Perşembe, 14 Kasım 2019
Şahin AKÇAP

Dersim üzerine OYNANAN oyunlara ışık tutacak yazılar

Ortadoğu ve Asya ile birlikte Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde akıl almaz oyunlar senaryolaştırılmış ve bu senaryoların kurgusu İngiltere gibi sömürgeci ve emperyalist ülkeler tarafından yapılmıştır.
Amaç parçalamak, bölmek, güçsüzleştirip kukla yönetimlerin iplerini elde tutmaktır.
Ortaokulda Türkçe Öğretmenim olan yazar, araştırmacı Rıza Zelyut uzun süreden beri Güneş Gazetesinde yazıyor. Bazen önemli televizyon tartışma programlarının da davetlisi oluyor.
Henüz ortaokul sıralarında iken bize okuma alışkanlığını kazandıran düzgün bir öğretmendi. Yaşar Kemal’i, Nazım Hikmet’i onun önermeleriyle tanımıştık. Doğrulardan asla sapmayan, boynu vurulsa da gerçeklerden kaçmayan bir öğretmendi. Öyle olduğu içindi ki o yıllarda faşist, yobaz çevrelerin de hedefindeki aydındı. Ancak asla baskılara göz yummadı. Ve biz öğrencilerine ışıklı yolları gösteren yazar ve şairleri tanıtmaya, onları okumaya teşvik etmeye devam etti.
İşte o Rıza Zelyut Dersim üzerine Seyit Rıza üzerine yaptığı araştırmaları bakınız aklın ve mantığın süzgecinden geçirerek nasıl yazdı. Sevgili hocamın, Dersim İsyanları ve Seyit Rıza adlı bir de araştırma ve inceleme yapıtı olduğunu belirtmek istiyorum.
Bakınız Rıza Zelyut’un gözünden Dersim ve İngiliz kuklası Seyit Rıza nasıl biriymiş.
İşte size Seyit Rıza (Rıza Zelyut-Güneş Gazetesi 27.11.2011)1937 yılında Tunceli’nin iç kesiminde Türkiye Cumhuriyeti’ni karşı isyan eden Seyit Rıza hakkındaki bilgiler bölük pörçüktür. İlk defa biz, Seyit Rıza’nın genel tanıtımını “Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği” isimli kitabımızda çok ayrıntılı olarak ortaya koyduk.Bugün hem siyasetçilerimeze hem de Dersim’i tartıştığı halde Koç Uşağı aşireti ile Koç Kırı’nı aynı sanan yandaş profesörlere bir özet yapacağız: Tunceli’yi gezenler; buradaki mezarlıklarda koyun biçiminde mezar taşları olduğunu görürler. Ta Hun Türklerinden (MÖ 1500’ler’den) başlayarak Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türklerince sürdürülen koyun/koç tamgası Dersim’deki Şeyh Hasanlı mezarlıklarında daha belirgindir. Şeyh Hasanlı mezar taşlarında en eski Türk damgası olan “Güneş ve Ay” damgası yer almaktadır. Seyit Rıza işte bu Şeyh Hasanlıların Yukarı Abbaslılar kolundandır. Seyyid Rıza ile aynı boydan olan İsmail Onarlı diyor ki: “Bizim Şeyh Hasan’ın yerleşim bölgelerinden ta Bulgaristan’a kadar giden başlıca oymaklar vardır. Bunlar Türkçe konuşuyorlar. Bunlar Toroslar’da da vardır. Balıkesir’de vardır. 9 köy Şeyh Hasanlı.”