Salı, 17 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

Helalleşmek üzerine


Bizden önceki kuşaklar uzun bir aradan sonra birbirlerine kavuştuklarında sıcak ve içten bir kucaklaşma sonrası:

“Helalliğim, can yoldaşım, kadim dostum!”Derler.

Eşler arasında da helallik üzerine söylenecek sözler de vardır:

“Helalim. Helalliğim!”

Hakkın rahmetine kavuşup, musalla taşına konulduğunda tabutunuz ve kılınmak üzere tekbir getirdiğinde imam üç kez:

“Hakkınızı helal ediyor musunuz!”Diye sorar. Söylenecek söz kısacıktır ve son yolcunun bütün bir ömrüne bedeldir:

“Helal olsun!”

Yani diyeceğim odur ki helalleşmek ciddi iştir. Hakkın ve hukukun teraziye geldiği, artının, eksinin hesaplandığı, kabahatlerin özre dönüştüğü, son noktanın konulduğu andır.

Bizi bize kırdıranlar bilmezler mi ki; nifaklar, fesat ve fücurlar ne kadar keskin olsalar da cürümleri kadar yer yakarlar. Zira Anadolu insanı öylesine güçlü bağlarla bağlıdır ki birbirine kandırılsalar da, yollarından saptırılsalar da çözülmezler, kopmazlar, parçalanmazlar!

Şan ve şöhretin, şikeli başarıların döndüren başlarını gövdelerinin üzerinde taşıyanlar bilmelidirler ki; bin yıllık Anadolu’yu yurt edinmiş bin bir renkli kültürle kuşanmış insanlarımızın gönül bağları sıradan değildir. Kökleri güçlü, gelenekleri kavidir. Türkülerinin, ağıtlarının öz suyu kadim geçmişleridir.

Bilirisiniz... Yola koyulmadan yolcu helallik ister. Kalan da ister helalliği. Olur ya; gidip dönmemek, dönüp de görmemek vardır hayatın devingen felsefesinde.

Güneydoğu’da şehit düşen astsubay eşinin ardından iki oğluyla kanlı yaşlar döken kadının:

“Bu vatana seni helal etmiyorum, seni Allah’a emanet ediyorum!”Sözü hepimizi düşündürecek, ciğerini dağlayacak sözlerdi. O bir asker eşiydi ve iki şehit yetimiyle uzun bir hayata tek başına karşı koyacaktı. Sözlerindeki kinaye, içindeki acının dışa vurumuydu. Çünkü bu ülkede tırmandırılan gerilimin nedenlerini biliyordu. Ucu bucağı olmayan bir kardeş kavgasına çıkarılan davetiyelerin, kinin, hırsın, benden sonrası tufan diyenlerin tıynetini sezebiliyor; Irak’ta, Libya’da, Suriye’de yaşananları yaratanları fark edebiliyordu.

Onun için derim ki helalleşmek için yola çıkanların omuzlarındaki büyük sorumluluk yükünün farkına varmaları; kan ve gözyaşına doğru yazılan senaryoları okuyabilmeleri gerek.

Helalleşmek sözcüğü kullanırken; verilen kararlara, olup bitenlerin sonuçlarına iyi bakılmalı, çok iyi tahlil edilmelidir.

“Ben helal ettim sende helal et!”Demekle ne yazık ki her yer güllük gülistanlık, her şey yerli yerinde olmuyor. Kırılan parçalar eski bütünlüğüne dönüşmüyor. Eski zaman yaraları gibi şimdilerde açılan yaralar sağalmıyor.

Uçurumları derin olan bir dünyada liderliğe soyunanlar helalleşirken, özeleştiri yaparken net olmalıdırlar. Sayısallığın getirdiği siyasi güce güvenip baskı yöntemini seçmenin ise adilim diyeni zalim yapacağını unutmamalı.

Rütbeler, makamlar, şöhretler, para-pul, mal-mülk helalleşmede geçerli, belirleyici değildir. Geçer olan içtenlik, yanlışların ve hataların bir daha tekrar edilmemesidir.

Ülkemiz için en hayırlı yol; gerilimin olmadığı, yansız bir adaletin hüküm sürdüğü, gerçek demokrasi ilkelerinin uygulandığı, kardeşliğin egemen olduğu yoldur. Diğer yollar çıkmaz sokaklara giden yollardır ki; sonu acı ve hüsrandır...

Mezopotamya uygarlığının Anadolu’daki devam olanlar daha olgun ve dolayısıyla daha bilge olmalıdırlar. Tek bir dünya görüşünün ve inancın hükmedemeyeceğini artık anlamalıdırlar.

Helalleşmek adına ortaya gönüllerini koyanların bunları iyi bilmesini, çok ama çok iyi bilmesini ne kadar isterim.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...