Salı, 17 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

Ah şu lafazanlık!



Bir insanın başvuracağı en zararlı eylem lâfazanlık yapmaktır…



Biliyorsunuz; demagoji karıncayı fil yapma, akı kara gösterme sanatıdır. Ne yazık ki demagoglar şah-ı cihan olsalar da çıkış yolları yoktur… Bocalar, panikler ve bir yerde mutlaka çakılıp kalırlar.





Deniliyor ki; cumhuriyet kurumları eskimiş, köhnemiş ve işlerliğini yitirmiş. O halde vurun mu kellesini?



Yani bir insan organizması düşünün. Böbrekleri işlevini yerine getiremiyor. Kana karışan üre bireyin hayatını tehlikeye atıyor… Yapılacak şey tedavi mi, yoksa yok edilmek mi olmalıdır?



Bir bilgisayar düşününüz. İşlemcisi ağır ve hantaldır. O bilgisayarı yeni bir işlemci ile donatılarak hızı mı artırılmalıdır, yoksa çöpe mi gönderilmelidir?



Elbette ki cumhuriyet bir rejim biçimi…Onu yapılayan da insan…



Gelişen dünyaya ayak uyduramayan sistemler gibi; yeniliklere, gelişimlere ayak uyduramadığı zaman, duvarda sürekli işleyen, ancak bakımı yapılamadığı için duran bir saat gibi devre dışı kalır.



Bugün kurumlarında ciddi hantallık olan ve düzenin devinimini etkileyen cumhuriyet için yapılacak iş; bireylerin ayrıştırılması, birbirine yabancılaştırılması değildir. Tam tersi onları sorunlarından arındırmak, yaşama sımsıkı bağlanacakları bir düzen yaratmaktır. Ciddi biçimde üretim ilişkilerini yapılamak, eğitime yeni biçim vermek ve üretimle ilişkilendirmektir.



Özgürlükler üst yapı kurumu içindedir. Alt yapınız bozuksa, ekonominiz sadece kâğıt üzerindeki rakamların yükselen soyut grafiğinden ibaretse ve söz açıldığında sadece vitrin üzerinden lafazanlık yapılıyorsa, büyük resmin içindeki objeler donmaya yüz tutmuş demektir. Bu gidişatın iz düşümü de; tarım ve hayvancılık, endüstriyel sektörün sekteye uğramasıdır… Kaçınılmaz sonucun adı da şüphesiz ki işsizliktir. İşsizliğin aynadaki görüntüsü ise; hırsızlık, dolandırıcılık, gaspçılıktır…



Eğitimi boşlarsanız; güncel hayatın içindeki görüntü; taş atan çocuklar, vasıfsız yetişen gençlik olur… Siz ülke ekonomisini sadece vergiyle şişirilmiş bir bütçe olarak görürseniz yok olup giden değerleriniz, endüstriniz, tarımınız, hayvancılığınız olur… Sonrada istediğiniz kadar özgürlüklerden söz edin. Size kulak verenler, lafla peynir gemisinin yürümediğini fark ederek kandırıldıklarını anlar, sosyal çatışmaların zeminine malzeme olmaktan kurtulamazlar.



Bakınız ülkemizin gündeminde neler olup bitiyor…



Muhteşem Süleyman’ın uçkur davası…



Kars’ta yapılan heykele ucube dedi demedi… Dediyse neden dedi? Demediyse neden dedi tartışmaları

Hizbullahçılar niçin bırakıldı? Yasa çıkaranlar mı suçlu, iş potansiyelinden yakınan yargı mı?



Hizbullahçılar neden ülkeden kaçtı, niçin güvenlik takipleri yapılmadı?



Kamusal alanda türban için yasalar uygun mu, uygun değil mi?



Bütün bunların içinde aş ve ekmeği ilgilendiren tek icraat vardı. O da Rifat Hisarcıklıoğlu’nun bir milyon kişiye iş projesiydi. Peki, bu konuya odaklanıldı mı? Bence hayır!



Sadece işsizler ordusunda müthiş bir heyecan fırtınası esti ve:



“Balık vermek yerine balık tutmanın öğretilmesi.”Felsefesi genç yüreklerde özgüven ışığı yaktı.



İstenilirse bu proje o çok sevdiğim söze dönüşebilir.



Yani insan üretkenleştirilir, emek baş tacı edilir ve gerçek anlamda sahipsizlerin sahibi olunur. Biat kültürüne son verilir, sadaka verme gibi insan onurunu paramparça eden yanlışlar son bulur.



“Hisarcıklıoğlu’nun projesi başarıya ulaşır mı?”Sorusuna gelince:



—Siyasi getirim aracına dönüştürülmezse elbette olur… Projeye sahip çıkanlar toplumun olağanüstü takdirini toplar.



Kısacası, Türkiye’nin gerçek gündemi öncelikli olarak somut beklentilere kapı aralayacak; iş, aş ve ekmek olmalıdır!



Bir milyon insana iş için başvuran gençlerin birbirini ezecek kadar çoğalmış heyecanında bu yaşamsal gereksinim açıkça görülmüştür. Sözün özü;



—Lafebeliğini bırakıp, işimize bakalım…



Kurulu cumhuriyetin hiçbir kabahati yok!



Kabahat, cumhuriyetin değerlerini hakkıyla yerine getiremeyenler, beceriksizler ve sorumluluğu her sıkıştıklarında başkalarının üstüne atanlar, suni gündemler yaratanlardır.



Bu sözüm herkese… Özellikle de laf ebeliğinden öteye geçemeyenlere…



Camdan saraylarda oturanlar da bir gün sesin camı kıracağını bilmelidirler.



Tunus, ucuz kahramanlıklarla beslenenler, korku imparatorlukları kurmaya çalışanlar için bir ibrettir.



Ve dikkat edin lütfen… Tunus domino etkisi yaratabilir… Bu acımasız coğrafyada baskıyla, kirli senaryolarla yönetim erkini elinde tutanlar tepetakla olabilir. Onlara:



“Ağam, paşam!” Diye gaz verenler de gemiyi ilk terk eden fareler gibi sıvışabilirler…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...