ŞEYH HASAN KİM?Osmanlı Devleti; Yavuz Sultan Selim döneminde Kızılbaş Türkleri kitleler halinde katledince bunların bir bölümü Dersim dağlarına sığındılar. Ve burada iki büyük aşiret ortaya çıktı. İşte bu Dersimli ve Şeyh Hasanlı aşiretleri; silahlı güçler oluşturup çevreyi yağmalayarak ayakta kalmaya çalışmışlardır. Ki bu yağma; eski bir Türk geleneğidir. (Türk Kimliği isimli kitabımızda ayrıntısı yer alır)1860’ta doğduğu sanılan Seyyid Rıza da bu geleneği devam ettirmiştir. Bu yüzden de 1912’de idama mahkum edilmiştir. İşte belgesi: “(28/Z /1330 Hicri) (08.12.1912) Pazartesi: Dersim’in Yukarı Abbasi (Abbas Uşağı) Aşireti Reisi olub gıyaben idam cezasına mahkum olan Seyid Rıza’nın hukuk-ı şahsiye davası baki olmak üzere afvı.” (Başbakanlık Osmanlı Arşivleri, Dosya No 156, Gömlek No 1330/Z-04, Fon Kodu İ, MMS) Seyit Rıza’nın 1920’lerde ve 30’larda başında bulunduğu Şeyh Hasanlılar, Kızılbaş Türkmenlerin Çemişkezek’teki başbuğlarından Şeyh Hasan’dan ad almışlardır. Şeyh Hasan’ın torunu Hacı Rüstem, 1514’te Çaldıran’da Yavuz Sultan Selim’e karşı Şah İsmail’in yanında yer almış, savaştan sonra af dilemesine karşın 40 yakını ile birlikte öldürtülmüştür. (Merak edenler, Şerefname’nin ilgili bölümlerini incelesinler) Türkmen soylu olan Seyit Rıza; 1920’lerde; bölgedeki tek adamlık konumunu korumak için Kürtçülere sırtını dayamış ve o tarafın adamı gibi de görüntü vermiştir. 1920’de patlatılan Koç Kırı isyanını düzenlerden Alişir ile Baytar Nuri, Seyit Rıza’yı böyle yönlendirmişlerdir. NASIL BİRİ?Naşit Hakkı Uluğ 1920’lerin sonlarındaki Seyit Rıza’yı şöyle anlatıyor: “65 yaşlarında, uzun boylu, uyumlu endamlı, kır sakallı, siyah ve gür kaşlı, cazibeli gözlü, büyük ve gagamsı burunlu bir dağlıdır. Başına giydiği külahın üzerine yeşil ve siyah karışık sarık sarar, ayağına şalvar ve sırtına bir palto giyer. Bu dinç görünüşle Dersim’in en tipik adamıdır. Hilekar, oynak, elastik, politik Seyit’in iç hayatı bir sırdır. Esrar içer derler ve fakat sıhhatine çok itina ettiği de bilinir. (...) Bunun girdiği bir evin halkı artık cehennemlik değildir. Bir ev onu getirmeye muvaffak olduktan sonra yarın ahrette cennettin en yüksek katında bir köşk temin etmiş demektir. (...) Bu seyitin kendisini saydırmak için politikası bakın nedir: O öyle her valinin, her kumandanın ayağına kolay kolay gitmez. Bir mutasarrıf, bir vali geldi mi, diğer aşiret ağaları sürülerle önüne akarken Seyit’ten haber çıkmaz, bu Dersim’e yayılır. “Seyit Rıza, valiyi hiçe saydı, gelmedi” denir. Seyit Rıza menfaati için her şeyi yapabilecek bir tıynette idi. Meşrutiyetten evvel Ermeni komiteleriyle de birlikte çalışmış, Taşnaksütyun komitesine yazılarak, onların gayelerine and içmiş derlerdi.Üstelik milli mücadelenin başlarında Zara ve Ümraniye havalisinde karışıklıklar çıkaran aşiret reislerinden Alişan Bey’in katibi, akıl hocası olan Alişer ve Koçkiri aşiretinden elini kana bulayan birçok katiller, senelerden beri Seyit Rıza’ya sığınmıştı.”ALEVİLİK DİYE DERDİ YOKTU1926 yılında Atatürk; Diyarbakır Valisi Ali Cemal’i (Bardakçı), Dersim aşiretlerine yolladı. Vali Ali Cemal; onlarla Munzur çayı kıyısındaki Karaca Köyü’nde yemek yedi. Sonrasını, Seyit Rıza’nın akıl hocalarından Baytar Nuri anlatsın: “Ağalar, ben de sizinle sadakatle konuşup, sadakatle hareket edeceğime dair bu mukaddes Munzur suyundan bir bardak su içmek sureti ile yemin ediyorum.” dedi ve cebinden çıkardığı bir bardakla