Pazar, 25 Ağustos 2019
Şahin AKÇAP

Ey sevgili sana bir şikâyetim var!


Bu yıl 14 Şubat Sevgililer Günü son peygamber Hz. Muhammet’in doğum gününe denk geldi.

Birden dikkatler Diyanet İşlerinden gelecek yoruma odaklandı.

“Ne demek sevgililer günü? Kafir gününü nasıl sevgili peygamberin doğum günüyle aynı anda kutlarsınız.” Gibi bir söylem beklenirken tam tersi çıktı.

“Bu güzel günün sevgili kavramıyla iç içe yaşanacak bir güne gelmesinden daha ne güzel olabilir.”Denilince beklenen kaygıların yersiz olduğu görüldü.

İşte bunun adı akıldır…

Sevgili kavramı birey için elbette farklılıklar gösterebilir.

Ferhat ile Şirin’in, Kerem ile Aslı’nın aklındaki ve yüreğindeki sevgi de insanoğlunun aradığı sevgidir Yunus Emre’nin arayışındaki sevgili Tanrı kavramı da sevgidir.

Sevgi soyut bir kavram olsa da hayatın en belirleyici duygusudur.

Sevgili bazen bireyin; para, mal, mülk, tuttuğu takım, beslediği hayvan da olabilir.

Bazen de sevgili; vatandır, bayraktır, dünyayı biçimleyen düşüncelerini bayraklaştıran ölümsüz bir liderdir.

Okurlarıma yazdığım yazıların birinde sevgiyle ilgili bir şiir yarışmasından söz etmiştim. Açılan yarışmaya katılan öğrenciler inanılmaz güzel şiirler yazmışlardı.

Bir küçük öğrencimiz de çal kalem yazdığı şiirinde:

“Annemi seviyorum, babamı seviyorum, öğretmenimi seviyorum, arkadaşlarımı seviyorum, vatanımı seviyorum, ormanlarımızı seviyorum, komşumuz Ali amcayı seviyorum.”Diye sevdiği şeyleri tek tek sabırla sıralamıştı.

Ancak son dizesi, en vurucu dizesi olmuştu ve biz seçicilerin kazananlar arasına adını yazmamıza neden olmuştu.

O kazandıran dize:

“Ben sevmeyi seviyorum.”Dizesiydi.

O küçük yarışmacı aslında evrenin gerçek dilinin sevgi olduğunu haykırmıştı.

Buna rağmen her anlamlı güzel gün kutlamalarının tüketici konumuna çekilerek, dejenere edildiğini üzülerek görüyoruz.

Sevgi ve sevgili kavramları yine kırmızı iç çamaşırının, minik bir kutu içine sıkıştırılmış pırlantalı armağanların hafifliğine çekilmek isteniyor.

Biz bu seviyesizliği görmezden gelerek yazımıza devam edelim.

Tanrı sevgisinde Yunus Emre’yi hatırlamadan geçmek olanaksızdır. Şöyle diyor Yunus Emre:



GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ



Ben yürürüm yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne âkilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi



Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi



Akar suların çağlarım
Dertli ciğerim dağlarım
Şeyhim anuban ağlarım
Gel gör beni aşk neyledi



Ya elim al kaldır beni
Ya vaslına erdir beni
Çok ağlattın güldür beni
Gel gör beni aşk neyledi



Ben yürürüm ilden ile
Şeyh anarım dilden dile
Gurbette halim kim bile
Gel gör beni aşk neyledi



Mecnun oluban yürürüm
Ol yâri düşte görürüm
Uyanıp melûl olurum
Gel gör beni aşk neyledi



Miskin Yunus biçareyim
Baştan ayağa yareyim
Dost elinde avareyim
Gel gör beni aşk neyledi



Ve idealizm… Ahmet Arif de bakın Terketmedi Sevdan Beni şiiri ile nasıl sesleniyor:

SEVDAN BENİ

Terketmedi sevdan beni,

Aç kaldım, susuz kaldım,

Hayın, karanlıktı gece,

Can garip, can suskun,

Can paramparça...

Ve ellerim, kelepçede,

Tütünsüz uykusuz kaldım,

Terketmedi sevdan beni...





Ya Atilla İlhan? O güzel şiirinin unutmak olanaksız değil mi?

Ben Sana Mecburum





ben sana mecburum bilemezsin
adını mıh gibi aklımda tutuyorum
büyüdükçe büyüyor gözlerin
ben sana mecburum bilemezsin
içimi seninle ısıtıyorum

ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
bu şehir o eski İstanbul mudur?
karanlıkta bulutlar parçalanıyor
sokak lambaları birden yanıyor
kaldırımlarda yağmur kokusu
ben sana mecburum sen yoksun

sevmek kimi zaman rezilce korkuludur
insan bir akşam üstü ansızın yorulur
tutsak ustura ağzında yaşamaktan
kimi zaman ellerini kırar tutkusu
birkaç hayat çıkarır yaşamasından
hangi kapıyı çalsa kimi zaman
arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu

fatih'te yoksul bir gramafon çalıyor
eski zamanlardan bir cuma çalıyor
durup köşe başında deliksiz dinlesem
sana kullanılmamış bir gök getirsem
haftalar ellerimde ufalanıyor
ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
ben sana mecburum sen yoksun

belki haziranda mavi benekli çocuksun
ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
belki yeşilköy'de uçağa biniyorsun
bütün ıslanmışşın tüylerin ürperiyor
belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
kötü rüzgâr saçlarını götürüyor

ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin..





