Çarşamba, 18 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

Zaman denen buldozer


Tek durdurulmaz güç zamandır.

Zamanın durdurulamadığını aynalar anlatır. Ya da ansızın çıkıp gelen bir arkadaşın geçmiş zamandaki izlerini ararsınız yüzünde. Fırtınalarla boğuştuğunu yüzündeki çizgilerden, sesindeki yorgunluktan fark edersiniz. O da sizin gibi şaşkındır. Sanki ömrün elmasının bir yarısı siz, diğer yarısı odur.

Fotoğraflar da hayatın iz düşümleridir. Albümlerinizdeki siyah beyazdan renkliliğe akan karelerde dünün dinginliği ilerleyen zamanın içinde monotonluğa kayıp gider.

Ne doğadaki dün dündür, ne sizdeki…

Doğduğum küçük kente her gidişimde belleğimin en derinlerinde saklı görüntüleri ararım. Bir sokak, çocukluğumun saklı olduğu yeşil tepeler, top oynadığımız kavaklıkların kuşattığı düzlük, gelip geçtiğimiz iğde ağaçlarının perdelediği yol çoktan zamanın içine yuvarlanıp gitmiştir.

Ya arkadaşlarım? Bulabildiklerim, hayatın kırbacından şaklayan izlerle çıkarlar karşıma.

Benim bir yıldızım vardı koca gölün üstünde. İlk o ışıklarını gönderirdi. Bulutsuzsa gökyüzü gözlerimle severdim onu. En güzel, duru, tertemiz düşüncelerimi paylaşırdım onunla yaptığım sessiz söyleşilerimde. O ışıdıkça gece boyu ve yaprakları hışırdarken kavak ağaçlarının ve yeni çiçeklerini açmışsa iğde ağaçları o anı bir daha yaşamak için dua ederdim.

Annemin büyük annesi Zehra nineyi anımsarım hayal meyal. Koca bir kadındı. Beyaz saçlarını kınayla kızıla boyatırdı. Belki de ben öyle oluyor sanırdım. Faytonları olan komşularının yanı başındaydı toprak damlı evleri. Koca bir leylak ağacı evin üstünde salınırdı. Bir dal koparmak için uzanan ellere darılıp kızmazdı. “Nasılsa gövdesi dipdiri, tıpkı anaç bir kadın gibi…” Derdi.

Zaman bir buldozer gibi… Zehra ninemin o evi çoktan yok. Leylak ağacı hiç yok. Kim bilir hiç olmadı o ağaç, belki ben yarattım düşlerimde.

Ama Zehra nine sahiciydi. Hala saçlarımda sıcak elinin temasını hissediyorum. Bol kırmızıbiberli şovra dediği çorbasının tadı hala damağımda. Zaman denen buldozerin keskin bıçağı yıkıp atamadı o anımı.

Şimdilerde fotoğraf makineleri, kameralar kayda alırken yaşananları o zamanlar tek makine belleğimizdi.

Yaşlanıyor muyum ne? Yoksa bir derdim mi var? Niçin sarıyor hayatın film makinesi düne doğru zamanın şeridini? Yoksa… Yoksa son deminde mi ömrüm, anlayamıyorum?

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...