Perşembe, 22 Ağustos 2019
Şahin AKÇAP

Cumhuriyet


Türkiye Cumhuriyeti 87 yıl önce kurulmuştu.

Kurtuluş Savaşının zaferle sonuçlanmasının ardından kafasının içindeki rejimin Cumhuriyet olduğunu yol arkadaşlarına açıklayan Mustafa Kemal, bu vardığı noktanın sıradan bir seçenek olmadığını en ince ayrıntılarına kadar anlatmıştı.

Ömrünün en verimli sürecinde genç bir subay olarak görev yaptığı Arap topraklarında dinin nasıl acımasızca ve hoyratça kullanıldığını, yaratılan sefilliği gördüğü için, içinde Laiklik olan devrimler silsilesiyle:

“Cumhuriyet vazgeçilmezimiz olmalıdır.” kararını arkadaşlarının ortak görüşlerini de alarak somutlaştırmıştı.

Dinin bireyin vicdanı özgürlüğü olduğunu çok iyi bilen Mustafa Kemal, on yıllarca dinin nasıl sömürüldüğünü çok iyi biliyordu:

“Meleklerin cinsiyeti erkek mi, kız mı?” Diye tartışan Bizanslıların aymazlığını da çok iyi değerlendiren Fatih Sultan Mehmet; kuşattığı İstanbul’u fetih edip, yeni bir çağ açmamış mıydı?

Örtünmenin alabildiğine sömürü aracı yapıldığını gördüğümüz ve nihai hedefin seçmen kotarma ve getirim olduğunu yaşadığımız şu günlerde; içinde demokrasinin olduğu bir Cumhuriyet kararı veren Mustafa Kemal’in hayranlık uyandıran ileri görüşüne dikkatinizi çekmek isterim.

İstese, Halifeliğin devamı olabilecek bu büyük dehanın; monarşi düzeni hiçbir yaklaşıma izin vermeyişi ve hatta akıllardan geçirilmesinin bile büyük yanılgı olduğunu vurgulaması saygı değer değil midir?

O’nun ölümünden sonraki gelişmeler, üzülerek söylemeliyim ki; askerin ve varsılın senede bir gün balolarla, fener alaylarıyla Cumhuriyeti kutlanan bir güne dönüştürmüş, halktan soyutlamış, bir fanus içine alan elitler, kitlelerle aralarına görünmez duvarlar örmüştür.

Aydınlar, devrimciler kısacası halkın gerçek dostları, son günlerde de tartışılan o görünmez duvarları yıkarak, kitleleri Cumhuriyetin ışığında buluşturmak zorundadırlar. Aksi takdirde; din ve biat kültürünün ucube köle toplumu 87 önce kan ve barut üzerinde şekillenmiş Cumhuriyeti basiretsizlik tepsisinde ve içinde gözyaşı olan kap kara bir düzene tercih edebilir.

Ve işte bunun için tekmil düşünce ve inanç sahipleri dikkat etmeliyiz, sağduyunun yolundan sapmamalıyız.

Cumhuriyet hepimizin…

Bütün özgürlükleri aynı çatı altında tutan ve radikal tüm sapma düşünceleri kovan bir rejim…

Cumhuriyeti; miskinliğe, adam sendeciliğe, politik sığlıklara:

“Eskiden bize bunları yapmışlardı!” Paranoyasına düşenlere kurban ettirmeyelim.

Unutmayalım ki; dün de cumhuriyet düşmanları vardı, bugün de var, yarın da olacak…





NOT: Aşağıdaki özet bilgileri internet ortamında sizler için derledim.

Hafızanızı tazelemek için bir göz atın derim.


Cumhuriyet Nedir?

Cumhuriyet, başta devlet başkanı olmak üzere, devletin başlıca temel organlarının belli aralıklarla yinelenen seçimlerle göreve getirildiği bir “yönetim biçimi”dir.

