Pazartesi, 24 Haziran 2019
Şahin AKÇAP

Söz yerini silahlara bırakmamalı!


"SÖZ OLA KESE SAVAŞI,
SÖZ OLA KESTİRE BAŞI.
SÖZ OLA AĞULU AŞI,
YAĞ İLE BAL EDE BİR SÖZ."
(Yunus Emre)



Kemal Burkay 20 Ağustos’ta Diyarbakır’a gidecekti.

Televizyon kanallarındaki söyleşilerin davetlisi olduğu sırada; barış ve kardeşlik için minik bir katkı gösterse bile onur duyacağını söylüyordu.

Geldiğinden bu yana sanki terör kudurdu! Ramazan ayının kutsiyeti bile hiçe sayılarak hain pusularda vatan evlatlarına kıyıldı.

“Savaşsız çok şeyin konuşulacağını!” İddia eden Kemal Burkay umarım ki şehit tabutlarının etrafını kuşatan öfkeli kalabalığın şifresini çözmüştür. Bir diğer şifre de silaha yapışıp kalan ve dağları mesken eylediğini her eylemiyle belirten ve bu eylemlerin kentlere de kaydırılacağını koyduğu tavırla belirten gözü dönmüş terör örgütüdür.

Vur kaç taktiği, mayınlı pusu, roketatarlarla saldırı yöntemini acımasızca kullanan PKK, Kemal Burkay’ın barış yoluna adeta kan denizi akıttı; kin, öfke ve düşmanlığın zehirli dikenlerini ekti.

Gencecik çocukların can verdiği, kahpe tuzakların, kışkırtmaların birbiri ardına düzenlendiği bir sırada; Kemal Burkay’ın çıktığı yolda ne kadar başarılı olacağı doğrusu düşündürücüdür.

Akil adamların:

“Silahlar bırakılmadan, dağdan inilmeden barış türküleri söylenemez!”Sözüne rağmen, ardı ardına yapılan saldırılarıyla adeta barışı istemediğinin mesajını veren terör örgütünün niyeti anlaşılmış, sabreden silahlı kuvvetler haklı olarak sert tavrını göstermiştir. Ki bu tavır; tarafınız neresi olursa olsun, saldırganlığa karşı gösterilen kaçınılmaz doğal reflekstir.

Özlediğimiz barış türküleri; patlayan silah seslerinde, bölgeyi abluka altına alan tank ve jetlerin kulakları sağır eden gürültüsü altında kaldı.

Birileri sanki inadına barışa uzanan elleri kırıyor, söylemleri ağızlara tıkıyor, silahların susmasını istemiyor!

Geçmişte yaşadığım ve üzüldüğüm bir olayı anlatmak istiyorum.

Çok sevdiğim bir arkadaşımla küçük bir bahçede gezinirken çimlerin kuytu bir yerinde boy vermiş çiçeklere rastlamıştık. Minik boylarına rağmen renkleri parlak ve dikkat çekiciydi. Arkadaşım birden öfkelendi çiçeklerin üzerine ayağını bastırıp ezdi. Şaşkınlık içindeydim.

“Ne yapıyorsun?”Diye engel olmaya kalkınca:

“Görmedin mi? Renkleri o canilerin bayrağının rengi.”Dedi öfkeyle.

Kastettiği PKK’ydı ve ezdiği çiçeklerin renkleri; sarı, kırmızı, yeşildi.

Tadımız kaçmıştı... Bu benzetme karşısında irkilmiştim. Demek ki kin ve nefret ekenler başarılı olmaya başlamıştı.

Doğanın her yerinde sayısız renklerin olduğu çiçekler vardı. Ve bir zamanlar yapılan bir araştırmada Türk Silahlı Kuvvetlerinin armalarından birinde de sarı, yeşil ve kırmızı renklerin hâkim olduğu anlatılmıştı.

Aradan bir ay geçti... Arkadaşımın ezip yok etmeye çalıştığı o çiçeklerin bulunduğu bahçeye bir kez daha gittik. O çiçeklerin yerinde bu kez aynı çiçeklerin çoğalarak ve daha gür yeni çiçekler çıkmıştı. Anladık ki; zorla, ezmekle, bir takım şeyleri yok edemiyorsunuz. Bu durumu arkadaşla birbirimizi üzmeden konuştuk. Sesini çıkarmadı ama benim nüfus cüzdanımdaki memleketimin Doğu’da olduğunu düşünerek ve bunu hissettirerek sadece kaşlarını çattı. Nasıl kahrolduğumu, bizi bizden ayrıştıran, bölüp, parçalayıp, kırdırtmak isteyenlere lanet okuduğumu anlatamam

Ne yazık ki alçaklar, bölücü oyunlarla yürekler arasında uçurum yaratmayı başarmıştı.

Bence, eline silah alan, dünya görüşünü ve ideolojisini terörle kabul ettirmeye çalışan kim olursa olsun asla bağışlanamazlar.

Yaşadığımız dünya koşullarında da silahlı mücadeleyle herhangi bir sorunun çözüleceğine inanmıyorum?

Tek yol silahların olmadığı ve bütün parti liderlerinin, akademisyenlerin ve toplum örgütlerinin bir araya gelerek; birlik ve bütünlüğe zarar vermeden, kan ve gözyaşı akıtmadan çözüm yollarının aranmasıdır.

Bunun dışındaki bütün alternatifler; kavgaya, savaşa dolayısıyla kaosa davetiyedir!

Her şeye rağmen... Ama her şeye rağmen! Kardeşlik türkülerini korkmadan ve sesimizi daha da yükselterek söylemeye devam etmeli, kahpe oyunların pususuna asla düşmemeliyiz.

Aklın önüne ilkel duyguların dikilmesine izin vermemeliyiz!

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-05-14

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-06-24

E-bülten Gurubu

bize katılın ...