Pazar, 17 Kasım 2019
Şahin AKÇAP

Eğri oturup doğru konuşmak… -1-


(Libya halk isyanında Türkiye gerçeği)

Hani hep konuşuruz:

“Devlet demek vatandaş demek! Vatandaşa değer vermek devleti yüce kılmak.”

Bence bu söz bizim için söylenmemiştir. Bu değer yargısı tümden AB ülkeleriyle ilgili sözlerdir. Kanıtını da Libya örneğinde görebiliriz.

Libya’da isyan başlamadan yirmi dört saat önce AB ülkelerinin vatandaşlarının cep telefonlarına mesaj gelir:

“Sorun var, Libya’yı terk edin!”

Geçen gün Libya ile ilgili haberlerde İngiltere’nin Libya’daki vatandaşlarını ateş hattından kaçırmak için rüşvet verdiği de iddia ediliyordu. Elbette diplomaside bile rüşvet insan onuru için en büyük suç. Ancak İngiltere pasaportu taşıyanların hayatlarını kurtararak ülkelerine kavuşmaları İngiliz kamuoyunu rahatlatmıyor mu? Rahatlatıyor… O halde İngiliz hükümeti görevini yapmış, sınır ötesindeki vatandaşlarını ana vatan topraklarına sağ salim ulaştırdığı için görevini yerine getirmiştir. Biz ne kadar işin içine rüşvet karışmış dersek diyelim, sonuç İngiliz halkının vicdanında hayatlarını kurtaran yurttaşlarının verdiği huzur değil mi?

Peki, biz ne yaptık?

Resmi kayıtlarda yirmi beş bin vatandaşımız için elbette ki devlet olağanüstü bir çaba gösterdi. Ama geride kalan sayıya bakıldığında bütün çabanın yetmediği görüldü.

Kolay değil yirmi beş bin can… Siz kaçak olarak çalışanları da bu sayının üzerine topladığınızda hiç de azımsanmayacak bir yekûnun olduğunu görebilirsiniz.

Eğer bir ülke yurttaşlarını başka ülkelere; iş, aş ve ekmek için gönderiyorsa takibini de yapmak zorundadır. Binlerce emekçi yurttaşımızın Libya’dan kazanıp getirdiklerinin ülke ekonomimize katkısını da düşünürsek durumun ciddiyetini daha iyi kavrayabiliriz.

Evet devletimiz elinden geleni yaptı. Deniz ve hava taşımacılığı devreye konuldu. Libya’daki gerek iktidar ve gerekse isyancı muhalefete inanç kardeşliğimiz, geçmişten gelen dostluğumuz da hatırlatılarak yurttaşlarımızın tırnağına bile zarar gelmemesi konusunda uyarılarda bulunuldu. Ancak bütün bunların yeterliliği elbette ki tartışılacaktır, tartışılmalıdır da…

Benim kafama takılan asıl önemli konu, Türkiye gibi yeraltı ve yeryüzü zenginliğinin olağanüstü büyük olduğu bir ülkeden Libya’ya ve Libya gibi ülkelere olan emek göçüdür!

Tarımda yaşanan sıkıntılar, daralan üretim alanlarındaki sorunlar, özelleştirmenin yarattığı işsizliğin boyutu elbette ki bunu kaçınılmaz kılmıştır.

Hele hele siz kalkıp yirmi beş bin insanınızı sadece Libya’ya iş göçüne terk ediyor ve ardından biz böyle kalkınmış bir ülkeyiz diye böbürleniyorsanız bunda büyük bir yanlış olduğunun altını kalın çizgilerle de çizmiş oluyorsunuz.



Bu demektir ki ülkemiz ekonomisinde gerçekten ciddi arızalar bulunmaktadır.

Arızalardan en affedilmezi üretimi bir silindir gibi ezen nüfus yoğunluğudur.

Plansız nüfus artışı, çalışma alanlarının stratejik planlarının ülke gerçeklerine uygun yapılmayışı Türkiye’yi doğal olarak teknik devlet olmaktan hızla uzaklaştırıyor.

Libya gerçeğindeki yirmi beş bin emekçinin durumuna bu açıdan da bakılması hayati önem taşımaktadır.

Hiçbir anne ve baba yüreği, ülkesinin topraklarına göbek bağı düşmüş evlatlarını gurbete göndermeye dayanamaz. Dayanmak zorunda kalsa da el kapılarında hayatlarını kurtarmaya çırpındıkları kuzularının dramını yaşatan devletine karşı saygı duyamaz.

Ne diyordu bilge Şeyh Edibali:

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!”

Hani?

İnsanımızı yaşatmak demek; onu el kapılarına, sınır ötesi gurbetlere kul yapmak mıdır?

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...