Çarşamba, 16 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

Heykeller hedef olunca!


Türk Kadınlar Birliği Edirne Şubesi tarafından Cumhuriyetin 80.yıldönümü anısına yaptırılan Özgür ve Çağdaş Kadın heykeli (yontusu) iddialara göre bir muhafazakâr gazetenin de yönlendirmesiyle yıkıldı. Gerekçe ise:
“Serhat şehri Edirne’ye bu kadın heykeli yakışmıyor!” Heykel sanatı, Antik çağlardan günümüze kadar yontu sanatçılarının en ilgi gösterdiği alan...
Gazetelerde Edirne’de yıkılan kadın heykelini görmüşsünüzdür. Kadın heykelin en önemli özelliği yarı çıplak olması... Öyle olduğu için ki o muhafazakâr gazete başlığını da çok ilginç bir biçimde atmış:
“Yobazlığın heykeli!” Demiş.
Yobazlık sözcüğü sizce yaratılan bir eser için mi, yoksa yıkılan bir eserin ardındaki güçler için mi kullanılmalı?
Gelin gidelim taa Kanuni Sultan Süleyman zamanına. Kanuni’ye cihan padişahlığı payesini kazandıran akıl yoldaşlarından biri sizin de bildiğiniz gibi Veziriazam Pargalı İbrahim Paşa’dır.
Pargalı İbrahim çok iyi eğitim almış bir devlet adamı. Ve Kanuni’nin yol arkadaşı... Viyana kuşatmasına kadar uzanan Osmanlı İmparatorluğunun genişlemesinde Muhteşem Süleyman’ın strateji uzmanı... Gittikleri ecnebi ellerinden Pargalı İbrahim Paşa’nın hayranlık duyduğu heykeller getirmesi İstanbul’da yadırganır. Özellikle de aleyhinde olanların kışkırtmasıyla halk arasına küçük çaplı dedikodular (söylenceler) çıkarılır. Ancak ona cesaret veren güç Kanuni Sultan Süleyman’dır ve dedikoduların nefesini de onun:
“Pargalı’nın getirdiği heykellere zinhar dokunulmasın.”Diyen güçlü sesidir.
Peki, ne oldu? Pargalı İbrahim Paşa’nın, Osmanlı başkentine getirdiği heykeller uğursuzluk mu getirdi? İmparatorlukta bet bereket mi yitip gitti? Tam aksine o heykeller, Muhteşem Süleyman’ın ordusunun hangi diyarlara bayrak taşıyıp, dalgalandırdığı, nice ülkeler fethettiğinin ve cihan padişahı olduğunun ışığı ve kanıtı oldular.
Din, sanat, ilim, bilim birbirini tamamladığı zaman güçlenir; saygı ve sevgi görür. Siz bunları birbirine zıt değerler olarak görmeye, göstermeye başlarsanız ortaya bağnazlık çıkar. Ve tutup saf ve duru düşüncelerle meydana getirdiğiniz her şeyi alaşağı edersiniz. Sonucun adı da bu kez yobazlık olur. Dinler, her işi ve her şeyi birbirine karıştırmış olsaydı bugünkü gelişmiş teknolojik dünya yaratılabilinir miydi?
Heykellerin üzerine gidilmesinin tek nedeni ortaya özgürce çıkarılan objelerdeki cinselliğin öne çıkmasıdır. Yapılan sosyolojik araştırmalar neticesinde de görülmüştür ki en çok cinsellik paranoyası; taassup, muhafazakâr kafalarda ortaya çıkmış, zaman içinde şiddet gösterme eğilimine bürünmüştür.
Muhafazakâr bir hayat biçimi yaşayan bir bayan arkadaşım yıllar sonra o yaşam tarzını terk ettiğinde uzunca söyleşmiştik. Aklıma gelen:
—Muhafazakâr giysilerin altındaki hayatların aile içindeki düzeni de aynı mı? Örneğin cinselliğin bir parçası olan fantezileri var mı? Yani iç giyimlerinde erotik bir dünya istemleri var mı? Sorusunu sormuştum. O da açık yüreklilikle: “İç giyim satışı yapan ticarethanelerin en fazla müşterileri muhafazakârlardır. Hem onların da insan olduğunu, fanteziye gereksinim duyacaklarını akıldan çıkarmamalı.”Yanıtını, yaşam biçimleri farklı olabilir ama fanteziler değişmez dersiyle birlikte vermişti. Bu örnekle heykel sanatıyla ilgili düşüncelerden sizi uzaklaştığımı sanmayınız. Tam aksi bu örneklemeyle insanoğlunun bilinçaltındakilerin aslında birbirinden pek de farklı olmadığını anlatmak istedim.
Sanat heykel bile olsa bütün saldırılara karşı koyacak güçlü temeller üzerinde şekillenir.
Fransa Parlamento salonuna bir dikkat ediniz. Sunumcuların oturduğu sahneyi andıran yükseltinin arkasında beyaz mermerden yapılmış heykelleri göreceksiniz. Peki, bu heykellerin orda olması o parlamenterlerin ulusal, dinsel, mezhepsel ve ahlaki durumlarını olumsuz etkiliyor mu? Elbette ki bu soruya kocaman hayır yanıtı verdiğinizi duyar gibi oluyorum
Resim sanatını:
“Sureti yansıtmak günahtır.” Diye tanımlayan Anadolu insanına düşüncesinin yanlış olduğunu anlatan yine atalarımızdır. Osmanlı padişahlarının kendi resimlerini ecnebi ressamları davet ederek ve karşılığında paha biçilmez armağanlar vererek yaptırdıklarını biliyoruz.
Kısacası toplumu kışkırtmak, bir kaşık suda fırtınalar kopartmak isteyenler çok olacaktır.
Bu tıynet ve bağnaz düşünceye sahip olanlar ne kadar sanat eseri yıkarlarsa yıksınlar sonradan yapılacakların önüne geçmeleri olanaksızdır.
Her zaman yok etme düşüncesine karşı verdiğim örneği burada da yinelemek isterim. Çimenler içinde bir öbek çiçeği ayaklarınızın altında ezip çiğneyin... On gün sonra o ezdiğiniz çiçeklerin köklerinden çok daha renkli ve taze ve de gür olanları göverecektir...
Edirne’de yontu devirip yıkanlar için de söylenecek tek söz vardır.
—Allah akıl ve izan nasip eylesin!

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...