Pazar, 17 Kasım 2019
Hasan TÜLÜCEOĞLU

HZ. ÖMER’İN DEMOKRASİSİ


Bu ifade demokrasi kültüründen gelmemiş, ataerkil, anti-demokrat, monarşik ve otokratik doğu toplumları geleneksel özelliklerine sahip toplumun fertleri olarak bizlere biraz tuhaf gelecektir.

Hz. Peygamber’in getirdiği yeni, en son ve mükemmel din, Antik Yunan geleneklerinden daha çok demokrasiyi içinde barındırıyordu. Hz. Muhammed tüm insanların en seçkini olarak hiçbir zaman sultanlık emarelerine bile yaklaşmamıştır. Meclisi mescid olan O, her konuda herkesin görüşüne yer ve değer vermişti.

İfade ettiğimiz gibi demokrasi kavramına uzak olan doğu toplumları olarak bugün Hz. Muhammed ve O’nun arkadaşlarının salt demokratik uygulamalarını bu isimle ifade edemiyor hatta çoğu kez kasıtlı olarak budan kaçınıyoruz.

Şayet demokrasiye açık bir toplum olsaydık “Hz. Ömer’in Adaleti” kavramı yerine Müslümanlar Hz. Ömer’in demokratlığını ifade edeceklerdi. Zira demokrasinin olduğu her yerde doğal olarak adalette mevcuttur. Hz. Ömer fertlerin hak ve hürriyetlerini koruma ve devam ettirme konusunda oldukça demokrattı. Onun en alt tabakadan bile olsa her ferde değer ve önem verme hassasiyeti beraberinde adaleti ortaya çıkarmıştı.

Demokrasi kavramı ve bu kavramla ifade edilen uygulamalar ilk Antik Yunan’da ortaya çıkıp uygulanmıştır. Site devletleri halinde yaşayan Yunanlılar yönetimlerine sitedeki tüm vatandaşları dahil etmişlerdir. Her fert site ile ilgili görüş ve önerilerini özgürce dile getirerek site yönetimine direk olarak katılmıştır.

Böylesine saf, sade ve doğrudan demokrasiyi başta Aristo olmak üzere zamanın bazı filozofları eleştirmişlerdir. Filozofların genel görüşüne göre yönetim bilginlerin işi olmalıdır. Aristo, halk tabakasından herkesin direk yönetime müdahil olmasını hoş karşılamamış; filozoflara nazaran çok daha az bilgili halktan insanların yönetime katılmalarının sonuçta kargaşa ve kaosa yol açacağını ifade etmiştir.

Bugünkü Batının demokrasi kaynağı Antik Yunan’dır. Avrupa, ortaçağdan çıkıp kendini yenilemesinde referans olarak hep Antik Yunan’ı almış ve yönetimde Antik Yunan’dakine benzer bir demokratik uygulama ortaya koymuştur. Demokratik uygulamalar ülkelere göre değişiklik arz etmekle birlikte Antik Yunan’a en yakın demokratik uygulamayı Amerikalılar yapmıştır.

İslam dini özünde Antik Yunan’dan daha fazla demokrasi barındırmaktadır. Bunu Peygamberin söz, davranış ve uygulamalarında gördüğümüz gibi dört halife döneminde de görürüz. Bilindiği gibi bugünkü demokratik uygulamalar benzeri o gün halifeler bir çeşit seçimle iş başına gelmişlerdir.

Hz. Ömer’in kendinden sonra gelecek halifeyi belirlemeyi tamamen Müslümanlara bırakmayıp halifenin seçiminde belirli esaslar koyup şartlar getirmesi ilginçtir. Kendinden sonraki halifeyi kendi belirlemeyecek kadar demokrattı Hz. Ömer. Bir isimde diretse veya imada bulunsa muhtemelen halife o olacaktı. O, Müslüman toplumu hiçe saymadı. Antik Yunan’daki gibi sıradan halk tabakasına da bırakmadı. Halifelik için Müslümanlar içinden altı isim belirledi. Halife seçilmemek şartıyla kendi oğlunu da bunlara ekledi. Müslümanların en ileri gelenlerinden bu 7 kişilik grup Müslümanların halifelerini kendi aralarında seçeceklerdi. Bunlar, Ali b. Ebi Talib, Osman b. Affan, Sa’d b. Ebi Vakkas, Abdurrahman b. Avf, Zübeyr b. Avvam, Talha b. Ubeydullah, bir de halife seçilmemek şartı ile Abdullah b. Ömer’di. Bunlardan Zübeyr b. Avvam, Hz. Aliy’i; Talha b. Ubeydullah, Hz. Osman’ı; Sa’d b. Ebi Vakkas ise Abdurrahman bin Avf’ı halife olarak öne çıkardı. Abdurrahman bin Avf, halifelikten halifeyi belirleme adına vazgeçti. Her ikisinin gönüllü isteği üzerine Abdurrahman bin Avf, Hz.Ali yada Hz. Osman’dan birini halife olarak ilan edecekti. Hz. Ömer’in üstlenmekte zorluk çektiği bu önemli görevi üzerine alan Abdurrahman bin Avf doğru adayı belirlemede çok hassas davranacaktı. Ümmetin öne çıkan şahıslarıyla bire bir ayrıntılı olarak görüşecekti. Bunun dışında tüm Medine sokaklarını dolaşarak kadından erkeğe, yaşlısından gencine görüş sorarak bugünkü anlamda bir kamuoyu yoklaması yapacaktı. Ümmetin ileri gelenlerinin ve halkın genel çoğunluğunun halife olarak işareti Hz. Osman’dı. O da son defa her iki adayla açık ve net olarak konuştuktan sonra Hz. Osman’a biat ederek onun halifeliğinde karar kılmıştı.

Hz. Ömer’in bu halife seçim esasları ve o gün Müslümanların doğru halifeyi seçme uygulamaları bana hep Amerikan Başkanlık seçimlerini hatırlatır. Hz. Ömer’in hassasiyeti ve yöntemi doğru adayı belirlemede daha isabetliydi. Fert sayısından hareketle salt çoğunluğa bırakılmayacak kadar çok önemli bir iştir ümmetin idarecilerini belirlemek.

Hz. Ömer, ‘yönetiminden zarar gören var mı?’ endişe ve hassasiyetini toplumun en alt tabakasındaki insanlara kadar yayıp hassas şekilde cevap ararken ümmeti yönetecek halifenin seçimini de Aristo’nun eleştirdiği Antik Yunan uygulamalarına kadar indirgememiştir.

Her toplumda halk sayı olarak her zaman çoğunluktadır; ama çoğunluğun istediği her şey her zaman haklı ve doğru mudur acaba?

Hasan TÜLÜCEOĞLU

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...