Cumartesi, 7 Aralık 2019
Şahin AKÇAP

Nefis, Kibir ve ibret!


Harem sahnelerinin ön plana çıkarıldığı ilk bölümleri için kıyasıya eleştirdiğimiz Muhteşem Yüzyıl dizisinin; 2.sezon, 2.bölümünde yer alan savaş sahnelerinde herkese ders olacak mesajlar vardı.
Dünyada en kısa süreli savaş olan ve iki saatlik bir muharebe sonunda Osmanlı’nın galip geldiği, Macaristan’ın yenilip Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine girdiği Mohaç’ta savaş sonrası meydanı gezen Kanuni Sultan Süleyman zaferin vücudunu saran gururu karşısında irkilir.
"Nefsini öldür, yoksa o seni öldürür. Kibrini yen Süleyman. Her firavunun Musa’sı, her şerrin bir nuru vardır. İman et, hatırla, vücuda geldiğin hali ve gideceğin son mertebeyi unutma. İşte o zaman cennetin kapıları açılacak sana. Vicdanın senin kıblendir Süleyman kaybetme" Diye dua eder.
Muhteşem Yüzyıl, Meral Okay gibi evrensel düşünen büyük bir sinema ve tiyatro sanatçısının kaleminde şekillenen dizi. Verilen mesajlar da dolayısıyla evrensel.
Başarıdan başı dönenlere inceden göndermelerde var dizide.
Doğrudur...
Adrenalin denilen böbrek üstü bezlerinin heyecan ve korku anındaki salgılaması zafer kazanan siyasi liderler ve komutanlarda daha yoğun görülür. Heyecan sporu yapanlar:
“İnsanın ayakları altındaki yer sanki kayar... Bulutların üstündeymişçesine hafiflersiniz ve davranışlarınız yüz seksen derece değişir.”Derler. Mohaç meydan savaşında ordusunun galibiyeti de Kanuni Süleyman’da bu etkiyi yaratır. Sevinç, gurur, heyecan karmaşası adrenalin patlamasına yol açar. Ama O, bu olağanüstü coşkuyu dizginlemesini bilir.
Günümüz tıro-vıro liderlerinin de başarılarında adrenalin patlamaları karşısında şaşkına döndüğünü görüyoruz. Bu patlamayı kontrol edemedikleri zaman da davranış bozuklukları göstermekte ve toplumsal aynaya yansıyan iz düşümleri de mizahçılar için bulunmaz malzemelere dönüşmektedir. Ne var ki hafızalara kazınan suretleri çirkin ve iticidir.
Muhteşem Süleyman dizisinin yönetim ve teknik ekibi bu müthiş tarihsel öyküyü haremin dört duvarlarının arasından çıkarıp, yaşanan zaman dilimindeki halkın içine soktuklarında başarı grafiklerinin de hızla yükseldiğini görüyoruz.
Muhteşem Yüzyıl dizisini izlerken, tarihsel dönüşümün can damarı noktalarda tarihe de bir göz atma gereksinimi duyuyoruz... Ve görüyoruz ki Osmanlı ve Osmanlı’nın devamı Türkiye Cumhuriyetinin zafer günlerinin çoğunluğu Ağustos ayında tarihin sayfalarına yazılmış.
Malazgirt Meydan Savaşı 26 Ağustos 1071...
Mohaç Meydan Muharebesi 29 Ağustos 1526...
Malazgirt meydan savaşında Anadolu’nun kapıları, Mohaç Meydan Muharebesinde Avrupa kapıları Türklere açılmış.
Ve son Türk devleti tam tarumar olup yerle yeksan olacakken, 30 Ağustos 1926 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşuna giden büyük zafer kazanılmıştı. 30 Ağustos Dumlupınar Başkumandanlık Meydan Savaşı Türkün en büyük zaferlerinden biri olarak tarihe geçmişti.
26 Ağustos 1071’de Alparslan...
29 Ağustos 1526’da Kanuni Sultan Süleyman...
30 Ağustos 1926’da Mustafa Kemal Atatürk...
Üç büyük komutan Ağustos’u kutlu, Türklerin zafer ayına dönüştürmüştü.
Her üç büyük liderin savaş meydanlarındaki savaş tekniği de hilal biçiminde savaşmak olmuştu.
Bu üç büyük liderin sahip oldukları özellikler birbirine benzer.
Birincisi, milletini sevmek!
İkincisi, kibir ve gururdan arınmak!
Üçüncüsü yaratıcı olmak!
Bakalım Muhteşem Yüzyıl dizisi bütün bunları ve daha ötesini bizlere düşündüren dizi olmaya devam edecek mi?
Kibirden buzdan duvarlara dönüşen liderler nefislerini öldürmeye cesaret edip tarihten ibret alarak, silkelenecek mi?

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-11-26

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-11-25

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...