Cumartesi, 24 Ağustos 2019
Şahin AKÇAP

Gündem değiştiren lafazanlar


Suriye ve İsrail’le restleşmemiz sürüyor. Bir onlar, bir biz babalanıp gerginliği alabildiğine tırmandırıyoruz.

Sadece tırmanan dış politikadaki gerginlik değil. Dolar, altın da tırmanıyor. Finans çevreleri ise ekonomimiz de yıkımlara yol açabilecek bir durum olabilir mi kaygısını yaşıyor.

Doğu ve Güneydoğu’da ise hiç durmadan kan akmaya devam ediyor.

Kemal Burkay ve onun gibi düşünenler; barıştan, birlik ve beraberlikten söz etmeye başladı ya... Savaşın sürmesini, ülkenin yangın yerine dönmesini çok isteyen o bildik güçler de tıpkı Roma’yı yakan Neron gibi savaş türkülerine davetiye çıkaran söylemleriyle pat diye ortaya döküldüler. Savaş tanrısı silah tüccarları ellerini ovuşturmaya devam ediyor.

Anadolu’da savaşın sürmesini, kanın sürekli akmasını isteyen karanlık güçler var. Kanla beslenen bu vampirler “Hadi gülümse” şarkısından bile ders çıkaramayacak kadar sığ, yürekleri nasır tutmuş, gözleri çıkar bağıyla körleşmiş zavallılar.

Bölünmekten, çok seslilikten ürker gibi görünüp, sahip olduklarının ve iğrenç çıkarlarının ellerinden kayıp gideceğini sanıyor olmalılar ki; panikliyor ve hemen milliyetçi, ırkçı, şoven söylemlerine sarılıyorlar.

Babalar, analar, bacılar kardeşler de vatan görevine kınalı elleriyle giden canlarını bayrağa sarılı tabutlarda teslim alıp, kanlı yaşlar döküyorlar.

Ekonomi fırtınaya tutulmuş bir gemi gibi sallanırken, Allah’ın her günü kan doğranırken ocaklara, banal düşünceler de saçılıyor ortalıklara.

Birisi çıkıp Müslüman olmayanlar için ayrı bölgelerin kurulmasından söz ediyor. Bir diğeri teravih namazı vardı, yoktu safsatalarıyla gündemin seyrini değiştiren lakırdılar ediyor. Birileri de Nene Hatun gibi kahramanlar yetiştiren Erzurum’da inanç özgürlüğünü kulak ardı edip gayri ihtiyari bir refleksle sigara içen genç bir kızımıza:

“Vurun dinsize!” Diye saldırıyor.

İstanbul’da bir voleybolcu genç kız da bindiği toplu taşıma aracında giysilerine kıcık olan:

“Toplumun namusunu bozuyorsun. Doğru düzgün giyin!”Diyen bir orangutanın saldırısına uğruyor ve içi dolu yolcu otobüsünden bir tek Allah’ın kulu çıkıp elini yüreğine koyarak saldırganın yakasına sarılıp:

“Sen kimsin? Toplumun ahlakının sen mi düzenleyeceksin be yamyam!”Diyemiyor hatta şikâyetçi olmak isteyen mağdur genç kıza:

“Sesini çıkarma! Şikâyetçi olup başımızı belaya sokma.”Babından nasihat vermenin dayanılmaz hafifliğinde bulunuyorlar. Ne yazık ki; kör, vicdansız, aymaz insanların giderek çoğaldığı bir topluma dönüşüyoruz.




Bütün bu olanların iğrendiren görüntüsünde 17.Dönem milletvekillerinden ve genç kızı Sehergül’ü Sivas Madımak otelindeki yangında yobaz, alçak kundakçılara kurban veren Musa Ateş geliyor aklıma. Meclisteki bir oturum sırasında, her türlü melaneti elden bırakmayan, ancak sıkıştıklarında Allah’ın ipinden söz edenlere şöyle seslenmiş ve söyledikleri baki kalan boş kubbede sedaya dönüşmeden meclis tutanaklarına:

“Allah külli kadirdir. Allah’ın korunmaya ihtiyacı yoktur!”Olarak kayıt olmuştu.

Bütün bunların tartışılması gerekirken; toplumu bölüp parçalamayı hedef edinenler, Müslüman gibi yaşayan, Müslüman gibi yaşamayan diye farklı kamplara bölmeye çalışanlar, teravih namazı var mıydı, yok muydu diye havanda su dövmeye çabalayanlar ön plana çıkıyor.

Tıpkı bir çağ kapatıp yenisini açan Fatih’in, İstanbul’u aldığında kilise papazlarının meleklerin cinsiyetini tartıştıkları gibi kısır bir döngü içinde tutulmaya çalışılıyoruz.

Dini kafalarına göre yorumlayan ve inançlı insanları bile gına getiren söylem sahiplerini ekarte etmenin tek yolu; onların çirkin yüzlerinin, iğrenç emellerinin deşifre edilmesidir.

Karamboldaki hayatlarımız zorlaşmaya, geleceğe olan umutlarımız tırpanlanmaya devam ediliyor.

Gündem değiştiren lafazanlar; beceriksizliğin, amaçsızlığın yaşandığı bir sürecin üzerini kapatmaya, gündem saptırmaya devam ediyorlar...

Not: Türkiye Büyük Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in çok yıldızlı otellerde verilen iftar yemeklerine tepkisini gecikmiş ancak çok önemli buluyorum.

MÜSİAD’ın geleneksel iftar yemeğine tepki gösteren, yemekte tek bir yoksulun bile bulunmayışını, Somali’deki açların durumuna dikkat çekerek anlatan Sayın Çiçek’in yaklaşımı ders veren mesajlar içermektedir. Bu tür davetleri aynı üslupta eleştirenlerin çoğalması halinde; “Körler sağırlar birbirini ağırlar.”teranelerinin son bulacağını düşünmek istiyorum.

Şehit cenazelerinin kalktığı bir sırada, yoksulluk ve diplomalı işsizliğin henüz doludizgin yaşandığı bir zamanda:

“Yanlış bir şey yok. İftar yemekleri gelenekselliği bu!”Demek gerçekten çevremize pembe gözlüklerle bakmak demektir, dinin dayanışma ruhuna aykırı düşmektir.

Meclis Başkanlığı için kendisine başlangıçtan itibaren güven belirtenlerin güvenlerini boşa çıkarmadığını gösteren Sayın Cemil Çiçek’i, diğer yöneticilerimiz de örnek almalıdırlar.

Aç ve açık, dünyada gıdasızlıktan ölen binlerce insan varken, beş yıldızlı otellerde kişi başı elli-altmış Dolar’lı iftar sofraları kurmak, yeri geldiği zaman firavunlara sövenler için gerçekten yakışık almamaktadır. Sayın Cemil Çiçek’i bir vatandaş olarak kutluyorum!

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-08-24

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-08-16

E-bülten Gurubu

bize katılın ...