Salı, 24 Eylül 2019
Hasan TÜLÜCEOĞLU

ÇOK DİLLİ SENFONİ

ÇOK DİLLİ SENFONİ

Hasan TÜLÜCEOĞLU

‘İki dil uygulaması’ ve ardından ‘demokratik özerklik’ talepleri, hükümetin ‘kürt açılımı’ girişiminin artçı dalgasına benziyor. Bu taleplerin özellikle 12 Eylül referandumu sonrasında dile getirilmesi manidar. İşin garibi ortada bir şey yokken yalnız açılım lafına aşırı tepki gösterenler daha net ve belirgin olan bu talepler karşısında sessiz kalıyorlar.

Hiçbir insanın etnik milliyeti görmezden gelinemez. Herkesin kendi anadilinde konuşma doğal hakkıdır. Bunun yasaklanması anti demokrat bir uygulamadır. Derdini herkes kendi dilinde ifade edebilmelidir.

Yıllardır yaşanan terör olayları, halkların farklı bilgilendirilme ve yönlendirilmeleri ile devletin mevcut üniter yapısı düşünüldüğünde bu ülke, Türkçe dışında ikinci bir dil uygulamasını kaldıramaz. Yüz yıl önce Osmanlı döneminde esnek ve yumuşak uygulamalar olmuş olabilir. Bu uygulamalar tehlikeli ve sakıncalı olmuştur da demiyorum; ancak şu içinde bulunduğumuz bir ülke gerçeği mevcut. Bu gerçek göz önüne alındığında ‘ikinci dil’ senfonisinin mırıldanılması, hele ‘özerklik orkestrası’nın seslendirilmesi mevcut sosyal, siyasal ve kültürel yapımıza ağır gelir.

Diğer taraftan bu ülkenin etnik kökeni yalnızca Kürtler değillerdir. Başta Ermeniler olmak üzere Lazlar, Çerkezler, Hemşinler, Gürcüler vs. etnik gruplar peş peşe devam etmektedir. Kürtlerin talepleri yerine getirildiğinde elbette ki bu saydığımız etnik gruplarda haklı olarak aynı halkları isteyeceklerdir.

Osmanlı Türklerin kurduğu, yönettiği ve uzun yüzyıllar devam ettirdikleri harika bir devletti. Osmanlı devlet yönetimi gücünü kanunlardan önce dini inanış ve değerlerden alıyordu. Ermeniler dışında tüm etnik gruplar aynı din şemsiyesi altında birleşmişlerdi. Böyle olunca etnik kimliğin öne çıkarılması bir ayrıcalık ve ayrımcılık değildi. Vatandaşların etnik kimlikleriyle ortaya çıkmaları gayet doğaldı.

Dinin ve dini değerlerin farklı algılanması, uygulanması hatta uygulanmaması günümüz ülke toplumunun bir gerçeği. Böyle bir ortamda elbet din şemsiyesi işlev görmeyecektir. Üstelik devlete karşı eline silah alıp yıllarca sürdürülen terör söz konusu. Elbette ki terör estiren bir etnik kimliğin öne çıkarılması diğerlerince tepki görecektir.

Kürt Sait olarak anılan Bediüzzaman Sait Nursi Hazretleri etnik milliyetçiliği dile getirmeden meşhur şu sözünü söylemiştir: “Sonra, ben, cemiyetin îman selâmeti yolunda âhiretimi de fedâ ettim. Gözümde ne Cennet sevdâsı var, ne Cehennem korkusu. Cemiyetin, yirmi beş milyon Türk cemiyetinin îmânı nâmına bir Said değil, bin Said fedâ olsun. Kur’ân’ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa, Cenneti de istemem; orası da bana zindan olur. Milletimizin îmânını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya râzıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistân olur".(Sözler) Bu ve benzeri sözleriyle etnik milliyetçiliğin önünü kesmiştir. Onun etnik kimliği kabaran öğrencisiyle ilgili şu ifadelerini de burada hatırlatalım:“Ben Van’da iken, hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki: "Türkler İslâmiyet’e çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?" dedim. Dedi: "Ben Müslüman bir Türkü, fâsık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünkü tam imana hizmet ediyorlar. Bir zaman geçti, (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul’da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksülâmel(etki-tepki)ile o da Kürtçülük damarıyla başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: "Ben şimdi gayet fâsık, hattâ dinsiz de olsa bir Kürdü salih bir Türke tercih ediyorum." Sonra ben onu birkaç sohbette kurtardım. Tam kanaati geldi ki, Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur…”[Emirdağ lahikası]

Kabul etmesek, hoşumuza gitmese de şu tarihi bir gerçektir ki, Türkler devlet kurup toplumları yönetmede mahir en büyük ırktırlar ve yüzyıllardır İslam dinine en büyük hizmeti etmiş tek millettirler.

İmdi bu asil milletin büyüklüğü ve İslam dinine olan hizmetleri mevcut ortada dururken sizlerde yüzyıllardır bu milletin din şemsiyesi altında varlığınızı sürdürmüşken farklı dil uygulaması yetmedi özerklik isteği biraz ileri gitmeyi bir nevi küstahlığı andırmaz mı?

Osmanlının din şemsiyesine benzer bir birleştirici devlet şemsiyesi oluşmadan bu tür talepler her zaman sorunlar oluşturacaktır.

Herkesin diline dinine milliyetine saygılıyız. Herkes kendi diliyle kendini ifade etmelidir. Ama bunları ifade etmeninde bir yolu yordamı olmalıdır.

Hasan TÜLÜCEOĞLU

Diğer Yazıları

Yorumlar

  • mahmut yorumu:

    11 Ocak 2011 Salı 16:41

    islamiyet ve kürtler.
    yazinizda islamiyete en cok katkiyi türkler saglamis demissiniz.. türklerin islamiyete katkida bulunduklari asinadir fakat unutmayinki türklerin islamiyeti kabul etmelerinde kürtlerin büyük katkisi vardir. dolayisiyle kürtler , türklerden cok önce müslümanligi secmislerdir. kürt türk kardestir. hürmetler

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...