyla…

Önce Van’a yaraşır bir stadyum sonra da yetenekli futbolcuların çoğaltılacağı kurumsallaşma ile Van Spor efsanesi geri dönebilir.

Böyle bir olanak yaratıldığında; gençliğin sportif katılımını, ticari yapının hareketlenmesini, sosyal değerlerinin biçimlenmesini sağlayacaktır. Ve:

“Futbol aslında futbol değildir.” Söylemini de anlamlaştıracaktır.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-07-14

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-07-15

E-bülten Gurubu

bize katılın ...