menbadan su içtikten sonra, “Ağalarım, Gazi paşanın sizlere hassatan selamı var, beni size o gönderdi, içtiğim su ile yemin ederim ki, o Alevidir; dünyadaki bütün Alevileri ihya edecektir. Ben dahi Aleviyim, bu sıfatla size söz veriyorum: Yollarınız yapılacak, mektepler açılacak, toprağı olmayanlara Erzincan’da ve Elaziz’de toprak verilecek.”Atatürk’ün bu sıcak teklifini Seyit Rıza ve diğer büyük reisler reddetmişlerdir. Çünkü onlar için Alevilik değil kendi otoritelerinin bölgede devam etmesi önemliydi.Zaten Dersim’deki gerçek ocakzadeler (seyyidler) Seyid Rıza’yı dikme dede (yani sonradan olma dede) sayıyorlar. Onu pir yapmaya kalkışanlar bilmeliler ki Alevi pirleri tek eşlidir. Seyyid Rıza’nın 75 yaşında iken; eşi Elif Hatun’un üstüne 35 yaşındaki Besi hatunu alması; pirlik yapmadığının en açık kanıtıdır..SEYİT RIZA İNGİLTERE’DEN YARDIM İSTİYORTürkiye Cumhuriyeti; başlattığı devrimlerle bütün gerici kurumları ortadan kaldırıyordu. Bu arada şeyhlik, seyyitlik, dedelik gibi eski dinsel unvanlar da sona erdirilmişti. Başlatılan laik ve akılcı eğitimle yeni ve çağdaş bir toplum yaratılıyordu. İşte bu yeni hayat biçimine Dersim ağaları, reisleri, seyyidleri karşı idiler.2. Dünya Savaşı’nın patlayacağı belli olmuştu. Türkiye; Hatay yüzünden Fransa ile savaşa girmek üzere idi. Bunu bilen Dersim derebeyleri; devletin reformcu girişimlerini püskürtmek için 1937 nevruzunda silaha sarıldılar. Seyit Rıza; yenileceğini anlayınca İngiltere’ye başvurdu. Yanında bulunan Baytar Nuri’ye yazdırdığını tahmin ettiğimiz o mektup bugün İngiltere arşivinde bulunmaktadır. Bir bölümünü verelim:“Dışişleri BakanlığıDersim-Kürdistan30 Temmuz 1937 Sayın Bakan,Yıllardan beri, Türk Hükümeti Kürt halkını asimile etmeye çalışmakta ve (...) bu halka zulmetmektedir.Son olarak Türk Hükümeti, (...) Dersim bölgesine de girmeye kalkmıştır. Bu olay karşısında, Kürtler (...) silahlara sarıldılar. Üç aydan beri ülkemde, tüyler ürpertici bir savaş sürüyor. (...) ben ve yurttaşlarım, Türk ordusunu başarısızlığa uğrattık. (Ö.) üç milyon Kürt, benim sesimden Ekselanslarına sesleniyor ve bu hükümetinizin yüksek manevi etkisinden Kürt halkını yararlandırmanızı sizden istirham ediyor.Sayın Bakan, en derin saygılarımın kabulünü rica ederim.Dersim Generali Seyit Rıza” Bir zamanlar bölge valisine “Dersim’de her taşın altında bir Seyit Rıza var, sen hangisini arıyorsun?” diye kafa tutan, mahkemede ise “Ben tek kurşun bile atmadım, uçağa kurşun atan uşağımı tokatladım.” diyen Seyit Rıza’nın bu tavrından günümüzün Tunceli insanı gereken dersi çıkarmış ve Mustafa Kemal’e gönülden bağlanmıştır. SABİHA GÖKÇEN’E İFTİRA1937’deki harekâta uçağı ile Sabiha Gökçen de katılmıştı. Başbakan Erdoğan’ın açıkladığı belgeden anlıyoruz ki bu operasyonda ölen isyancı sayısı 262 kişiden ibarettir. Demekki; uçağı ile mağaralarda insanları fareler gibi zehirledi diyenler Sabiha Gökçen’e iftira atılmaktadır.1938 operasyonunda ise 13 bin 160 isyancı öldürülmüştür. Burada ciddi bir sivil kayıp olduğu görülmektedir. Daha önce de yazdığım gibi 1937 harekatını Atatürk emretmiş; Başbakan İnönü yürütmüştür. 