Pazar, 25 Ağustos 2019
Şahin AKÇAP

Kütüphaneler Haftasına buruk giriyoruz…



Bizim kuşak kitaplarla çok sık buluşmak bakımından çok şanslı bir kuşaktır.



Televizyon ve internetin olmadığı yıllarda en büyük alışkanlığımız kitap okumaktı.



Sizi bilmem ama ben çizgi romanlarla başladım işe. Teksas,Tommiks,Tom Braks,Kaptan Swing gibi macera kitaplarının ardından; Karaoğlan,Tarkan…Ve sonra da küçük kentimizin din kitapları satan kitapçısında satılan Hazreti Ali’nin cenk maceraları kitaplarıyla buluştum.



Ve rahmetli babamın toprak damlı evimizin küçük odasındaki duvara gömülü dolabında özenle tuttuğu; Kerime Nadir, Esat Mahmut Karakurt’un aşk romanlarını tanıdım…



Oğuz Özdeş, Abdullah Ziya Kozanoğlu’nun tarihimizi anlatan macera romanlarıyla tanıştım.



Ortaokulda, Türkçe öğretmenim ki yaşıyorsa uzun ömür, ebediyete göçmüşse Allah’tan rahmet dileyeceğim Nazif Bayramoğlu’nun önerileriyle; Ömer Seyfettin, Reşat Nuri Güntekin’in ölümsüz yapıtlarını okudum.



Orta son sınıfta ise, Türkçe öğretmenim Rıza Zelyut’un edebiyat tornasından geçtim. Onun yönlendirmesiyle; Yaşar Kemal’i, Orhan Kemal’i ve dünya klasiklerini tanıdım. İnce Memed romanını Van Kütüphanesinden ödünç okuma için almak istediğimde, Çukurovalı Kütüphane Memuru’nun.



“Kim sana tavsiye etti bu adamı?”Ceberut tavrıyla karşılaştım.



Kütüphane memurunun çağdışı zihniyetinin inadına, sömestri tatilinde küçük kentimizin eski futbol sahasındaki taş kırma şantiyesinde amelelik yaparak aldığım parayla Kent Kırtasiye’den Yaşar Kemal’in sipariş üzerine getirttiği İnce Memed romanının1 ve 2.ciltlerini aldım. Kütüphane memurunun yasağını, bireysel tavrım ve emeğimle delmiş oldum.



Erdal Öz’ü, Bekir Yıldız’ı, Sait Faik’in yapıtlarını, aydınlık düşüncenin yılmaz savaşçısı çağdaş zihniyetli öğretmenlerim ve devrimci ağabeylerimin önerileriyle tanıyıp okudum.



Antalya Altın Portakal Film Festivaline konuk olarak davet edilen rahmetli Bekir Yıldız’a tören konvoyundaki bulunduğu araçta fark edip yanına koştum(Halkalı Köle romanı filme çekilmiş ve o film Antalya Altın Portakal’da yarışmaya katılmıştı) :



—Ben sizin tüm kitaplarınızı okudum. Bir okumadığım Alman Ekmeği eseriniz onu da bu adresime gönderin lütfen.”Ricasında bulundum. Bir yazar ve okuru için bu çok ilginç bir buluşmaydı. Yüzündeki ifadeden anlayabiliyordum.



Babamın kitaplığımızdaki on ciltlik Pardayanlar romanını okurken, hasta olduğu bir sırada son cildin arka kapağına yazdığı o çok hüzünlü notla karşılaştım. Şöyle yazmıştı:



“Bir işçi çocuğusun. Ve en büyük oğlumsun. Benden sonra kardeşlerin senin sorumluluğundadır. Ve sana, kardeşlerine maddi olarak bırakacağım tek şey; soyadım ve kitaplıktaki on ciltlik Pardayanlar romanıdır… Sen ve kardeşlerin bu değerli romanı okursanız; insanlık, kardeşlik adına hiçbir maddi gücün alamayacağı erdemlilik bilincine sahip olursunuz. Pardayanlar roman serisi, benim sizlere bırakacağım paha biçilmez mirasımdır. Okuyup, anladığınızda bana hak vereceğinizi biliyorum”



Ve zaman içinde okuduklarım, gözlemlerim ve birikimim beni de yazmaya itti… Ve sayısız okurun kitaplığında yer alacak kitaplar yazmayı başardım. Küçük bir ev kitaplığının bile hayatlarımızda ne kadar önemli olduğunu fark ettim.



İstanbul Tüyap, Antalya Konyaaltı 1.Kitap Fuarlarının konuk yazarları olma onuruna sahip oldum.



Yazdığım kitapları imzaya getiren öğrencilerimi kucaklarken, gözyaşlarımı yüreğimin kınına akıttım. Bu an, bir öğretmen ve yazar için erişilmez bir duygudur!



Yani diyeceğim o ki sevgili okur. Okumak ve yazmak en güzel şey!



Bazen yazdığınız bir tümceyle; bağırıp, çağırıp söyleyemediklerinizi anlatabilirsiniz.



Ancak içinde olduğumuz şu garabet günlerde bir öğretmen ve yazı erbabı olarak ben de yaralıyım… Küskünüm…



Çünkü ülkem de; yazan, çizen ne yazık ki affedilmez bir korku kuşatması altındadır!



Kitaplar ana rahmindeki istenmeyen ceninlere yapılan kürtajlar gibi henüz taslağında sökülüp alınıyor, kayıtları siliniyor. Bu yöntem insanlık tarihi için kara bir lekedir!



Birilerinin arsızlığını koruyanlar; Allah’ın “Oku!” buyruğuna karşı geliyor.



Yazarlar uzun süren yargılamalar sürecinde sağlığından ediliyor, üretkenliklerine kelepçe vuruluyor. O yazarları okuyanlar ise; kaygı ve endişenin psikolojik çemberine hapsediliyor!



Diyorum ki onlara… Yani gerçeklerden korkanlara! Örtülere sığınanlara… Sansürcülere… Çağ dışı kini ve düşmanlığı kültür ortamına çekenlere!



Bugün Kütüphaneler Haftasını kutlamaya başladık… Kitapları anlatıyoruz çocuklarımıza. Anlatıyoruz ki, kitapsız bir insanlığın asla olmayacağını bilsinler diye!



Ey yasakçılar! Lütfen yolunuzu bir kütüphaneye düşürün!



Raflardaki kitaplara bakınız! Yazar adlarını okuyunuz… Belleklerinizi zorlayınız!



Bir zamanlar yasaklanan kitapları insanoğlunun şimdi nasıl baş tacı yaptığını görün!



Ve artık anlayınız ki; yasaklar harcında yoğuracağınız balçığınız, güneşi asla sıvayamayacaktır!



Ve diyorum ki sevgili okur! İnadına okumak! İnadına düşünceye özgürlük!



İnadına bir gök ekini gibi fışkıracak yazarlar, kitaplar ve kütüphaneler!

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-08-24

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-08-16

E-bülten Gurubu

bize katılın ...