Perşembe, 12 Aralık 2019
Şahin AKÇAP

Tarihin yüreğinden çekip alınan belgelerle yazılmış bir yazı!


“Camiinin ahır yapılması... ” Sözü ağır bir söz ve suçlamadır. Bu iddianın gerçek olup olmadığını tarih, yer olarak Yılmaz Özdil bugün (25.04.212) Hürriyet Gazetesindeki köşesinde açıklayıcı bir biçimde yazıyor. Bu satırların sonuna Özdil’in önemli bir belge niteliğinde olan yazısını gözden kaçıran okurlarımız için ekleyeceğim. Ama önce o dönemlerle ilgili belleğimde kalan birkaç olayı paylaşmalıyım.

* * *
CHP ile ilgili 1940’lı o sıkıntılı yıllar... İkinci Dünya Savaşı yılları... Alman Faşisti Hitler’in Nazi ordusu dünyayı ateş topuna çevirmiş. Türkiye bu durum karışsısında metanetini koruyor. Nazi kıyımından kaçan Yahudilere sinesini açıyor. Devletin başında Atatürk’ün silah arkadaşı İsmet İnönü var... Kurtuluş Savaşının yılmaz liderlerinden... Zeki... Diplomasideki kıvrak zekâsı ona:
“Beyninin içinde birkaç tilki dolaşır, kuyruklarını birbirine dolamazlarmış.”Atfında bulunulmasını sağlamış.

O yıllar İngiliz Devlet Başkanı Winston Churchill, İsmet Paşadan asker yardım ister. İsmet Paşa, İngiliz Devlet Başkanının amacının Mehmetçik’i ön saflarda savaştırma amacını sezmiştir. Ancak Türkiye’ye alınan araç ve gereçler nedeniyle İngiliz kurt politikacıya olumsuz yanıt vermez. Olur der. Ve gün gelir Çörçil, Türkiye’yi ziyaret eder. Yer Eskişehir, mekân demiryolu hattında bulunan bir tren kompartımanıdır.

“Paşam asker sözü vermiştiniz.”Hatırlatması yapar İsmet İnönü’ye... İnönü’de:

“İstediğin kadar subay verebilirim.” Der. İşte Çörçil o an yaş tahtaya bastığını fark etmiştir. Çükü onun isteği en ön saflarda göğüs göğüse savaşacak piyade erdir.

2.Dünya Savaşı bitiminde gençler İsmet Paşanın önünü keserler. Kendisini koruyan arkadaşlarını:

“Bırakın konuşsunlar. Onlar konuşmayacak da kim konuşacak.”Diye engeller.

Gençler:

“Paşam sen bizi aç, yoksul bıraktın. Ekmeği bile karneyle aldırdın.”Diye eleştirir. Paşa hazır cevaptır. Babacan ve müşfik bir ses tonuyla hesap soran gençlere aynen şöyle yanıt verir:

“Haklısınız gençler... Sizi aç ve fukara bıraktım ancak yetim bırakmadım.”Der.

Savaş sorunlarının yaşandığı sırada da gençler İsmet Paşa’nın önünü keser:

“Emir verin bizi askere alsınlar, savaşalım, Türk’ün gücünü gösterelim.”Diye yalvarırlar.

İsmet Paşa ömrü savaşlarda geçen bir asker olarak gençleri bir baba yüreğiyle süzer. Sonra da onlara savaşın ne denli lanet bir olgu olduğunu anlatır. Sınırları çiğnenmeyen, saldırıya uğramayan bir ulusun asla savaşçı yolları yeğlememesini gerektiğini içeren düşüncesini anlatır.

