Salı, 19 Kasım 2019
Şahin AKÇAP

Cemreler düşerken


Evvelsi gün kusursuz fırtına Akdeniz’in incisi Antalya’yı sarstı.

Fırtınanın şiddetinin izleri deniz kıyısında daha belirgin olduğu için, fırtına sonrası deniz kıyısına koşarım.

Ve yine öyle yaptım. Cumartesi sabahı, Konyaaltı sahilinde yol kenarına saçılan kordon boyunun çöp kutuları görevliler tarafından toplanmıştı. Ancak deniz hala koca dalgalarıyla akşamki fırtınaya sanki öfkeliymişçesine kabarıp kabarıp homurtuyla kıyıyı dövüyor, beyaz köpükler sanki ince bir kar yağmış görüntüsü vererek usulca yeniden geriye, denize dönüyordu.

Doğa, insanoğlunun ibret alacağı sayısız olaylarla dolu.

Fırtına sonrasının akşamı çisil çisil yağmur yağdı. Sanki doğa kudurganlığının geride kalanlarını temizliyor, birazda bir parçası olan insanlardan, bitkilerde özür diliyordu.

Cumartesi akşamı, TRT 1’de, Nuray Yılmaz’ın, Gezelim Görelim gezi ve araştırma dizisinin konuğu Antalya’nın Gündoğmuş İlçesi Beldan Köyü idi.

Nuray Yılmaz her zamanki gibi yalın bir anlatımla Akdeniz’in Toroslara basamak olan yaylalarındaydı.

Nuray Yılmaz’ın dizisini perçinlesin diye sinemada izleme olanağı bulamadığım Bal filminin DVD’sini izlemeyi önerdim bizimkilere. Hani yönetmeni Semih Kaptanoğlu’nu anımsayacaksınız… İran’ın, Bal filmi için verdiği ödülü kabul etmeyen, sanatçı duruşuyla berk yönetmeni…

Bal filmi, Altın ayı ödülü almış daha sonra Oscar’a aday gösterilmiş ve yanlış anımsamıyorsam eğer Polonya Sinema Eleştirmenleri tarafından 2010 yılının altın filmleri katagorisinde ikinci mansiyon ödülüne değer görülmüştü.

Yusuf Üçlemesi adı altında çektiği; Süt, Yumurta ve Bal filmlerinin yönetmeni İran’ın ödülünü geri çevirmişti. Filmi izledikten sonra Semih Kaptanoğlu’nun evrenselliğe giden bir doğa yapımı filmin İran tarafından bütünüyle dinsel açıdan ödüllendirmesine hayır dediğini anlayabiliyordum.

Bir önceki günün fırtınası, akşamki Nuray Yılmaz’ın Gezelim Görelim gezi ve belgeseli bir de üzerine Bal filmi eklenince doğaya iyice odaklanmamız kaçınılmaz oldu.

Şubat ayının son haftasından itibaren cemreler düşmeye, doğa kışın finaline hazırlanmaya başlar ve hayatın görkemli sahnesi doyumsuz bahara açılır.

İlk cemre havaya, ikincisi suya, üçüncüsü toprağa düşer.

Cemre sözcüğünün anlamı “kor”dur… Düştüğü yeri ısıtır…

Cemren, bakınız yazılı kaynaklardan nasıl anlatılır:



“İlkbahar başlamadan önce birer hafta aralıklarla havaya, suya ve toprağa düştüğüne ve onları ısıttığına inanılır. Eskiler 365 günlük yılı 'kasım' ve 'hızır' günleri olarak ikiye ayırırlarmış. Kasım(kış) 179, Hızır(yaz) ise 186 günmüş. Yılın kasım kısmı yani kış devresi 8 Kasım’ da başlar, 6 Mayıs’ a kadar sürermiş. 6 Mayıs’ ta da Hıdrellez ile birlikte yaz devresi yani Hızır günleri başlarmış. Kasım ayına kasım dememiz oldukça yenidir. 1945 yılında ilgili kanun yürürlüğe girene kadar, kasım ayma 'teşrinisani' denilirmiş. Kasım, Arapça’ da 'bölen' anlamına gelir. Yılı böldüğü için bu ad verilmiş olabilir.

Kasımın kırk altısında, kırk gün anlamına gelen 'erbain', seksen altısında da elli gün anlamına gelen 'hamsin' başlar, böylece kışın en soğuk zamanları olan doksan günlük süre geçmiş olurmuş. Kasım günlerinin ortasını geçip yüz gün arkada kalınca halk arasında zorlu kış günlerini arkada bırakmanın bir ifadesi olarak 'Geldik yüze, çıktık düze' denilirmiş.”



Geçtiğimiz gün bir çay içimliği süre için ziyaretime gelen sevgili araştırmacı Ali Aksüt ağabeyim:



“Geçenlerde Çorum ve çevresini gezdim. Hala gizemi araştırdıkça bulunan değerlerimizin halkın yüreğinde hiç solmayan bir çiçek gibi diri kaldığına tanık oldum. Hayvanlarını gereksinimleri için kullanan yöre halkı sadece doğada kendileri için yaşamadıklarının bilincinden kopmamışlar. Bir hayvandan kalan diğer parçaları doğaya saygı için kurda, kuşa bırakmayı ve böylece doğaya olan minnetlerini belirtmeyi asla unutmuyorlar.”Dedi.



Kendisinden uygun bir zaman diliminde yapacağı araştırmalardan birine beni de yol arkadaşı yapmasını rica ettim.

Diyeceğim o ki; cemreler düşerken, pür dikkat, doğadaki değişime bir göz atmayı da gönül gözüyle düşünmemiz... Doğanın o muazzam sesini ve hiç değişmeyen usta bilgeliğini izlememiz.

Birbirini paramparça etmeyi kafaya koymuş; hırslı, bencil insanların doğaya kulak vermelerini içtenlikle öneririm. Zorlaşan ve didişmeden geçilmeyen hayatlarımıza beklide doğadan alacağımız dersler bir nefes olur…

Cemreler düşüyor!

Havaya…

Suya…

Toprağa…

Dilerim bir de sevgisizliğin ve hoşgörüsüzlüğün tam ortasına düşer.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...