Çarşamba, 16 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

Üç fincan çay on yedi lira, yirmi beş kuruş olursa!


“Tom Hanks’ın Terminal filmi aşağıdaki öykünün yanında sıfır kalır.”

Geçen gün İstanbul’dan gelecek yolcumuz için Antalya Atatürk Hava limanına gittik. Yoğun karın tutsak aldığı İstanbul’dan rötarlı gelen uçaklar uzun süre beklememize neden oldu. Yolcu beklerken insanın canı ne çeker, elbette ki çay! Hanım:
“Çocuklar havaalanında bir şişe su bile ateş pahası demişti, aman ona göre.”Diye uyarmıştı.
* * *
Gecenin saat 23’ü...”İç hatların gelen yolcu” Salona sığınmışız. Dışarıda poyraz buz gibi hem de vınlayarak esiyor. İçerisi sıcak... Hani yorgansız düş yat derler ya öylesine. Yanımızda Selahattin ağabeyimiz de var. Öyle sabırlı ki... Kıyıdan uzaklaşan gemilere bakan romantik adam edasında sessizce geleni, gideni izliyor.
—Burnuma çay kokusu geliyor. Deyince hanım dayanamayıp kalkıyor:
“Bir dolaşıp geleyim.”Diyor. O böyle yerinden fırlayınca öfkelenmiş demektir.
Saatte geçiyor, gece yarısı olmak üzere... Bizim yolcudan henüz bir haber yok. Ancak en son aldığımız telefon mesajında uçağa bagajların alındığını bildirmişti. Taş çatlasa bir saat içinde İstanbul-Antalya uçağı gelecek. Gözlerimizden uyku aksa da, umudumuz kavi.
Uzaktan hanım görünüyor. Elinde tepsi ve üçkâğıt fincan çay... Çayları alırken, gözlerinin çakmak çakmak yandığını fark ediyorum.
“Dibine kadar iç, çünkü üç bardak çaya 17 liradan fazla!”Diyor. Çayın o güzel kokusu birden kaybolup gitmiş, tadı ise saniyeler içinde kaçmıştı.
Hem çayı içiyoruz hem de fısır fısır hesap yapıyoruz. Ben:
—Yahu bir yanlışlık olmalı. Garsonlar seni kandırmış. Hele bir içeyim şu çayı da öğreneyim yedikleri naneyi.”Derken. Hanım:
“Otur oturduğun yere, burası havaalanı, mahalle kahvehanesi değil.” Diye celalleniyor.
Fiyatından tadı kaçmış çayın son yudumunu aldıktan sonra:
—Ben bir dolaşayım.” Diyorum. İçimde ise:
—Ülen on beş lira okulda çaycıya verdiğimde bir ay çay içiyorum... Hem on yedi liraya çeşit çeşit çay alıp karıştırsak evde bir aydan fazla çay stokumuz olur.”Vesvese fır dönüp duruyor.
Geniş alanın orta yerine konuşlanmış restoran mı desem cafe mi desem bilmem, önünde duran yakışıklı iki garsona yaklaşıp selamlıyorum:
—Yav çocuklar ayıp olmazsa bir fincan çay kaç para? Diye soruyorum. Gençler fiyat sorunca hazır ol duruşlarını bozup, yarı hazır ola geçiyorlar.
“Bir fincan çay 5.75!”Diye yanıtlıyorlar. Kaşlarımı hafif çatıyorum:
—Yani üç fincanı 17.25! Sonrada yiğitliğe toz kondurmamacasına:
—Küsurata ne gerek var çocuklar, 6 lira deyin çıkın işinden! Diyorum sahte bir caka takınarak. Gençler maksadımı anlıyor. Havaalanı gibi bir mekânda böyle bir mekânın kirasının çok pahalı olmasından, maaşlarından dem vuruyorlar. Üstelik satılan ürünlerden yüzde aldıklarını da söyleyince iş yerlerine olan sadakatlerinin nedenini belli ediyorlar.
Ama inanın çayın, bakınız başka hiçbir içecek ve yiyecekle ilgili konuşmuyorum... Çayın ve suyun fiyatı mekân havaalanı bile olsa böyle fahiş ölçekte olmamalı. Bir başka konu daha var... Havaalanına aracımızla girişte güvenlik noktasına kadar sağ şeritte araçların neden durduğunu da yolcumuz saatlerce sonra geldikten sonra katlanarak ödemek zorunda kaldığım park ücreti esnasında fark ediyorum.
Bir daha yolumuz havaalanına düşerse bizde havaalanına üç kilometre kala yolun sağ tarafında park edeceğiz... Ve çayımızı da inadına termosa bırakarak getireceğiz. Her yudumda da üç çayı 17.25 Törkiş fiyattan satanların ve Ulaştırma Bakanlığının şerefine kaldırarak içeceğiz.
Son söz... Havaalanında Allah’tan tuvaletler paralı değil... Ya küçük çişe de beş Törkiş deselerdi halimiz nice olurdu.
Aman susun! Havaalanı işletmecileri sakın ha sakın bunu duymasın.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...