Çarşamba, 16 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

Zalimlerin, hırsızların, katillerin de anası var mıydı?

Geçtiğimiz gün;
“Zalimlerin, hainlerin, katillerin, hırsızların, üçkâğıtçıların da anası var mıydı?” Üzerine eşimle söyleştiğimizde; Fransız politik düşünür ve yazar Montesquieu’nun bir denemesinden söz etti.
“Adamın biri o kadar çok suç işler hapishanelere düşer ki sonunda en son işlediği cinayet suçundan yargıç kalemini kırıp, idam kararı verir... Sonrada önünde süklüm püklüm duran sanığa
‘Bir diyeceğin var mı?’Diye sorar. Sanık gözlerini yargıcın gözlerinin içine dikerek yanıt verir.‘Beni değil, anamı idam edin sayın yargıç!’Der. Yargıç şaşkın, duruşmayı izleyenler hayretler içindedir. Sanık anlatmaya başlar: Daha çocukken arkadaşımın kalemini çalıp eve getirdiğimde, misafirliğe gittiğimiz komşudan minik bibloyu aşırırken görmezdengeldi. Babamın askıya astığı pantolonunun cebine daldığımda, kilisedeki hayır kumbarasından aldığım paralarda bile tınmadı. Kavga ettiğimde, suratım kan içinde kaldığında bile kiminle kavga ettiğimi sormadı. Beni bu duruma annem getirdi, onu asın!’Yargıç ve duruşma salonundakilerin şaşkınlığı devam ederken, diğer suçlarını da sıralar sanık. Ancak çoktan kalem kırılmış, giyotine giden yol açılmıştır.” Eşimin anlattığı bu ibretlik öykünün içinde hayatın felsefesi vardı. Fransız düşünürün öyküsünden çıkıp, kendi geçmişimize döndük. Annelerimiz, büyükannelerimiz ne güzel anlatırdı. “Sokakta bulduğun her neyse eve getirme! Başkalarına ait hiçbir şeyi sakın ola alma!”Derlerdi. Okul tatillerinde boşta kalıp haytalık etmesin diye çocuklarını zanaatkâr yanına veren büyükler tembihatta bulunur: “Ustandan habersiz zinhar dükkândan ayrılmayasın! Hem unutma ustalar, çıraklarını yere para atarak, masada bırakarak sınarlar. Sakın ola buldum bahanesine sarılıp sahiplenmeyesin!”Derlerdi. Hani boş bulunup kendine ait olmayan bir eşya ile eve geldiğinde ise aile meclisi ivedilikle kurulur, sorgu başlatılırdı. “Kimin? Kim verdi? Nereden aldın? Nasıl buldun?” Yaz tatilinde bir araya geldiğimiz Van gölü kıyısında, altın yüzük bulan kardeşimiz Hasan heyecanla etrafı kolaçan edip, kaybını arayan birini görmeyince aklını yolunu kendisi tarif etmişti: “Bu yüzük hepimize güzel bir ziyafet çektirecek para ederinde. Ama biz bunu yapmayacağız. İçinde emeğimiz, hakkımız yok. Ama ne yapacağımızı bir düşünelim.” demişti. Bir kez daha yüzük kaybeden var mı gözlemi yapıldıktan sonra ertesi gün o yüzük satıldı, parası da yakın zamanda eşi vefat etmiş; çoluk çocuklu dul kalan bir hanıma usulünce ve incitmeden sunuldu. Her şeye rağmen değerli annelerimiz çocuklarını temiz ve düzgün insan olma felsefeyle yetiştiriyor. Ancak hayat insafsız koşullarla örülü... Yoksulluk çok kötü başlangıçların nedeni olabiliyor. Ama güzel olan şey çocukların her anının büyükler tarafından incitmeden ve rencide etmeden izlenip, gözlemlenmesi. Bir eğitimci olarak önerim; yanlışı ve hataları görmezden gelmemeleri. Yapıcı biçimde anlatıp, eleştirmeleri... Ve çocuklarını, gençlerini “Benim memurum işini bilir.” Değer yargılarının yanlışlığından haberdar etmeleri... “Köşe dönücülüğün temelindeki; hırsızlığı, dolandırıcılığı, üçkâğıtçılığı... ” sezinletmeli. Deniz Feneri gibi dibi görünmeyen usta işi dolandırıcılıkların bile gün olup ortaya çıkarılabilineceğinin bilincini kazandırmaları gerek. Hafta sonu bizimkilere mutfakta kendimce uydurduğum kavrulmuş soğan katıklı omlet hazırlarken, kulağım Antalya’nın tartışılmaz radyo kanalı 92,5 Radyo Box’taydı. Barikat adlı programın usta sunucusu su sesi billurluğunda, sabah rüzgârı tazeliğindeki sesiyle şipşirin bir program dinletiyordu. Söz, Deniz Feneri faciasına geldiğinde, taşı gediğine koydu ve Mahzun-i Şerif’in bestelediği “Yuh” türküsünü Selda’nın sesinden dinletti. Yolsuzluklarla ilgili yorumunaTürkünün sözleri cuk oturmuştu. Uzaktan yakından yuh çekme bana
Sana senin gibi baktım ise yuh
Efendi görünüp bütün insana
Hakkın kullarını yıktın ise yuh

Bu kadar milletin hakkın alanlar
Onları kandırıp zevke dalanlar
Diplomayla olmaz hâkim olanlar
Suçsuzun başına çöktüm ise yuh

Ben insanım benden başlar asalet
Asillere paydos, beye nihayet
Şu insanlık derde girerse şayet
Ona yar olmaktan bıktım ise yuh

Yuh yuh soyanlara
Soyup kaçıp doyanlara
İnsanlara kıyanlara
Yuh nefsine uyanlara yuh” Koca çınar Nazım Hikmet ne demişti o güzel şiirinde...”Analardır adam eder adamı.” Dilerseniz, çocuklarının her adımını yakından izleyen, göğsündeki ak sütüne haram karıştırmayan annelerimize, rızkını alın terine banan babalarımıza armağan edelim o güzel şiiri. Bakalım ne yazmış Nazım Hikmet, neler anlatmaya çalışmış. Bulutlar adam öldürmesin Analardır adam eder adamıAydınlıklardır önümüzde duranSizi de bir ana doğurmadı mı?Analara kıymayın efendilerBulutlar adam öldürmesin Koşuyor altı yaşında bir oğlanUçurtması geçiyor ağaçlardanSizde böyle koşmuştunuz bir zamanÇocuklara kıymayın efendilerBulutlar adam öldürmesin Gelinler aynada saçını tararAynanın içinde birini ararElbet böyle sizi de aradılarGelinlere kıymayın efendilerBulutlar adam öldürmesin

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...