Çarşamba, 20 Kasım 2019
Şahin AKÇAP

Bekir Coşkun, ustanın yerinde…


Ustanın emanetini usta bir kalem aldı… Emanet diyorum… Çünkü ne kadar çok yetenekli olsa da İlhan Selçuk’un yeri orası…

Bükülmeyen…

Kırılmayan…

Ve tırsmayan bir İlhan Selçuk!

Allah’ı var Bekir Coşkun’da öyle…

Eyvallahsız mı eyvallahsız!

Sözcüklerine ve tekmil düşüncelerine gem vurmayan…

Yüreğini kelepçelemeyen bir yazı ustası, nüktedan… Bir kara mizah ustası.

Ama yine de emanetçi…

Cumhuriyet Gazetesinde rüştünü ispat etmenin süreci vardır.

Çünkü Cumhuriyet Gazetesinin de emaneti vardır…

O emanet ki; Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk ilkelerdir.

Bekir Coşkun emanetini aldı.

İlk yazısında da dediği gibi koşmak zorunda…

Düşmeden…

Tökezlemeden…

Var gücüyle.

Mustafa Balbay’dan sonra yaralıydı Cumhuriyet Gazetesi… Yarasına Bekir Coşkun’u saracak.

Bekir Coşkun’da yaralıydı.

Yarasına Cumhuriyet’i basacak.

Artık güne “Pencere” yerine, “Onuncu Köyden” bakacağız.

Hayırlı, uğurlu olsun.

Bekir Coşkun yeni adresinde; ustanın yerinde ilk yazısını yine gülümsetirken, düşündürerek yazmış. Pek de güzel yazmış…

Yolu açık olsun.











Nokta mı üstte olacaktı, virgül mü usta?

Bir engele takılıp da düşeceğimiz zaman, ayaklarımız koşmaya başlar… Ayaklar koşar, çünkü vücudun altı, düşmekte olan üst tarafın altına geçmeye çalışır…

Üst taraf düşmektedir…

Alt hızlanır…

Ki yere varmadan yakalayıp, altına geçsin üstün…

Ayaklar bir anda popo hizasına kadar daireler çizerek teker kesilir… Var gücüyle döner havada ve bu yüzden bu pozisyona “tekerlenme” deriz…

Kafa, gövdenin üst tarafındadır.

Hızla yere yaklaşırken kafa, kendisini kurtaracak olan ayaklara acele komut verir:

“Koş…”

*

Bir gece önce referandum sonuçları belli olmuş, başına örülen çorabın farkına varamamış aziz milletimiz “evet” demişti. Cumhuriyet sevdalılarının ise yüreklerine bir sıkıntı, bir hüzün, bir yalnızlık, bir umutsuzluk çökmüştü o gün…

Birbirlerinin yüzüne bakmadan yürüyorlardı sokaklarda.

Ve aynı gün çalıştığım gazete yazılarıma son vermişti.

Ayağım takılmıştı…

Nasıl oldu bilmiyorum; tam yere kapaklanırken, o gün Cumhuriyet’in Genel Yayın Yönetmeni İbrahim Yıldız telefonda, “Biraz önce karar aldık, yayın kurulu olarak seni Cumhuriyet’e davet ediyoruz” diyordu.

Tam tökezlenirken yaralı zihnim komut veriyordu ayaklarıma:

“Koş…”

*

Cumhuriyet; tarihi misyonunu sürdürüyor, bu ülkenin çağdışına sürüklenmesini istemeyen, laik cumhuriyetin dinci faşizme dönüşmesine direnen çocuklarına sahip çıkıyordu.

Bana İlhan Selçuk’un yerini verdiler.

Hani devlet adamının koltuğuna oturmuş bayram çocukları gibi gururluyum…

Ama tedirgin, şaşkın, eğreti, ürkek…

O büyük ustanın ne yerini, ne de köşesini dolduramayacağımı tabii ki biliyorum. Ben onun derya bilgeliği yanında, noktayla virgülün yerini bile bilemem.

Hele bir de noktalı virgül olduğunda başımı gökyüzüne çevirip sorarım artık ustama:

“Nokta mı üstte olacaktı, virgül mü usta?..”

*

Beni buradan kovamazlar da…

Çünkü şükür burada patron yok…

Bu büyük istilada, Türkiye’de “özgür basın” denilen şeyin olduğunu söylemek yalandır. Zannetmek ise büyük ahmaklık… Ama bu gazeteyi cumhuriyete gönül verenler özgürce-bağımsız yapıyorlar ve yönetiyorlar…

Sahibi ise siz Cumhuriyet okurlarısınız…

Sadece siz istemediğiniz anda bunu anlarım ve giderim…

Şimdiiii…

Kapının eşiğindeyim…

Korkarak tıkırdatıyorum camı…

İzin verirseniz; ben geldim…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...