Pazar, 17 Kasım 2019
Şahin AKÇAP

Muhteşem Süleyman’ı uçkuru düşük gösteren dizi…


Türkler Viyana kapılarına dayanmadan önce Akdeniz’i bir Türk gölü yapmışlardı. Osmanlı’nın bunu başardığı tarihte hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman’dı.



İyi bir asker, eğitimli devlet adamı, müthiş örgütleyici ve aynı zamanda şairdi.



Televizyon kanallarından birinde Kanuni’nin hayatından kesitler sunmak üzere hazırlanmış dizinin ilk bölümünde gördük ki; Muhteşem Süleyman gitmiş, yerine Topkapı Sarayının hareminde cariye beğenmekten gayri bir iş yapmayan uçkur düşkünü bir padişah gelmiş!



Yazmaya ısrarla devam ediyorum…



Birileri ustaca tarihi şahsiyetlerimiz üzerinde etkisizleştirme, gözden düşürme çalışmalarını sürdürmeye devam ediyor.



Bir ulusu yok etmenin en kolay yollarından biri dilini yozlaştırmak… İnançlarıyla oynamak… Kültür emperyalizmini iliklerine dek sokmaktır… Sahnelenen şimdi bu!



İsmet İnönü’yü cellât olarak göstermek…



Atatürk ve Said-i Nursi arasında kıyaslama mantığına gitmek.



İkinci bir dil politikasını gündemleştirmek.



Ve derken, Osmanlı İmparatorluğunun yükselme döneminin en parlak ve başarılı bir liderini, Kanuni Sultan Süleyman’ı Osmanlı haremde seks peşinde koşturan biri olarak göstermek korkarım ki kaygılarımızı derinleştirmeye devam ediyor.



1980 öncesinde sağ ve sol çatışması sırasında bu yöntem sinsice uygulanmıştı. Devrimci kulvardaki gençler tarihine yabancılaşmış, atalarını inkâr eden gösterilirken, ülkücü gençler tarihi değerlerine sahip olarak lanse edilmişti.



Okul koridorlarında asılı olan Türk Büyüklerinin resimleri kışkırtıcı ajanlar tarafından yere indirilir; sonra da sağ ve soldaki gençlerin birbirlerine ölesiye girişip, kavga etmeleri sağlanırdı.



Oysa mücadele yalnızca düşünce platformlarında olmalıydı. Sağda da olsa, solda da olsa gençliğini inkâr edemeyeceği tek şey özgeçmişiydi.



Gençlik o süreçte öyle bir uçurumun eşiğine getirildi ki; dünden söz edenler ırkçı, faşist olarak adlandırıldı ve tarihteki değerlerinden söz etmeye kalkan soldaki gençler ise gerici olarak eleştirildi.



İnsanın atalarından saygıyla söz etmesi gericilik olabilir mi?



Şimdi o ayrıştırma giderek yerini keskinleştirilmeye dönüşecek çelişkilere bırakılmak isteniyor.



Tıpkı son örneği Muhteşem Yüzyıl dizisi gibi…



Bizim kuşağın gençliği tarihle ilgili konularda çokça Baltacı Mehmet Paşa’ya takılırdı:



“O yok mu o! Katerina’nın koynuna girmeseydi, Osmanlı çoktan Rusya’yı egemenliği altına alırdı.”Denilirdi.



Muhteşem dizisini izlerken elbette unuttuğumuz tarihsel değerli çok şeyi de anımsadık. Ama ilk bölümde ortaya çıkan ana fikir; eşinin ve oğlunun Manisa’dan kalkıp daha yeni padişah olduğu bir sırada geldiği İstanbul’da, Topkapı sarayında onların yüzüne bakmayan bir Kanuni Sultan Süleyman fotoğrafıydı.



Bu fotoğraf Osmanlı’nın bugünkü torunlarını rencide etmez mi?



Lütfen bana kimse:



“Hocam bu bir televizyon dizisi! Ciddiye alma.”Demesin.



Yabancılaştırılmaya, ayrıştırılmaya, köklerimizden sökülüp alınmaya, atalarımızdan iğrenmeye doğru hızla itiliyoruz.



Heyhat ki!



Bizi bizden çekip alıyorlar!



Bakınız yazdığı bir şiirin sadece dört dizesinde neler söylemiş Muhteşem Süleyman. Bu dörtlüğü yazan bir büyük devlet liderinin dizideki Topkapı Sarayında al külah ver takke yapması nasıl anlatılır atalarını öğrenmek isteyen çocuklarımıza?





“Halk İçinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Saltanat dedikleri ancak cihan kavgasıdır

Olmaya bahtı saadet dünyada vahdet gibi”

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...