İkinci Dünya Savaşı yıllarında askeri malzeme ve iaşenin her an girilecek savaşta ivedilikle kullanılması için stratejik ve bir o kadar güvenli mekânlara konuşlandırılması düşünülür. Bu yerlerden en değerli ve önemlisi camiiler ve onlara bağlı alanlardır. Amaç askeri mühimmatın korunup saklanmasıdır. Çünkü Müslümanlara göre camii Allah’ın evidir. Allah’ın evinde olan şeylere dokunulmaz. Aksi iddialar kirli bir söylenceden başka bir şey değildir.

İsmet Paşa ile ilgili ders niteliğinde sayısız söylenceler vardır. Her söylence paşanın değerini ikiye katlayacak kadar önemlidir.

Ne var ki gericiliğe karşı amansız mücadelesinden dolayı dinciler tarafından çok eleştirilir. Eleştirilerin çoğu 2.Dünya Savaşı savaşa sokmadığı ülkesinin her şeye rağmen olabilecek tehlikelere karşı orduyu teyakkuzda bekletmesi ve bunu yaparken de ordunun iaşesinin gözbebeği gibi korunmasını sağlamasıdır. Halkın günlük gereksinimleri için uygulananların sonucunda meydana gelen ekmek kuyrukları veya ekmeğin karneyle verilmesi de bu tedbirlerdir.

Ezanın Türkçe okunması da eleştiri yıldırımlarını üzerine çeker. Oysa amaçlanan dinimizin Türkçe olarak çok daha kolay benimsenmesi ve ortalıktaki din bezirgânlarının halkın önemli bir bölümünün bilmediği Arapça ile hurafeler yaratma sömürüsüne son verilmesidir.

Siyasi getirim uğruna kimlerin din tüccarlığı yaparak oy topladığını hepimiz biliyoruz... Cennetin anahtarını satanları da...

“Anahtar simgeli partiye oy verenler cennete gider.” Diyenlerin olduğu utanç sürecini de bu ülke yaşadı.

İsmet Paşa üzerinden Atatürk’ü varma hevesi yaşayanlara araştırıcı gazeteciliğin namuslu isimlerinden Yılmaz Özdil herkesi üzen bir söylemi kaleme alarak, ülkenin liderliğini üstlenenlerin tarihin içindeki liderlerin eleştirirken çok dikkatli olmaları gerektiğini vurguluyor. Ve yine o önemli hayat ilkesini anımsatıyor:

“Eline, diline, beline hâkim ol!”

CHP’nin dününü ve bugününü yakından izleyen ve dünya görüşü bu doğrultuda olanlar bu son söylemler karşısında yaralanmış ve üzülmüştür. Ne var ki hayırlı olan kazanım da Yılmaz Özdil gibi değerli yazarların o günlere ışık tutan belgesel niteliğindeki yazılarıdır. Amacım yanlış algıların bir kurşun gibi vuracağı gerçeklerin bühtana dönüşmesinin önüne geçmektir.



İşte Yılmaz Özdil’in özverili araştırması sonucunda tarihin yüreğinden çekip aldığı belgelerle yazılmış o yazı:

“Mustafa Kemal camiyi ahır yaptı, öyle mi?”
“Camiyi ahır yaptılar.”

