Cumartesi, 24 Ağustos 2019
Şahin AKÇAP

Entelektüel fahişeler!


Pazar günü (30.01.2011) Sözcü Gazetesi yazarı kendi deyimiyle Sakıncalı Gazeteci Emin Çölaşan ilginç bir okur mektubu irdeliyor ve o mektupta geçen tarihle bugün arasında kıyaslama yapıyordu.



Gazete yazarlığının onurundan ve erdemliliğinden söz eden o anlamlı yazıyı gözden kaçıranlar varsa anımsatmak istiyor ve herkesin bilmesinde yarar var diye düşünüyorum.



Emin Çölaşan’ın yazısındaki tarihe geçmiş gazeteciye geçmeden önce şunları söylemek isterim…



Gazeteci var, kariyer peşindedir… Kalemi zikzaklar çizer… Siyasi dönem kimin dönemiyse onun borusunu öttürür… Çeşmeler akarken küp doldurma kaygısını yaşar.



Gazeteci yazar var, açık kollar… Sinsi bir av köpeği gibidir… Olayları ele alıp değerlendirmektense kendince hasım bellediği yazarın gaflarını arar… Öyle ki düşünce bazında hareket edemediği zaman yazarın yazım kurallarını kafaya takar…



Gazeteci yazar var, Serdar Ortaç’ın “Binlerce Dansöz Var” Şarkısını anımsatır… Oynaktır… Nerde ballı börek görse orada gerdan kırıp, kıvırtır.



Gazeteci yazar var, okur oranına kafayı takar. Reyting onun namusundan önce gelir… Sansasyonel kritiklerin, kitlelerin beynini bulandıracağını bildiği halde utanmazca kullanır.



Gazeteci yazar var, mantığı duygularının peşi sıra gider… Öç almaya bayılır… Gammazlama en fark edilen yanıdır. Değme polis hafiyeleri onun ispiyonlarında amatör kalır…



Oysa gazeteci yazar, tıpkı bir sanatçı gibidir… Özgür ve seçkin!



Düşüncelerine gem vurmaz.



Bir fotoğraf makinesi gibi gördüğünü objektif olarak kayda alırken, fotoğrafın görünmeyen yanlarını da çok yönlü olarak düşünüp irdeler.



İyi ve kötüyü saklamaz. Kendi dünya görüşündekileri de kusurlarıyla eleştirmekten kaçınmaz.



Hayatın en değerli olgu olduğunu bilir. Düşmanı bile olsa, insan hayatına zerre kadar yarar sağlamışsa onu görmezden gelme hafifliğine düşmez



Kral çıplak demekten korkmaz.



Ömer Hayyam gibi gerekirse kendini yaratanı da sorgular! Tabuların ayak bağı olmasına izin vermez.



Korkunun gücünün özgürlükler için kelepçe olduğunu asla unutmaz. Yüklendiği misyonun korkma gibi bir lüksünün olmadığını yüreğine ve belleğine inandırır.



Çünkü gazeteci yazar, tıpkı sanatçı gibi özeldir. Kaleminden dökülen sözcüklerin dünyayı iyiden ve güzelden yana dönmesi için var gücüyle çalışır. Kalemini kırar ama satmaz!



Emin Çölaşan’ın işte bütün bunları düşündüren Pazar günkü yazısında yer verdiği mektuptaki o tarihi belgeyi sunmak istiyorum. Okuduktan sonra, bu ülke basınındaki entelektüel fahişeler bir bir gözlerinizin önünde canlanacaktır. Buyurun, işte o gazeteci ve dik duruşu…



Gazeteci Swinton’un onurlu tavrı

“ Gazeteci Swinton 1880 yılında New York Times Gazetesinde yazıyor. Günün birinde gazeteyi bir işadamı satın alıyor. Yeni Patron onuruna görkemli bir toplantı düzenleniyor. HN E T

Davetli olan gazeteciler konuşma yapacak, basının onuruna kadeh kaldırılacak. Swinton’u da bu amaçla kürsüye çağırıyorlar. Elindeki kadehle kürsüye çıkıp konuşmaya başlıyor. Salonda çıt yok… Ve tarihi bir konuşma yapıyor:a b e r i n y e r i

“ Dünya tarihinin şu anına kadar Amerika’da özgür ve bağımsız basın diye bir şey olmamıştır. Bunu siz de biliyorsunuz, ben de.

Hiçbiriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalkıştığınızda, yazdıklarının basılmayacağını (gazete sayfasına girmeyeceğini) bilirsiniz… Çünkü çalıştığınız gazete size düşüncelerinizi özgürce yazmanız için değil, tam tersine yazmamanız için ücret öder. a b e r i n y e r i

Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokakta başka iş arıyor olacaktır.

Ben çalıştığım gazetenin herhangi bir sayısında düşüncelerimi apaçık yazsaydım,24 saat dolmadan işten kovulurdum.

Gazetecilerin işi gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, olayları saptırma, servet sahiplerine ve iktidarlara dalkavukluk etmektir.

Kendi günlük çıkarları uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır.

Bunları siz de biliyorsunuz, ben de.

Öyleyse şimdi burada “ Bağımsız özgür basının (!)” şerefine kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? Bizler sahnenin arkasındaki zengin adamların ve emperyalistlerin oyuncakları, kullarıyız. Bizler ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız. Onlar ipleri çekiyor, biz dans ediyoruz. Yeteneklerimiz, olanaklarımı ve yaşamlarımız, hepsi başkalarının malı. Bizler entelektüel fahişeleriz.”

Swinton aynen bunları söyledi ve toplantıyı şaşkın bakışlar altında terk etti. Hemen ardından da gazetesinden istifa etti.

Acaba diyorum… Bizim entelektüel gazetecilerden biri bile olsa Swinton’un hikâyesini biliyor mudur?

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-08-24

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-08-16

E-bülten Gurubu

bize katılın ...