Pazar, 25 Ağustos 2019
Şahin AKÇAP

Devlet namusu ve Uğur Mumcu…


Son günlerde fazla çalışıyordu. Arşivleri didik didik ediyor, bilgi akışı sağladığı kaynaklardan edindiği belgeleri araştırıyor, en küçük bir yanlışlığın olmamasına özen gösteriyordu. Zaten o belgesel yazılarıyla yüz binlerden milyonlara uzanan saygın bir okur kitlesinin güvenilen yazarları arasında çoktan yerini almıştı.

Bir sabah gördüğü rüyasını eşi Güldal Mumcu ile paylaşmış:

“Patlatılmıştım. Kan revan içindeydim. Yukarıdan kendime baktığımda bacaklarım kopmuştu” Demişti.

Eşi yoğun çalıştığını, araştırma konusunda içerik olarak kendisini etkilediğini söyleyerek kâbustan sıyrılmasını sağlamıştı. Ama o kara kâbus gelecek sonun işaretiydi.

Yeni Ortam Gazetesinde başlayan ve giderek başarı grafiği yükselen Uğur Mumcu daha sonra Cumhuriyet ve Milliyet’te yazmış en son da İlhan Selçuk’un yapıladığı Cumhuriyet’e başyazar olarak dönmüştü.

Sakıncalı Piyade ile peşi ardına gelen kitapları sayısız baskılar yapıyor, Türkiye’nin karanlıklarına bir ışık zıpkını gibi inen Uğur Mumcu TRT’de ki açık oturumlarda en çok izlenme oranına ulaşan programların vazgeçilmezi oluyordu.

Silah kaçakçılığı, Uluslar arası gizli örgütlerin iç yüzü ve radikal İslami palazlandıran rabıta ve sayısız yolsuzluğa gerçeğin aydınlığını getiren Uğur Mumcu son olarak Kürt dosyasını açıyordu.

Devler arşivini araştırmalarına açanlardan edindiği belgeler onu bir başka karanlık dehlize doğru yönlendirmişti. Ayrılıkçı Kürt politikasının devlet içindeki bağlantılarını irdeleyerek devletin yaşanan kanlı olaylarla ilişkisinin var veya yok oluşunu belgelemek istiyordu.

24 Ocak 1993!

Bir dost ziyareti için önce kendisi evden çıkmış, ardından da Güldal Mumcu… Arabasının kapısı açtığında müthiş bir patlama ile paramparça olmuş, apartmanın cümle kapısından çıkmakta olan Güldal Mumcu son anda kurtulmuştu.

Uğur Mumcu şer odakları tarafından C4 olarak adlandırılan patlayıcı maddenin arabasına konulmasıyla susturulmuştu.

Binlerce severi namuslu, yurtsever insanımızın omuzlarında rahmete uğurlanırken geride, gözü yaşlı iki çocuk ve bir eş bırakmıştı.

Ölümüne neden olan tek şey; gerçeklerin açığa çıkarılmasından korkan karanlık odaklardı.

Karanlıkçılar bir Işık Savaşçısını da yok ettiklerini sanıyorlardı.

O dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, İçişler Bakanı İsmet Sezgin bu karanlık cinayetin üzerindeki kanlı perdenin kaldırılmasının ve cinayetin gerçek faillerinin bulunmasının devletin bir namus borcu olduğunu söylediler. Şu ana kadar Uğur Mumcu’nun katillerinin bulunmadığını düşünürsek namus sözü verenlerin ve onlardan sonra gelenlerin devletin namusuna sahip çıkmadıklarını görüyoruz.

Aradan yıllar geçti…

Faili meçhul bir cinayet karanlıkta aydınlatılmayı beklerken, devlet namusu kavramı bir kez daha soru işaretleri yumağındaki olguya dönüştü.

Sahi Uğur Mumcu cinayetinin ardındaki güçler kimlerdi?

CİA, MOSSAD, RADİKAL İSLAMİ CİHAT ÖRGÜTLERİ, TERÖRE SİLAH SAĞLAYANLAR, KÜRT ÖRGÜTLERİ Mİ?

Kim?

Devlet namusu bu kadar ucuz mu ki; devleti çetelerden korumak, kirli oyunlarını deşifre etmek, gençlerin bir birini öldürmesini sağlayan silah satıcılarını deşifre etmek için gecesini gündüzüne katan bir gazetecinin öldürülmesine susmak!

Sahi kim, kimler şehit etti Uğur Mumcu’yu?

Güldal Mumcu, eşinin katillerinin gün ışığına çıkarılması için devletin en yetkili isimlerinden yardım isterken:

“Öyle bir duvar ki tek tuğlasını söküp alırsam altında kalırız.” Diyenler neden korktu, kimleri korudu, hangi melanetlerden çekindi?

“Hiçbir şey karanlıkta kalmayacak.”Diye yola çıkanlar Uğur Mumcu’nun yeni bir ölüm yıldönümünde kendilerine vazife çıkarmayı düşünemezler mi?

Bakalım devletin namus sözünü yerine getirecek baba yiğitler çıkacak mı bu ülkede?

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-08-24

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-08-16

E-bülten Gurubu

bize katılın ...