Cumhuriyet adı verilen yönetim biçimleri, yöneticilerin göreve getirilmesinde veraset yöntemini reddetmiştir.

Cumhuriyet adı verilen yönetim biçimlerinde halk, yönetimini beğenmediği yöneticileri, belli aralıklarla yinelenen seçimlerde değiştirebilmek olanağına sahiptir. Bu nedenle yöneticiler, toplumu keyfi biçimde yönetemezler; halkın isteklerini ve beğenilerini göz önünde tutmak zorunda kalırlar. Bir başka deyişle, yöneticilerin iradesi mutlak değil, halk iradesi ile sınırlıdır.

Cumhuriyetlerde bu özellikler, yönetenleri siyasal bakımdan halka “sorumlu” duruma getirir: yönetilenleri tebaa, kul olmaktan çıkarıp vatandaşlık konumuna yüceltir.

Yönetilenler, “hükümdarlık (monarşi)” adı verilen yönetim biçimlerinde tebaa veya kul durumundadırlar.

“Tebaa” veya “kul” olmak, hükümdarın iktidarına ve tüm buyruklarına baş eğmekle yükümlü olmak demektir.

“Tebaa” veya “kul”, hiçbir zaman hükümdarın iktidarını sınırlayıcı veya denetleyici bir rol oynamaz.

“Tebaa” veya “kul” hükümdarı seçimle değiştirmek olanağına sahip olmadığı için, hükümdarın “tebaa”ya karşı hiçbir siyasal sorumluluğu da yoktur.

Türkiye'de Cumhuriyet Nasıl İlân Edildi?

Türkiye'de Cumhuriyet yönetimine, 29 Ekim 1923 tarihinde geçilmiştir; ancak 23 Nisan 1920 tarihinin, Cumhuriyet yönetiminin de fiilî başlangıcı olduğunu söylemek gerekir.

23 Nisan 1920'de “egemenliğin kayıtsız şartsız ulusa ait olduğu” ilân edilmiş; ulusun seçtiği TBMM'nin denetimindeki hükümet, ulusun kaderini belirlemek üzere çalışmaya başlamıştır.


Bu gelişmelere karşın, Padişahlık ve Saltanatın hukuken kaldırılması için 1922 yılına kadar beklemek gerekmiştir.



TBMM, 1 Kasım 1922 gecesi verilen bir kararla, “Halifelikle “Saltanatı” birbirinden ayırmış; Saltanatı kaldırmıştır.

Halifeliğin ise, bir süre daha korunması uygun bulunduğu için, İngiltere'ye sığınmış olan Vahdettin'in yerine, Osmanlı Ailesi'nden Abdülmecit, Halife seçilmiştir.

Cumhuriyet'in ilânından sonra, Halife'nin, iktidar odağı haline getirilmesi için çalışmalar başlayınca, 3 Mart 1924 tarihinde de Halifelik kaldırılmıştır.

Bu aşamalardan geçilerek kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti, tarihimizdeki en önemli dönüşümdür.



“Hukuk devleti” ilkesinin ve “hukukun üstünlüğü” kavramının da Türkiye'de, Cumhuriyet yönetiminin getirileri arasında olduğu söylenebilir.

“Cumhuriyetçilik” Ne Demektir?

Özelliklerine kısaca değindiğimiz cumhuriyet adlı yönetim biçiminin yönetime egemen kılınmasını; devlet iktidarının ve yönetiminin kişilerin, ailelerin, grupların tekeline bırakılmamasını; vatandaşların yönetime etkin bir biçimde katılmasının sağlanmasını amaçlayan anlayışa “Cumhuriyetçilik” denilmektedir.

Atatürk, cumhuriyetçiliği, yalnız hükümdarlık ve veraset yöntemlerinin reddi olarak anlamamış; aynı zamanda demokrasi kavramı ile birlikte düşünmüş; demokratik bir cumhuriyetçilik anlayışını benimsemiştir.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-08-20

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-08-16

E-bülten Gurubu

bize katılın ...