Çarşamba, 23 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

Kardeşim Kemal Kılıçdaroğlu’na…


Benden yaşça büyüksünüz. Siz Dersimden, ben Van Gölü havzasındanım…

Yani coğrafyamız çetin koşulların olduğu yurt köşelerinden…

Siz 68 kuşağı gençliğinden geliyorsunuz, ben de sonraki kuşaktan…

Can suyumuz, Atatürk düşüncesinin olduğu ocaklardan… Yunus, Taptuk’un kapısından, biz Atatürk’ün ocağından geçerek şekillendik. Ham idik, piştik elhamdülillah…

Tiyatrosal şiirlerimizde, Mihri Belli imzalı:

“Anayasso.”Vardı.

Sinemamızda:

“Yılmaz Güney!”

Edebiyatımızda:

“Nazım Hikmet, Yaşar Kemal, Erdal Öz!”

Cebimizde aklımıza ve yüreğimize denk:

“Cumhuriyet Gazetesi!”

Donanımız:

“Kuvayi Milliye!”

Utkumuzda:

“Bağımsız Türkiye!”

***

Kaçtır yazıyorum… Ölü toprağından silkinmekten, aymazlıktan sıyrılıp çıkmaktan… Örgütsel kopukluklardan söz ediyorum…

Çıt yok!

Nazım’ın dizelerindeki gibi:

“Havada konuşamamanın, görememenin hüznü…”

Korku dağları sarmış… Sinsi bir susturma mekanizması işleyip duruyor.

Ancak Zülfü Livaneli’nin o güzel türküsünde olduğu gibi:

“Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz!”

Uğur Dündar’ın haber kanalını akşamları; siz ve danışmanlarınız mutlaka izliyordur…

Medya duayenlerinden Uğur Dündar’ın kadrosunda yetkin isimler var. Bunlardan biri de Yılmaz Özdil… Onlar, toplumun aldığı nefesin bile fotoğrafını çekebilecek yetkinlikte usta ve tecrübeli gazeteciler. Yurttaşın ciğerinin köşesini bile biliyorlar. Kulakları yaşananların şahdamarında…

Farkında mısınız?

Son günlerde ilginç bir röportajla halkın arasındalar.

Sokaklarda, caddelerde, halkın yoğun oldukları alanlarda mikrofonlarını uzatıp ilginç sorular soruyorlar.

Geçen gün sorulardan biri saygın isim Prof. Dr. Mehmet Haberal’dı… Böbrek naklinde dünya çapındaki isimlerimizden:

Yurttaşa sorulan soru şuydu:

“Mehmet Haberal’ı tanıyor musunuz?”

Yaklaşık on sorudan birine bile doğru yanıt veren yoktu.

Demem o ki; yurttaş okumuyor, ülkenin gündemini izlemiyor, hayat kavgası içinde bir o yana bir bu yana savrulup gidiyoruz. Ve bizim o çokbilmiş elitlerde oturup:

“Yav şu seçimlerde nasıl kaybettik hala anlamış değiliz.”Diyorlar. Ve hatta:

“Seçimlerde hile yapıldı!” İddiasında bulunuyorlar.

Oysaki Uğur Dündar’ın haber programındaki röportajlardan da anlıyoruz ki, yurttaş yaşadığı güncellikten bile habersiz!

Diyeceksin ki:

“Ne yapılabilir?”

Sorumluluk içinde şunu yapmak gerek.

Yol arkadaşınız olan herkes kımıldayacak. Artık masa başında örgütsel çalışma tarih oldu. Halkın içine girilecek. Halkla kaynaşılacak… Demokratik kitle örgütleriyle, sendikalarla buluşulacak. Küskün canlara yüreğinizin davetiyesini göndereceksiniz.

Kısır tartışmalara, sövüp saymalara:

“Sen onu dedin, ben bunu dedim.”Kayıp zaman tuzaklarına düşmeyeceksiniz.

Ve eğer bu ülkeyi Atatürkçü ve çağdaş düşünce doğrultusunda bir yönetime kavuşturmak istiyorsak, çok çalışacağız. Şakşaklar aklımızı başımızdan almayacak. Yalaka, soytarı takımını namuslu yol arkadaşlardan ayırmasını bileceğiz.

Bakınız, Mustafa Kemal’in zaferlere giden yoldaki sihirli anahtarı, şu sözleri içinde saklıydı… Derdi ki:

“Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin,

Hiç kimseyi aldatmayacaksın,

Ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek,

O hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır;

Herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır,

Fakat sen buna karşı direneceksin.

Önüne sonsuz engeller yığacaklardır.

Kendini büyük değil; küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.

Bundan sonra da sana "BÜYÜKSÜN" derlerse...

Bunu söyleyenlere güleceksin!”

İşte bu sözleri; parti kademesindeki her görevliye, bir dua gibi belletmek gerek…

Sevgili kardeşim Kemal Kılıçdaroğlu…

Böyle bir mektubu çok gençken merhum Bülent Ecevit’e yazmıştım.

Saygın bir duyarlılığı ve hoşgörüsü vardı. Ta ki Başbakan olup örgüt içindeki çalışmaları yoğun iş potansiyelinde boş verinceye kadar… O da bir önemli yaşam deneyimimizdir. Yeri ve zamanı geldiğinde, bir başka yazımızda size sunmayı görev sayacağım.

Şimdi de size ülkenin dört bir yanına nabzımı koyarak yazıyorum.

Belki yazdıklarım; boş kubbede, hoş bir seda olup kalacak; belki de yankı bulacaktır… İnanıyorum ki söylenen her şey gibi titizlikle incelenecektir.

Safları sıklaştırmanın, yüreğin sesini akla katmanın zamanıdır…

Sizi; sevgi ve saygıyla selamlıyor; Mevlana’nın güzel dizeleriyle yazıma nokta koyuyorum.

“Her gün bir yerden göçmek ne iyi…

Bulanmadan donmadan akmak ne hoş…

Her gün bir yere konmak ne güzel.

Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar laf varsa düne ait.

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.”

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...