Cuma, 18 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

Ulufe


Osmanlı döneminde Kapıkulu askerlerine, Acemi Ocağı ve bazı devlet erkânı mensuplarına üç ayda bir verilen maaşın adıydı ulufe. Adalet Meydanında yapılan törende verilen üç aylık maaş sonrası Yençeriler ve Sipahilere çorba ve zerdeli pilavın olduğu üstü kapalı sahanlarda yemek verilir ve izlenirdi. Yemekler yeniyorsa her hangi bir sorunun olmadığı, yenmiyorsa sorunun olduğu yorumu yapılırdı.

Tarihin solgun yapraklarına göz attığımızda zamanla ulufeye gibi üstü kapalı tavizler karşısında şımaran ve daha çok hak isteyen, devlet katındaki yetkililerin atanmasını ve alınmasını, hatta kellesini isteyen Yeniçerilerin kazan kaldırıp isyan ettiklerini de görüyoruz.

Net yanlış ve hatalar karşısında çözüm getirici önlemler alamayanların tavizlere sığınması halinde ortaya çıkan şımarıklık zaman içinde çelişkileri keskinleştirip, isyanlara dönüştürür.
Bu anormal hal aile içinde, iş ortamında daha belirgin olarak görülebilir. Otorite boşluğu bulan birey tavır koymaya ve daha ileri gidip restleşmeye doğru yönelir. Zayıf bir an geldiğinde ise; yönetim mekanizmasını, sosyal ortamı altüst edecek eylemler ortaya çıkar.

Basit olarak küçük bir çocuğu düşünelim. Mızmızlığını ebeveynler üzerinde usulca baskı aracına dönüştüren çocuk istediği her şeyin yapıldığını anlayınca aşırı istek oranını artırır ve sonunda şirretleşerek dediğim dedik kimliğiyle aile büyüklerini huzursuz kılar. Ebeveynler çevre faktörlerini düşünerek bu durum karşısında susar ve boynunu bükerse, kendi toplumsal canavarını yaratmakta gecikmez. Bireyin aile içindeki olumsuz yanı doğal olarak toplum içine yansımakta gecikmez.

İş yerinde, özellikle bu iş yeri kamu yasalarıyla çevrilmişse ve içinde çalışanların yönetenleri zayıf noktalarıyla bilip, dilediklerini yaptırmaya zemin bulmuşlarsa ve yönetim erki taviz üstüne taviz vererek geri adımlar atarlarsa yukarıdaki şirret çocuk örneğinin benzerini yaşamaktan kurtulamazlar.

Ve bu küçük örnekleri, bir koca devlet içinde büyütürsek ve devlet katındakilerin zaaflarında özelleştirirsek durum daha büyük vahametlere giden yolların kapılarını ardına dek açar.

Yaratılan sadaka toplumu almakta, yönetim erki vermekte paranoya yaşadığı anda ise tarihte yaşanmış o önemli sosyal büyük olayların benzerleri ortaya çıkmaya başlar. Adalet kavramı kaybolur. Toplumda gruplaşmalar hızla belirginleşir. Onur, erdem ve saygınlık gibi ahlaki değerler erozyona uğrar.

Bütün bunları çok iyi tahlil edebilen Mustafa Kemal:

“Çalışmadan, yorulmadan, üretmeden yaşamak isteyen toplumlar önce haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, daha sonra da istiklal ve istikballerini kaybederler.”Demiştir.

Günümüz devler adamları küçük bir sözcük olan; ancak tarihsel ve sosyal içeriği büyük olan ulufe sözcüğü üzerinde kafa yormak zorundadırlar. Devlet kesesinden ağalık yapmak, har vurup harman savurmak başlangıçta yurttaşlara cazip gelse de, sonuçta hesabı er geç sorulacak ağır faturaların bir gün mutlaka ödenmesine yol açar.

Devlet kesesinden sorumlu olanların Atatürk’ün yukarıdaki sözünü görünür bir yere asarak her gün okumalarını öneririm.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...