Bunca sevgiye susamış bir dünyada sevgili arayan insanoğlu ne yazık ki hala; savaşların, kavgaların, çatışmaların içinden yüreğini çekip alamıyor…

Oysa sevmek en kolay!

Yazımın başlığını:

“Ey sevgilim sana bir şikayetim var!”Diye atmıştım.

Şikayetim; barış ve sevgi için hayatı zorlamayan insana, insanlığa. Sevgiyi, savaşmaya yeğleyen hırslara! Hala yüreğinde ikiyüzlülüğü büyüterek yaşamaya çalışan bencilliğe.

Halbuki o küçük çocuğun yarışmaya katıldığı şiirindeki son dizeyi bir anımsayabilsek ve korkmadan:

“Ben sevmeyi seviyorum!” Diyebilsek bütün açmazlara giden yolların kapılarını açabilir, nefrteleri aşabiliriz.

Bu yıl ki 14 Şubat 2011 Sevgililer Günü anlamlıdır… İlahi sevginin hoşgörüsüyle bir arada, kucak kucağadır. Bence bu güzelliği yüreğimizle ve beynimizle bir kez daha düşünmeliyiz.

Dilerseniz son sözü yine bir büyük Anadolu bilgesi Mevlana’nın yazdığı aşk rubailerinden biriyle noktalayalım. Aşkın, sevdanın verdiği mesajları


Aklın gücü, cennetteki sırlarla ulu:
Aşktan deliren, akıllıdır, sağduyulu.
Sevdaya kapılmış yüreğin zorlu yolu,
Görkemli yabancılıkla, özlemle dolu.


*******


Gitsin, güzelim, hepsi de, tek sen gitme.
Ey dost, ey gam ortağı-bizden gitme.
Ey gülbeşeker, şarap koy, iç, doldur, gül.
Dünya süsü saki, allasen gitme.


*******


Bir gün şu çiçekli dal, dolar meyvayla;
Bir gün döner istek adlı şahin, avla...
Aşk imgesi, şimdi, bir gelip gitse bile,
Bir gün gelir... artık hiç gitmez-asla!


*******


Bir tane canım var ama, yüz bin bedenim.
Can neymiş? Neymiş ki beden? İşte ben’im.
Bir başkası var ya: işte ben, ben! O, beni
Sevsin diye bir başkası oldum kendim.


*******


Cennet gelecek, derler, içersin bade,
Çevrende gülüp oynar huriler de...
Madem sonumuz bu, şimdiden hem içeriz,
Hem ellerimiz sevgilinin üzerinde.


*******


Biz aşkta reziliz: Bize hep yanlışlar,
Sarhoşluk, cinnet ve günah yazmışlar.
Sensin yaşamak, amaç, zaman sen-bu budur;
Ey dost, madem sen varsın, her şey var.


*******


Ben aşıkım aşka; aşk da sevdalı bana.
Aşık tene can-ten ise sevdalı cana.
Bazen dolarım boynuna ben kollarımı,
Bazen de sürükler beni canan yanına.


*******


Ben, işte dağım: sesim sözüm sevglimin.
Ben, işte resim: ressamı sensin resmin.
Benden geliyor sanma bu sözler-asla:
Ses, işte, anahtarla açılmış kilidin.


*******


Aşk, özge ateştir: ısınır onda ayaz;
Yandıkça o, taşlar yumuşar, sert kalamaz.
Varsın aşık günaha girsin, hoş gör:
Sevda şarabından içmiş-arlanmaz.


*******


Dön aşkın çevresinde: gün işte bu gün.
Dön. Dön. Çılgın kalbini yermez dönüşün.
Yangınla sınav-ölüm kalım-özge savaş:
Vuslat bu, kucaklaşma, zifaf, mutlu düğün.


*******


"Aşk bir kuru ses," derler.-Sunturlu yalan.
"Aşk umdun,"derler, "buldun, var oyalan."
Bizlerde saadet hep can içre olur...
"Cennet yedi kat arşta" mı derler? Bu yalan.


*******


Aşkın gönlümle cenkleşirken-tam o an-
Çırçıplak, yalnayak kaçıp gitti bu can.
Kim bende akıl var sanmaktaysa deli...
Benden sakınan: işte odur aklı olan.

(Aşk Rubaileri, Mevlana (Şiir - Kısmi)
Kaynak: "Candan cana" , Mevlana İş Bankası yay, 1999)

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-08-24

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-08-16

E-bülten Gurubu

bize katılın ...