Çarşamba, 24 Temmuz 2019
Şahin AKÇAP

Dünya Kadınlar Günü kutlanırken


Bazı atasözlerimiz tartışılır derecede çelişkilidir.



“Kızını dövmeyen dizini döver.”



Bazı değer yargılarımız da düşündürücüdür:



“Kaşık düşmanı.”



Hele yobaz düşüncenin kadınla ilgili fikirleri zır cahillik içerir:



“Kadının olduğu yerde şeytana gerek yok!”



Oysa kadın yaşadığımız hayatın eksenindeki olmazsa olmazıdır.



Anamızdır, bacımızdır, kızımızdır, yârimizdir…



Son yıllarda kadına karşı çoğalan şiddet ve kıyım sosyologların, psikologların inceleme alanına girecek kadar ciddi ve vahimdir.



Geçen gün bir yetkili inanılmaz sözlerle ekran başında haber izleyen bizlerin irkilmesine tüylerinin diken diken olmasına neden oldu.



Diyordu ki:



“Eskiden yazılı ve görsel basın bu kadar etkili olmadığı için kadına yönelik şiddet bu kadar çok görülmüyordu.”



Açıklamasıyla:



“Bunda bizim kabahatimiz yok.”Demeye getiriyordu.



Kadınların dövüldüğü, paramparça edildiği, aşağılandığı bir dönemde böyle bir bahaneye sığınmak yakışık alır mı?



Oysa toplumsal yaşamda insana karşı her olumsuzlukta; devletin, yöneticinin ve sistemin mutlaka bir eksikliği, arızası vardır. Özellikle eğitimde sosyal hayata ilişkin çalışmaların yapılması gerekir.



Devlet tıpkı sağlık veya güvenlik görevlisi gibi kamu ve özel sektör üretim, çalışma alanlarında psikologlara, sosyologlara görev verebilir. Yalnız ve biçare insanlarımız sosyolog, psikolog gibi uzmanların izlenimine tabi tutulabilir. Zaten bu anlattıklarım sosyal devletin en baş görevlerinden birisi değil midir?



O çok sevdiğimiz:



“Kimsesizlerin sahibi olmak!”Sözü ancak bu çalışmalarla hayat bulabilir.



Yoksa evlendirme, yemek hazırlama gibi medyasal programlarla insanımıza yardım edemeyiz. Onlarla gerçek iletişim kurmak diyalogla, değer vermekle olur. Yalnız olmadığına inanan insan hayatı sever, mutluluğa adım atar, sosyalleşir. En basitinden bir örnek verirsek eğer; evcil bir hayvanın bile sürekli kafes altında, ya da zincirde tutulmasında yabanileştiğini saldırganlaştığını görebiliriz.

Aslında hayat kadın için de erkek içinde zor!

Kadını erkekten, erkeği kadından ayırarak bir eğitim kurmak da yanlış.

O halde önce insanımızın hayat koşullarını iyimser düzlem içine çekmek zorundayız. Eğitimi çağdaş normları üzerinde planlayıp sunmalıyız.



Bu ülke büyük bir liderin sonsuz ileri görüşünde kadınlarını erkeğiyle eşit gören ve özgürleştiren bir süreçten geçerek bu günlere gelmiştir. Bu zor yol yobaz düşüncelerle, yozlaşmış felsefeyle, töre cinayetleriyle kurban edilmemelidir.



Hele hele her fırsatta kadının eşit olduğunu dillendirmek, söylemlerde kadınlar gününü vurgulamak takvimlerin 2011’i yazdığı bir zaman diliminde utanç veridcidir.



Ne demek kadına eşitlik!



Ne demek kadına özgürlük!



Kadın da erkek gibi ana rahmine düşüp; doğana, ölene kadar özgür ve eşittir



Bakınız, Nazım Hikmet kadın şiirinde kadına yönelik düşünce ve duygularını nasıl dile getirmiş:



“Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
Yeşil bir harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Kimi der ki çocuk doğuran,
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim, hayat arkadaşımdır.”



Nazım hikmet

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-07-14

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-07-15

E-bülten Gurubu

bize katılın ...