Salı, 17 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

Gökyüzü defni!


NTV’nin doğa ve dolayısıyla insanı anlatan Hayat belgeselini her Pazar akşamı saat 21’de izleyenlerdenim.

Bu olağanüstü değerli belgeselin geçen Pazar ki konusu yeryüzünün çatısı Himalayaların en tepesinde yaşayan Tibetlilerin yaşam biçimiydi.

Dünyanın bu en yüksek sıra dağlarında yaşayan Tibet ve Nepali halkı çetin doğa koşullarına direnerek yaşarken zoru başarmaya karşı insanoğlunun inanılmaz hırsını da açığa vuruyordu.


Kışları bembeyaz doğanın yansıttığı güneşin ültraviyole ışıklarının karşısında kör olma riskiyle yüz yüze kalan Tibetliler için dünya sağlık örgütünün organize ettiği doktor ve ekibinin o coğrafya insanına hizmet götürmeleri insanın içine sevginin ve saygının yerleşmesini sağlayan çabalardı.

Tuncel Kurtiz’in akıcı ve etkili Türkçesi ile anlattıklarında insanın tüylerini ürperten bir geleneği de öğreniyorduk. Gökyüzü defni!

Bilirisiniz... İnsanın ölümünden sonra yapılan çeşitli törenler vardır.

Toprağa verilmesi, denize atılması, yakılıp küllerinin kavanozda saklanması veya Hindistan gibi Budist inançları olan ülkelerde yakıldıktan sonra küllerinin nehirlere atılması...

Himalayaların tepesinde yaşayan insanlar ölenleri için gökyüzü defni yapıyorlar. Tibetli Budistler’in büyük bir saygı içinde gerçekleştirdikleri törenin baş aktörü gökyüzü defincisi.

“En çok neye ihtiyacın var?”Diye sorulduğunda:

“Viski!” Yanıtı veriyor.

Çok haklı çünkü yaptığı iş öylesine zor ve sorumluk gerektiren bir iş ki...

Ölen kişi dünyanın çatısında yer alan Tibet veya Nepal’da toprağa gömülmüyor. Budist oldukları için tek çareleri cesedin yakılması. O amansız tepelerde tek bir ağaç, çalı olmadığı için yakılma çaresi de yok. Ceset ortada da bırakılamaz. Bırakılırsa çürümenin ardından salgın hastalıklarda çıkabilir.

Peki çare? Tek çare gökyüzü defnidir!

Budistlerin geleneklerinin yarattığı küçük tefler ile yapılan törende bir örtüye sımsıkı sarılan naaş akbabaların bulunduğu en yüksek noktaya çıkarılıyor. Ve gökyüzü defincisi, cesedi Budist grubu ayini ile elindeki keskin balta ve bıçakla parçalara ayırarak akbabalara atıyor. Akbabalar atılan her parçayı anında yiyip, yutuyor. Ve tek bir ceset parçası kalmadan gökyüzü defni sonlandırılıp tören yerinden uzaklaşılıyor. Bu yöntemle cesedin kokuşup, hastalık yayması da engellenmiş olunuyor.

Şimdi siz söyleyin lütfen! Gökyüzü defincisinin kendisini viskiye vurma istemesinde bir haksızlığı var mı?

Buna benzer çok farklı bir başka gelenekte Anadolu’da var. Sevgili dostum, ağabeyim Ali Aksüt anlatmıştı. Bu konuda hatam olursa bilen dostlar doğrusunu yazarak düzeltebilir. Çorum tarafında kurban kesen aleviler hayvanın iç organlarını toprağa görmezlermiş. Ağaçlara ve yüksek yerlere koyarak doğadaki diğer canlıların da nasiplenmesini amaçlarlarmış.
* * *
Türkiye’nin en sarp ve zor dağları Doğu ve Güneydoğu’da...

Hayat belgeselini izlerken aklıma o yüce dağlar geldi. Ve de uçurumu derin dağların koynunda yaşayan insanlarımız... Aynı vergiyi birlikte verdiğimiz, askerlik çağına geldiğimizde omuz omuza hudut boylarında vatan görevi yaptığımız.

O insanlarımız ki bugün sinsi planların, sonu gelmez hilelerin kıyımına terk edilmeye çalışılıyor. O insanlarımız ki, dağlarındaki baharın rengini unuttu!

Bakınız; Yunus Emre, Gök ekini biçmiş gibi diye başlıyor muhteşem şiirlerinden birinde.

GELDİ GEÇTİ ÖMRÜM BENİM

Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi şol göz yumup açmış gibi

İşbu söze Hak tanıktır bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide kafesten kuş uçmuş gibi

Miskin âdem oğlanını benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter yere tohum saçmış gibi

Bu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi

Bir hastaya vardın ise bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele Hak şarabın içmiş gibi

Bir miskini gördün ise bir eskice verdin ise
Yarın anda sana gele Hak libasın biçmiş gibi*

Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler
Meğer Hızır İlyas ola abı hayat içmiş gibi

*Yarın anda karşı gele hülle donun biçmiş gibi

Dünyanın düzen işte... Kimi gökyüzü defini yapar çaresizdir... Kimi çare vardır; yiğit iken ölenlerini gök ekini biçmiş gibi sayar kendini...

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...