Salı, 16 Temmuz 2019
Şahin AKÇAP

Eğri oturup doğru konuşmak (2)


(Mücahit Erbakan’a kalmayan dünya…)



Merhumu cennetin anahtarını vaat ettiği günlerde tanıdım.

“Milli Selamet Partisine oy veren cennetin anahtarına sahip.”Olur diyordu.

Doğu Anadolu Bölgesinde Demokrat ve Vatan Gazetesinin muhabirliğini yaptığım yıllarda montaj sanayi söylemini diline dolayan Hoca partisine hızla sempatizan topluyor, bu dünyada cehennemi yaşayan ve kaderciliğin dar çemberinde kilitli kalan vatandaşları heyecanlandırıyordu.

Gittiği kentlerde ağır sanayi hamlesinden söz eden, ezan vaktini mitinglerinin olduğu saatlere ayarlayıp din propagandasını ustaca yapan tilki gibi bir siyasetçiydi.

Attığı temelleri arabalarının bagajında Ankara’ya taşıyan rakip siyasetçilerin:

“İşte ağır sanayinin temeli!”Demelerine ince bıyıkları altından gülen kıvrak bir zekâya sahipti.

Milli Görüş doktrininde Türk-İslam sentezini harmanlayan, Mücahit Erbakan imajıyla yola koyulan Hoca; çoktan var olan düzeni sarsmaya başlamıştı.

Bir elinde cennetin anahtarı, diğer elinde makine mühendisliğinin imbiğinden süzülerek oluşan ağır sanayi hamlesi stratejisi ile yürüyüşünü sürdüren Erbakan Hoca zaman zaman sertleşiyor:

“Kanlı mı, olacak kansız mı olacak.”Lakırdılarıyla da karşıt düşüncesindeki milyonlarca vatandaşın yüreğine ürperti, radikal İslam karşı aşırı duyarlı olan Batılı ülkelerde de kaygı yaratıyordu.

Başbakan olduğu sırada verdiği davete tarikat liderlerinin kendilerine özgü giysilerle son model ciplerle icabet etmeleri ülkemiz basınında ve dünya basınında yer alınca:

Kanlı mı olacak kansız mı olacak söylemi de toplum bilimcileri tarafından büyüteç altına alınıyordu.

Konya Mitingi, 28 Şubat süreci birer salvoya dönüşen sözlerinin tedirginliği ülkede tankların motor sesine dönüşmekte gecikmemişti.

Ve sonrasını biliyoruz.

Gittiği yerlerde abdest alırken ayaklarını yıkayıp, kurulayan genç güvenlik görevlilerinin haberlere yansıyan fotoğrafları Milli Görüşü benimseyen talebelerinin de rahatsızlık duymalarına neden oldu. Hocaya karşı kendi yetiştirdikleri tarafından yaratılan dip dalgalar ve laik düzenin tepkileri,Batılı Ülkelerin ağababası Amerika’nın Türkiye’nin bu fotoğrafından rahatsızlığı Hocayı ve yandaşlarını zora soktu.

Beş yıllık siyaset yasağı, partisinin kasasında olması gerekirken kayıplara karışan trilyon muamması, Altınoluk’ta geçecek olan ev hapsi onu gözden düşürmekte gecikmedi.

Onun adıyla “Bukalemun” sözcüğü de siyasi literatürümüzde yerini almakta gecikmedi.

Merhum Erbakan Hocayla ilgili en dikkatimi çeken özelliği her şeye rağmen hoşgörülü olması ve kendine karşı tavır alan politikacılara inanılmaz biçimde saygılı yaklaşımıydı.

Yazılanlara, çizilenlere rahmetli Turgut Özal gibi o da hiç kızmadı… Yazar, çizer ve sanatçıları hiçbir zaman düşüncelerinden ve yaratılarından dolayı mahkemelere göndermedi.

“Bizim işimiz başka onların işleri başka.”Demekten geri durmadı. Türkiye’nin yazılı ve görsel medyası bu önemli meziyeti Erbakan Hocadan sonra daha iyi anladı.

Erbakan Hocanın benim belleğimde kalan izleri bunlar oldu.

Allah’tan rahmet dilerken şu düşüncemi de yazmadan geçmek istemiyorum

Acaba yüce yaratan:

“Nasıl gelirsen gel bana ama kul hakkıyla gelme.”Diye buyruğunu kayıp trilyon olayıyla tartışılır kılan bu Mücahit kuluna öteki taraf sorgusunda affını esirgeyecek mi?

Örneğin bu ülkeye çalıştığı emeğinin ve alın terinin her zerresini vergisiyle ödeyen yurttaşlarımız haklarını helal edecekler mi?

Bazen bir ölüm haberi bizlere yaşadığımız hayatta ibret alacağımız çok şey öğretir.

Bilmem yanılıyor muyum?

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-07-14

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-07-15

E-bülten Gurubu

bize katılın ...