Perşembe, 21 Kasım 2019

Atatürk’ü saygıyla anmak


Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu diyor ki;

“Biz Diyanetçilere en çok Atatürk zamanında değer verildi.”

Dikkat!

Bu sözler Diyanet İşleri Başkanı Sayın Ali Bardakoğlu’nun…

Ey din bezirgânları!

Allah’ı, kitabı siyasi getirim aracı yapan cümle kara vicdanlılar duydunuz mu?

Sayın Ali Bardakoğlu:

“Biz Diyanetçiler en çok Atatürk zamanında değer verildi.”Demiş.

Bir düşünün bakalım, acep neden demiş?

* * *

Rahmetli babam emekli olduktan sonra evimizin el kadar bahçesinde taşıma toprak, gübreyle çiçekler ekti. Çiçekler yetmedi; marul, maydanoz, nane ekti.

Koca ömrü çalışmakla geçen, aylaklığın ne olduğunu bilmeyen yaşlı adama bu da yetmedi, başka işler aradı. Mahallemizde yapılacak cami yaşatma derneğindekilere yardımcı olmaya karar verdi.

Okumayı severdi babamız. Günlük gazetesini almayı bir gün olsun bile sektirmezdi. Ayda bir Ses ve Hayat Mecmuası bile alırdı. Kerpiçten, toprak damlı, iki göz evimizin odasından birinde duvarda gömülü olan küçük kitaplıkta Pardayanlar romanının on cildi baş sırada yer alırdı. Esat Mahmut Karakurt, Kerime Nadir sevdiği yerli yazarlardı.

Delikanlıyız… Cebimizde Cumhuriyet Gazetesi… Söylemlerimiz sapına kadar Kemalizm!

Söyleştiğimiz her karşı düşüncedeki insan, bilimsel öğretilerimiz karşısında sıkıştığında:

“İyi de, hoş da; siz Allah’a inanmıyor musunuz?”Üçkâğıtçılığına kaçıyor, kıvırtma bahaneleri arıyordu.

Yani din kalkan. Yani din sıvışmak için kullandıkları tek yöntem.

Babam bir gün dedi ki:

“Sen hala Atatürk’ü seviyor musun?”

Şaşırdım… Afallayıp olduğum yerde kaldım… Kaşlarımı çatıp:

“Elbette!”Diye Yanıt verdim.

O konuşma sadece soru ve yanıtla bitti. Ama babamın birçok düşünceden rahatsız olduğunu da anlamış oldum.

Sonra babamı uzaktan uzağa izleyip, gözlemledim.

Kaygıya kapılmakta haklıydım.

Üç beş tarikatçı kafa kola almıştı. Gerçek yobaz düşünceleri inançlarla izole edilmişti. Ve babamla aramızda müthiş bir düşünce savaşı başladı.

Ta ki, bir gün mahallemizde düşüncelerimden dolayı faşist birinin köşeye sıkıştırıp bıçak çektiği güne kadar…

Kavgada bıçağın önüne atılan babamdı. Ve o kavga sonrası hayatı boyunca; Demokrat ve Adalet partilerinden başka hiçbir partiye oy vermeyen rahmetli babam; Bülent Ecevit’in Karaoğlan imajıyla Başbakan olduğu süreçte oyunu CHP’ye, Atatürk’ün partisine verdi.

Her gün aldığı gazetesi Tercüman’ın yanına benim şerefle alıp, taşıdığım ve karanlıkçıların gözüne gözüne soktuğum Cumhuriyet Gazetesi’ni de okumaya başladı.

Babam bir işçi emeklisiydi. Onuruyla; alın terine saygılı yedi evladını geride bırakırken hiç kimseye boynu bükük olmadan; helâlına, haram karıştırmadan göçüp gitti. Onun kısa süreli de olsa Atatürk’ten soyutlayanları hala görüyorum. Haram içinde cebelleşip duruyorlar. Malları, mülkleri gırla… Ancak şeref ve onurları soysuzlukla eşleşmiş…

Ailemi koruyan en büyük güç Atatürkçü düşünce gücüydü… O güç benim ve büyük ailemin kutsal misyonu olarak devam edecek. Her birimiz asla yere düşmeyen o şanlı bayrağı taşımaya, daha ilerilere götürmeye devam edeceğiz.

İnanıyorum ki; yaşadığımız coğrafyada, çağdaş Atatürkçü düşünceyi bir kez daha inceleyerek çözümsüz görünen sorunlarımızı kolaylıkla çözebiliriz.

Hazır deşilmişken yüreğimiz konuya derinlik vererek devam edelim.

Bu ülkede iki tip Atatürk düşmanı var…

Birisini biliyorsunuz… Din tacirleri, yobazlar, devrim düşmanları…

İkincisi de:

“Ben Atatürkçüyüm!” Diyen; ancak yaşadıkları ve yaptıklarıyla Atatürk düşmanlarına bile taş çıkartan şarlatanlardır.

Bu ikinci düşmanın; hançeri de, tuzağı da belirsizdir. Ne zaman indireceğini ve kuracağını bilemezsiniz.

Cumhuriyet balolarında çaktırmadan arzı-endam eyler, Atatürk’ün partisi iktidar oldu mu, ballı ihalelilerin pususuna yatarlar. Sıkılıp, arlanma gibi bir duyguları yoktur.

Tan Oral bir zamanlar bu zübükleri karikatürize etmişti. Çizgilerinde çerçeveli koca bir Atatürk resmi ve o resmin arkasına saklananların hain emellerini anlatmaya çalışmıştı.

Onlar en tehlikeli mahlûklardır. Saliseler içinde saf değiştirebilir, omuzdaşlarını satabilirler.

Yani diyeceğim odur ki…

Atatürkçü olmak kolay iş değildir.

Namuslu olacaksın…

Memleketi satmayacaksın…

Halkını horlayıp, azarlamayacaksın…

Alavere dalavere yapmayacaksın…

Yani Atatürk’ün de dediği gibi:





“Büyük olmak için hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi

aldatmayacaksın.

Ülke için gerçek amaç ne ise onu görecek, o hedefe yürüyeceksin.

Herkes senin aleyhinde bulunacaktır; herkes seni yolundan çevirmeye çalışacaktır, fakat sen buna karşı direneceksin.

Önüne sonsuz engeller yığacaklardır. Kendini büyük değil; küçük, zayıf, araçsız, hiç sayarak, kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak bu engelleri aşacaksın.

Bundan sonra da sana "BÜYÜKSÜN" derlerse...

Bunu söyleyenlere güleceksin!”

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...