1937’de hedef tamamen Dersim’deki derebeyleridir; o yüzden sivil kayıp yoktur.1938 yazında yapılan operasyonda ise Atatürk ağır hastadır ve başbakanlık koltuğunda Celal Bayar bulunmaktadır.Artık; Dersim’deki Alevileri koruyan Atatürk olmadığı için Osmanlı zihniyetli subaylar, orada bildiklerini yapmışlardır.Bu bilgileri öncelikle havaalanından Sabiha Gökçen’in adını sildirip yerine Muhsin Yazıcıoğlu’nun adını öneren ve bu haliyle de Maraş katliamına sahip çıkmış olan Mehmet Metiner’in öğrenmesini istiyorum. Ve bir makale daha Rıza Zelyut’tan:
Dersim cahilleri Rıza Zelyut (Güneş Gazetesi 12.01.2011) Günlerdir bütün televizyonlarda; CHP'yi kötü gösterebilmek adına Dersim işini kaşıdılar. Sunucular; Ahmet Hakan gibi divan sazıyla yol gösterdi, cumhuriyete hınç duyanlar da bütün kinlerini kustular. Hem de yalanı; gerçek imiş gibi anlatarak. Örneğin; İhsan Sabri Çağlayangil'in anılarında 'halkın zehirli gazla fareler gibi yok edildiği' iddiası yokken bunu bile ileri sürdüler. Bu müfteriler; Çağlayangil'in harekat esnasında Dersim'de olmadığını bile bilmeyecek kadar cahiller. Bunlar, hiç ilgisi bulunmayan Koç Kırı (Koçgiri diye bir terim yok) ile Koç Uşağı'nı bile aynı sanan cahil profesörler; öğretilmiş yalancılar. Bu programlarda suçlu çıkarılmaya uğraşılan Kemal Atatürk; aslında Dersim halkının koruyucu eli gibiydi. 13 yıl boyunca Dersim bölgesini silahlı güç kullanarak değil de barış elçileri ile ikna etmeye çalışıyordu. Bu yüzden daha 1924'te Hozat'ı işgal eden Seyit Rıza'nın üstüne ordu yollamamıştı. Bölge halkının Kızılbaş Türkmenlerden oluştuğunu iyi bilen Atatürk; Dersim'e Alevilik dersi verecek okullar açılmasını bile teklif etmişti. Lakin; eğitimin kendi saltanatlarını yıkacağını bilen derebeyleri bunu da reddettiler.
Bu yalancı cahillere bir belge daha sunalım: Seyit Rıza'nın başında bulunduğu 1937 ayaklamasını dönemin komünistleri de 'gerici derebeylerinin isyanı' olarak görmüş ve mahkum etmiştir. Komüntern belgeleri de Dersim İsyanları ve Seyit Rıza Gerçeği adlı kitabımızda bulunuyor.
Ayrıca; 07. 07. 1939 tarihli TBMM oturumunda konuşan İçişleri Bakanı Faik Öztrak Dersim operasyonları sonucunda bölgeden 14 bin 593 tüfenk ele geçirildiğini açıkladı. O zamanlar Türk ordusunda bile bulunmayan 'son sistem' 14 bin 593 tüfengi, oradaki insanlar kuş avlamak için mi kullanmıştı?

SABİHA GÖKÇEN'E İFTİRA
Dersim'deki 1937 ayaklanmasını bastırmak için Atatürk'ün de katıldığı toplantıda karar alınmıştır. Bu harekât 1937 Eylül'ü başında bitirilmiştir. Başbakan İsmet Paşa da, basına yaptığı açıklamada, 'Tunceli tam bir sükûna kavuştu' demiştir.
Atatürk'ü manevi kızı Sabiha Gökçen'in de uçağı ile katıldığı bu operasyonda 262 isyancı öldürülmüştür. Bu rakam da ispat ediyor ki Sabiha Gökçen'in zehirli gaz kullanarak binlerce insanı yok ettiği iddiası, tamamen yalandır. Zaten Sabiha Gökçen; çarpışmaların tam ortasında; haziran ortalarında geri dönmüştür.
