Pazar, 17 Kasım 2019
Şahin AKÇAP

Bel altı siyaset


Boks, güreş ve birçok spor dalında bel altı vurmak kural dışıdır. Kuralı çiğnediniz mi faul ile cezalandırılır, ısrar ettiğiniz zamanda diskalifiye (yarışma dışı) edilirsiniz.

Siyasette belden vurmak kimilerine göre mubahtır.

İzlet rakibini, bul falsolarını veya açığını, koy arşive, günü geldiğinde de çıkarıp habercilere servis yap veya seçim meydanlarında elini böğrüne koyarak dünya âleme anlat!

Mahallede işi gücü olmayan hanımlar da öyle yapar. Çocukları kavga etti mi komşu hanımla tutuşur evvelden olmuş ya da kulağına üflenmiş nahoş olayları sayıp döker. Bilmem finalin mutlaka karakolda biteceğini söylememe gerek var mı?

Kişilerin bireysel, yalnızca kendilerine özgü engellerini veya kusurlarını uluorta söylemek Anadolu geleneğinde ayıptır. Bunun içindir ki Mevlana şu nasihatlerde bulunmuştur:

1.Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol

2.Şefkat ve merhamette güneş gibi ol

3.Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol

4.Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

5.Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol

6.Hoşgörürlükte deniz gibi ol

7.Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol


Elbette kul hakkı yemek, hırsızlık yapmak, dolandırmak, çalmak, yetim hakkına tecavüz etmek bu felsefenin dışındadır.

Anlatmak istediğim bireysel kusurlardır, gayri ihtiyari kaza suçlardır.

Gazeteci yazar Yılmaz Özdil köşesinde “Hodri meydan” başlıklı bir yazı yazdı. Her zamanki Hoca Nasreddin üslubuyla, seçim meydanlarında atıp tutan, birbirine veryansın eden liderleri; yüz binlerce, milyonlarca insanın izlediği televizyon ekranlarına davet etti. Çıkın, ne söyleyecekseniz bir tartışma ortamında bu işin ehli bir televizyon sunumcusunun yönlendirmesinde konuşun. Eteklerinizdeki taşı dökün diye yazdı. Yanlış mı yaptı. Hâşâ! Yılmaz Özdil doğru olana işaret etti. Ve uygar tartışma ortamının davetini yapan kalem oldu.

Daha öncede Uğur Dündar’ın hakemliğinde televizyon ekranlarına çıkan politik kimlikleri izledik. Tanık olan halk; kimin haklı, kimin haksız olduğu kararını verdi.



Elbette halk liderlerini canlı kanlı seçim meydanlarında görmek, onların ağzından çıkanı duymak istiyor. Ancak milyonların bir anda merakla izlediği siyaset liderlerinin belirlenmiş gün ve saatte ekranlarda tartışması mükemmel bir demokrasi deneyimi olur. Sözü, hitabeti, elindeki belgeleri sağlam olanlar doğaldır ki alkış alır.

Evet, bizlerde heyecanla hodri meydan diyoruz!

Ülkemizi yönetenlerin ve yönetmeye adayım diyenleri televizyon ekranlarında uygarca tartışmaya bekliyoruz. Halkımızın da dediği gibi:

“Pilavdan dönenin kaşığı kırılsın!”

Hazır söz açılmışken, Mevlana’nın hayatı anlamlaştıran o güzel sözlerini bir kez daha hatırlamak istemez misiniz? İşte o güzel sözler:



Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum.
Işığı gördüm, korktum.
Ağladım.

Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim.
Karanlığı gördüm, korktum.
Gün geldi sonsuz karanlığa uğurladım sevdiklerimi.
Ağladım.

Yaşamayı öğrendim.
Doğumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalınan zamanlar olduğunu öğrendim.

Zamanı öğrendim.
Yarıştım onunla...
Zamanla yarışılmayacağını,
zamanla barışılacağını, zamanla öğrendim...

İnsanı öğrendim.
Sonra insanların içinde iyiler ve kötüler olduğunu...
Sonra da her insanin içinde
iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha kalıcı olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kurulduğunu
öğrendim.




İnsan tenini öğrendim.
Sonra tenin altında bir ruh bulunduğunu.. .
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.

Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydınlatmanın yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydınlatabilmek için önce çevreni aydınlatabilmek
Gerektiğini öğrendim.

Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca üretilmesi gerektiğini.
Sonra da ekmeği hakça üleşmenin,
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayı öğrendim.
Kendime yazıyı öğrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...

Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...

Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yasta...
Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım.
Sonra da asil yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine vardım.

Düşünmeyi öğrendim.
Sonra kalıplar içinde düşünmeyi öğrendim.
Sonra sağlıklı düşünmenin kalıpları yıkarak düşünmek
olduğunu öğrendim.

Namusun önemini öğrendim evde...
Sonra yoksundan namus beklemenin namussuzluk olduğunu;
gerçek namusun, günah elinin altındayken, günaha el
sürmemek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda acının,
yemeğe olduğu kadar hayata da “lezzet” kattığını öğrendim.

Her canlının ölümü tadacağını,
ama sadece bazılarının hayatı tadacağını öğrendim.

Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya ...
Kalp durur ...
Akıl unutur ...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur ...

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...