Cuma, 19 Temmuz 2019
Şahin AKÇAP

Hepimiz suçluyuz!


Silvan katliamıyla ilgili her kesin çok şey düşündüğünü biliyorum. Öyle olmalı ki olayın derin boyutlu olduğu varsayılarak yargıya gidiliyor.

Nedense bizim ülkemizde olanlar hep zamana bırakılır. Ve zaman acıları dindirir, yaraları kabuk bağlatır, ateşleri küllendirir. Ve muhteşem halkımız her zamanki gibi o garip alışkanlığını sürdürür, sanki hiç olmamış gibi unutur gider. Ta ki yeni bir yürek yangını olay peydahlanıncaya kadar…

Ve suç atma gibi kötü bir alışkanlığımızın da olduğunu biliyoruz.

Bir vahim olay olduğunda sorumlular hemen deyim yerindeyse günah keçisi aramaya başlar.

Oysa Nasrettin Hoca örneğindeki testiyi kırmadan tedbir alma gereğini unuturuz.

Bir ev düşünün… İçinde elektrik prizleri, tüp, ocak, musluklar. Siz bütün bunları sıkça kontrol etmediğiniz zaman eskiyen metal hiç beklemediğiniz bir zamanda başınıza büyük işler açar. En küçük bir dikkatsizlikte canlarınızın yok olmasına veya büyük mal kayıplarınıza uğramanıza neden olur. Peki, burada sorumlu kimdir? Elbette ki evin reisi!

Örnekleri çoğaltabiliriz.

Bir okul düşünün. Tuvaletlerdeki araçları kontrol edilmeyen, eskiyen araç ve gereci yenilenmeyen… Yüzlerce çocuktan biri öğretmenin ve en önemlisi okul yöneticisinin kulak ardı ettiği denetimsizlik nedeniyle hayatını kaybedebilir veya tehlikeye sokabilir.

Kullandığı toplu taşıma aracının bakımını yapmayan şoför, güvenlik önlemini almayan polis ve asker de saydığımız örneklemeler içinde düşünülebilir.

Şimdi Silvan’da şehit olan askerlerimizin vahim olayında hatalar, eksik tedbirler var mıdır, yok mudur araştırması yapılacak.

Doğru olanda budur.

Bir vatandaş olarak benim de aklıma takılanlar var.

En tepedekiler kendilerine düşen sorumlulukları yerine getiriyorlar mı?

İç ve dış barışı yapılandırmak için sonuna kadar diplomasiyi yerine getiriyorlar mı?

Yaklaşık on beş yirmi gün öncesi Uçsuz Bucaksız Sarı ve Yeşilin Koynunda başlıklı yazımda hareket halindeki askerlerimizden ve bulundukları zor mekânlardan söz etmiştim. Her an sıcak temasın olabileceğini sezgisel olarak mesajlaşmaya çalışmıştım. Bizim ki havanda su dövmekmiş meğer.

Lamı cimi yok! Tepeden aşağıya hepimiz suçluyuz!

Yaşananlardan ders almıyoruz!

Unutmak diye kronik bir hastalığımız var!

Vatan evlatları tek tek düşerken ve hain namlular ölüm kusarken geride kalanların cenaze törenlerindeki canhıraş haykırışları; anaların, babaların, bacıların, kardeşlerin, yarların, evlatların gözyaşları kalıyor belleklerimizde. Ve o bellekler ki nedense unutma refleksine kapılmakta gecikmiyor.

Cenaze törenlerinde, söylevlerinde attığı zaman mangalda kül bırakmayanlar çözümü göstermelidirler.

Bu kan nasıl durur!

İnsafsız ve haksız bir kavganın kan davası nasıl son bulur?

Bekliyoruz!

Dünya liderliğine soyunanlardan çözüm bekliyoruz…

Bunu beklemek bizim hakkımız!

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-07-14

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-07-15

E-bülten Gurubu

bize katılın ...