Atatürk'ün isyanları bastırırken sivilleri koruduğunu önceki isyanlar da gösteriyor. 1925 yılında patlayan ve 13 vilayeti kaplayan Şeyh Sait isyanı ile 1928–30 arasındaki Ağrı isyanı ordu birlikleri ile bitirilirken siviller hedef alınmadı. 1937 Dersim operasyonu da tam böyledir. Lakin 1938 yazındaki harekâtta 13 bin 160 kişi öldürülmüştür. Burada sivil halka kırım uygulandığı görülüyor. Belli ki Kızılbaş'tan öç alma duygusu ağır basmıştır.
Bu kötü işi yaptıranlar 7 yıl sonra Demokrat Parti'ye geçmiştir. Hüseyin Aygün gibiler öğrensin ki 25 Eylül 1937'den itibaren başbakan Celal Bayar'dır. Atatürk ise Haziran başından itibaren Savarona yatında hasta yatmaktadır. Hastalığı sırasında, Atatürk'ü çevresindekilerin nasıl kandırdığını da Sabiha Gökçen'in anıları gösteriyor. Pazar günü de o belgeyi sunacağım.

YENİDÜNYA KURULUYOR
Atatürk ve çağdaş cumhuriyetin yeminli düşmanları ile cahil televizyoncular bilsin ki o zamanki sorun Dersim Sorunu olmanın çok daha ötesinde; Devrim Sorunu'dur. Dersim olayları; şeyhliğin, seyyitliğin, aşiret reisliğinin, ağalığın egemen olduğu Orta Çağ zihniyeti ile yeni ve çağdaş bir millet yaratan modern zihniyetin çatışmasıdır.
Bugün yakıcı soru şudur: Kimin yanında duracağız? Emperyalistlerin işbirlikçisi gerici feodalların mı yoksa bugünkü Türkiye'yi kurabilmek adına ölümüne mücadele veren devrimcilerin mi?

SOY AĞACI
Dün AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik; CHP Lideri Kılıçdaroğlu'nu 'Kürt Alevisi' ilan etti.
Kürt olmak da Türk olmak kadar şerefli bir durumdur amma Kılıçdaroğlu, 'Horasan Erenleri' dediğimiz, Anadolu'yu Türkleştiren 'baba'ların torunlarından birisidir. Zaten Tunceli'nin merkezi; 'Kızılbaş Türkmenler'in yaşam alanı olmuştur. Kürtler buraya ancak 1515'te Bıyıklı Mehmet Paşa'nın emrine girip Osmanlı'nın paralı askeri olarak Kızılbaşlara kılıç sallamak için gelmişlerdir. Belgeleri de bizim kitabımızda bulunmaktadır.
Hem bilmemek hem de siyasal çarpıtma yapmak ayıp olmuyor mu? Bir de Atatürk ve Dersim Gerçeği yazısını lütfen okuyalım.
Atatürk ve Dersim - Rıza Zelyut (Güneş Gazetesi 28.11.2011) Türkiye'nin gündemini değiştiren Dersim olayları ile ilgili olarak herkes eteğindeki taşı döküyor. Buradan hareket ederek Atatürk'ü katliamcı gibi göstermeye çabalayan bir kesim de var. Bunlar; tarikatçı-Kürdistancı-liberal ittifakı.
Daha önce yazdığım üzere; 1937 nevruzunda köprü yakıp karakol basarak saldırıya geçen Dersimli eşkıyaya karşı, Cumhurbaşkanı Atatürk ve Başbakan İsmet İnönü harekât yapılması kararı alıyorlar. 6 büyük aşiretin katıldığı ve Seyit Rıza'nın yönettiği ilk ayaklanma; 1937 Eylül başında bastırılıyor. Elebaşları yakalanıp yargılanıyor ve aralarında Seyit Rıza'nın da bulunduğu 7 kişi idam ediliyor.
Elimizdeki en yeni resmi belgeye göre; bu operasyonda öldürülen isyancı sayısı 262'dir. Ordu ise 30 şehit vermiştir ve 51 asker de yaralanmıştır.
Görüleceği üzere, İnönü-Atatürk harekâtında tamamen Dersimdeki derebeyleri hedef alınmıştır ve sivil halktan kayıp yoktur.