Nerede?
İzmir Seferihisar’da.
Ne zaman?
1936’da.
Atatürk zamanında mı?
Atatürk zamanında.
Kanıt?
Belge gösterdi.
20 Nisan 1936 tarihli.
Cumhuriyet gazetesi.
“Bu ne insafsızlık, Seferihisar’da tarihi cami ahır yapılmış” başlıklı haberin kupürü.
O caminin bulunduğu köyün ismi, Düzce… Küçücük, yemyeşil, şirin bi köydür. Eski adı, Hereke’ydi. Heraklia antik kentinin üzerine kurulduğu rivayet edilir, ismi ordan gelirdi. Osmanlı döneminde nüfusunun yüzde 60’ı 70’i Rum’du. İşgal sırasında neredeyse hiç Türk kalmadı. Sene 1922, hoş gelişler ola, Yunan denize döküldü, Seferihisar kurtuldu. Ufak ufak göç ettik, yeniden yerleşmeye başladık. Harabeydi. Galiba 60’lı yıllarda, adını Düzce yaptık. Sit alanıdır.
Şimdiiii… Gelelim belgeye.
20 Nisan 1936 tarihli, Cumhuriyet gazetesinde “Bu ne insafsızlık, Seferihisar’da tarihi cami ahır yapılmış” başlıklı haber var mı?
Var.
Peki haberin içinde ne yazıyor?
Şu yazıyor…
“Seferihisar’ın Hereke Köyü’nde bir cami tahrip edilmiş ve ahır haline getirilmiştir. Müze müdürü, tahkikat yapmıştır. Verdiği malumata göre, kütüphane ve medresesi vardır. Kütüphanesinden eser kalmamıştır. Evren oğullarından Kasım tarafından inşa ettirilmiştir. Üstündeki Arapça yazıya göre, 641 yıllık olduğu anlaşılmıştır. Osmanlı-Türk stilindedir. Tahribata rağmen, geriye kalan kısmı muhafaza edilirse, kıymettir.”
Yani?
Camiyi ahır haline getiren, CHP değil, işgal sırasındaki vandallıktı. Türk nüfusun seneler süren yokluğunda, caminin insafsızca ahır haline getirildiğini tespit eden ve bu bilgiyi Cumhuriyet gazetesine veren, bizzat, CHP’nin İzmir Müze Müdürü’ydü.
(Antik bölge olduğu için, Müze Müdürü tarafından tespit edildi… Cami ibadete açık olsaydı, 1936’da ahır yapılsaydı, teee 1924’te kurulan Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından tespit edilirdi. Diyanet’in haberi bile yoktu, çünkü, senelerdir cami olarak kullanılmıyordu, ibadete kapalıydı. O nedenle, arkeolojik sayım yapan Müze Müdürü tarafından bulundu.)
(Kaldı ki, İzmir’de camiyi ahır yaptılar dedikleri dönemde… Diyanet İşleri Başkanı olan, Börekçizade Mehmet Rifat Efendi “İzmir paye-i mücerridi” unvanını taşıyordu.)
Bu sonuca nereden varıyorsun derseniz… 1936’da CHP tarafından ahır haline getirildiği iddia edilen o köydeki camiyi, 1936’da, bizzat CHP cami yaptı da, oradan varıyorum!
Kasım Çelebi Camii…
Metruk halde bulundu. Sadece antik ören yerlerinden araklanarak monte edilen sütun duvarı ayaktaydı. Revakları temizlendi. Minaresi onarıldı. İbadete açıldı. İnanmayan, zahmet edip Düzce Köyü’ne gitsin namaz kılsın, öyküsünü ahaliye sorsun.
Üstelik.
Kupürün başlığını gösterip, içinde ne yazdığını anlatmayan iktidarlar, Menderes’ten Demirel’den beri “İzmir’de tarihi camiyi ahır yaptılar” sakızını çiğniyor ama…
İzmir Seferihisar’daki o tarihi caminin tarihi medresesini yeniden açmak da CHP’ye nasip oluyor!
Seçimi ezici üstünlükle kazanan CHP’li Belediye Başkanı Tunç Soyer, CHP tarafından ibadete açılmasına rağmen, CHP tarafından ahır yaptırıldı denilen Kasım Çelebi Camii’nin medresesini restore ettiriyor. Proje hazırlandı, Anıtlar Kurulu’na sunuldu, kabul edildi, kaynak tahsis edilmesi için İl Özel İdaresi’ne başvuruldu, bugün yarın inşaatına başlanacak.

Dolayısıyla…
Söz konusu kupürün sadece “bu ne insafsızlık” tarafı doğrudur.
Mustafa Kemal Atatürk’ü camiyi ahır yaptıran kişi olarak göstermek…
Hakikaten insafsızlıktır.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-11-26

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-11-25

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...