ORADA ATATÜRK YOKTU
1938'deki harekatı ise Celal Bayar- Fevzi Çakmak ikilisi yürütmüştü; Çünkü; 25 Ekim 1937'den beri de başbakanlık koltuğunda Celal Bayar oturuyordu. Yine resmi belgeye göre13 bin 160 insanın öldürüldüğü bu ikinci operasyonla Atatürk'ün ilgilenecek hali yoktu. Hastalığı ilerleyen Atatürk'e 22 Ocak 1938'de Dr. Nihat Reşat Belger siroz teşhisini koymuştu. Atatürk'ün sağlık durumunun hızla bozulması üzerine Başbakan Celal Bayar Avrupa'dan iki hekim getirilmesini önermiş ama o kabul etmemiş; 6 Mart 1938'de Çankaya Köşkü'nde 5 Türk doktor görüş alışverişi yapmış; Atatürk'ün siroz hastası olduğu, çalışmayı kesmesi istenmişti. Lakin Atatürk'ün hastalığı hızla ilerlediği için Fransa'dan Dr. Noel Fissenger getirildi. Bunun üzerine Avrupa basınında 'Öldü, ölüyor!' haberleri çıkmaya başladı.
Atatürk, hastalığı hızla ilerlediği için devlet işlerinden uzaklaşmak zorunda kaldı; 26 Mayıs 1938'de Ankara'dan ayrıldı, İstanbul'a hareket etti. İstanbul'da 1 Haziran 1938'den 25 Temmuz 1938'e kadar Savarona yatında tedavisine devam edildi. Sonra Dolmabahçe Sarayı'na geçirildi ve burada 10 Kasım'da hayata veda etti.

DERSİMLİLERİ HEP KORUDU
Dünkü yazımda da gösterdiğim gibi; Atatürk, Dersim halkının Alevi Türkmen olduğunu biliyordu ve onlara zarar gelmesini istemiyordu. Tam 15 yıl boyunca oraya barış heyetleri yolladı. Lakin Dersim derebeyleri, yeni kurulan Türkiye'yi tanımıyor; devlet içinde devlet gibi davranıyorlardı. O yüzden 1937'de operasyon yaptırdı amma belgelerin de açıkça gösterdiği üzere halka zarar vermedi.
Onun koruyucu eli 1938'deki ağır hastalık yüzünden bölge üstünden kalkınca gidip sadece derebeylerini değil sivilleri de kırdılar.

ALEVİLER'İN MÜRŞİDİ ATATÜRK'TÜR
Peki bu kırımı yapanların günümüzdeki uzantıları kimdir hiç düşündünüz mü?
Sadece bir ipucu vereyim anlarsınız: İstanbuldaki o havaalanından Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'in adını silip BBP'nın ölen genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu'nun adını verelim diyenler... Güya, şimdi Dersimlileri, Alevileri bu Muhsin Yacızıcıoğlu dostları savunuyor.
***
Bu Dersim tartışmalarının temel sebebi; cumhuriyetle hesaplaşmaktır; doğru... Onun gerisindeki sebep ise; Alevilerin kafasını bulandırmak; onlarda Atatürk hakkında kuşku uyandırmaktır. İşte son yıllarda Avrupa ülkeleri tarafından da desteklenen ve gündeme getirilen 'Dersim Soykırımı' iddiasının derin sebebi budur.
Lakin başta Tunceli'nin sağduyu sahibi insanları olmak üzere; gerici taburu ne söylerse söylesin Alevi toplumu Atatürk'e bağlılıktan asla vazgeçmeyecektir.
Onların gözünde Atatürk; hem Hacı Bektaş Veli'nin hem de Şah-ı Merdan Ali'nin don değiştirerek 20. Yüzyıl'da ortaya çıkmış halidir.
Münkir ister kabul etsin ister etmesin... Bu makalelerden sonra ortalığı velveleye vermenin gerisindeki önyargıları yorumlayalım.
Türkiye bir sürü sorunla uğraşırken Dersim olayının sorunlaştırılması sizce gündem değiştirmek, akılları bulandırmak olabilir mi?
Çok iyi düşünmeliyiz.
Gerçek, belgelerin ürünü olursa somutlaşır... Aksi ise çelişkileri hızla keskinleştir ve hızla insanlarımızı kamplara ayırır…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...