Perşembe, 22 Ağustos 2019
Şahin AKÇAP

Cinsellik tabusuna suçüstü


Yazar Müge İplikçi’nin “Dikkat tecavüz geliyor.”yazısı sonrası bir bayan okurun; hem de tecavüze uğrayıp zorla tecavüzcüsüyle evlendirilen bir kadın okurunun yürek dağlayıcı mektubunu okudunuz mu?

İplikçi; Fatmagülün Suçu Ne dizisinin tecavüz sahnesinin izlenme oranının rekor kırmasını mercek altına alıyor.

Toplumumuzda yardımcı olmak yerine seyirci olma dürtüsünün hızla geliştiği kaygısını hepimiz yaşıyoruz.

Kazaya uğrayan bir sürücü ve beraberindekilere yardım eli uzatmak yerine seyretmek; kavga edenleri ayırmak yerine izlemek, intihar etmek için yüksek bir yapının üzerine çıkan insana:

“At! At!”Demekten başka bir şey değildir.

Şu noktada hem fikir olmak için kendimize şunu sormalıyız:

“Bu ülkede cinsel eğitim dersi var mı?”

Yanıt belli:

“Hayır!”

Peki tabular? Yani sosyal yapısına dokunmanın sakıncalı olduğu değer yargıları.

Türkiye’de hala evlenen çiftlere; “sağdıç” veya “yenge” yön veriyorsa, demek ki cinsellikte bilimsel eğitimin izinin olmadığı somut bir gerçektir.

Sayın İplikçi yazdıklarında, kendisine mektup yazıp ziyan olan bütün hayatına ağıtlar yakan tecavüz mağduru da eleştirilerinde ve sitemlerinde haklıdır.

Kadını cinsel bir obje olarak değerlendiren, onu çarşaflayarak, türbanlayarak, kafes altına iterek korumaya çalışan bir düşünce yapısının sosyal patlamalarında daima tecavüzler, sapıklıklar, tacizler olacaktır, olmaya da devam edecektir.

Çünkü birey yalnız… Yeni yetişen ve ergenliğe ilk adım atan gençlik kendi arayışlarıyla cinselliğine ışık tutacak bilgilere erişebilmekte. Erişirken de doğal olarak yanlışlarla da sık sık yüzleşmekte. İç dünyasında tarifsiz fırtınalar yaşamakta. Ve gün gelip de bir dizide tecavüz sahnesini izlemek için reyting rekorlarının kırılmasına yol açmakta. Çünkü cinsellik onun için bir yaşamsal gereksinim dışına çıkıp, olağanüstü ilgi alanını da oluşturmaktadır.

Düş dünyasını harekete geçiren sanal âlemin soyut derinliğine daldığınızda, bu alanda bomboş ve eğitimsizseniz karşınıza çıkacak sapkınlıkları Haydar Dümen bile iyileştiremez.

Bakınız ilköğretim okulları sekiz yıllık olunca ilkokul ve ortaokullar hemen birleştirildi. Birleştirilirken dördüncü sınıfın sonlarında başlayan ergenlik durumu hiç düşünülmedi. Okulların fiziki yapısı içinde yer alan ortak kullanım alanlarını hem mini mini birler hem de altıncı sınıfla birlikte gelen yedinci ve sekizinci sınıf ergenleri kullanmaya başladı. Peki, burada sizce istem dışı yaşanacak olaylar olamaz mı? Çocuk ve ergenlik süreci yaşayanlar arasında çözümü üzücü sıkıntılar oluşamaz mı? Eğitimde bunu atlayan bir sistem söz konusu cinsellik olunca işin içinden nasıl çıkabilir ki?

Deveye sormuşlar boynun niye eğri diye. Deve de yanıtlamış? Nerem doğru ki? Bizimki de öyle. Fatmagülün Suçu Ne dizisindeki tecavüz sahnesi izlenme rekoru kırmış diye elbette işin sosyal ve içsel boyutuna üzüm üzüm üzüleceğiz. Cinsellik tabusuna suçüstü yapan Müge İplikçi gibi değerlerin yanında yer alıp, omuz omuza mücadele edeceğiz.

Şükredelim ki bu ülkede aydınlık ve çağdaş düşünceli öğretmenler var. Hiç olmazsa onlar müfredat dışı olsa bile; bazen çocukları, ergenliğe geçiş gösteren evlatlarımızı uyarabiliyor, rehberlik servisleri karınca kararınca yol gösterebiliyor. Ya onlar olmasaydı zifir karanlığın içinde halimiz nice olurdu.

Bizim kuşağımız okuyan ve araştıran bir kuşaktı. Haydar Dümen gibi karanlıkta dozer olup yol açanlar vardı. Eros gibi dergiler ayda bir olsa bile yayınlanarak kafamızdaki sorulara yanıt olabiliyordu.



Tezgâh altı kitaplar arasında erotizm kışkırtıcılığı yapmak yerine neyin sapıklık neyin doğru olduğunu işaret eden yayınlar vardı.

Şimdi her şey var..Hem de kaynağı daha çok bilgilenme aracı.Ama bütün bunlara rağmen erotizm bombardımanı da alabildiğine çok…

Yinelemek isterim ki; bireylerin doğal ve normal bir cinselliğin yaşanabilmesi, sapıklıklardan uzak durulması ancak bilimsel cinsellik öğretisiyle başarılır.

Cinsellikte en büyük sakınca; baskı altında tutmak, cezalandırmak…

Anne ve babaların evlatlarıyla ilgili yakın arkadaşlığı… Yetmediği zaman uzmanlarla görüştürülmesi… Okullarda rehberlik birimlerinin ergen çocukları yakından ama mesafeli gözlemlemeleri çözümü çok zor sorulara yanıt olabilecektir.

Her doğruda olduğu gibi cinsellik bilgilerinde de objektif olmak, gerçeği ertelememek, üstünü kapatmamak hayat yolculuğundaki insanlarımızı mutlu kılacaktır.

Yazar Müge İplikçi’nin araştırmalarını derinleştirmesini; mutlaka sosyologlarla el ele vererek; varoşlardan, kırsaldan, mahpushanelerden, kız ve erkek öğrenci yurtlarından, yatılı okullardan, yetimhanelerden, kışlalardan kendisine ulaşan her notu irdeleyerek paylaşmasını dilerim.

Sayın İplikçi cinsellik tabusuna farklı bir suçüstü yapmıştır. Yakasını bırakmamalıdır…

Kendisini kutluyorum.





Not:: Okurun, Müge İplikçi’nin yazısını bir kez daha anımsaması ve yararlı olması için aşağıda sunuyorum:





“Dikkat tecavüz geliyor!



Konumuz “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı dizide reyting rekoru kıran tecavüz sahnesi.

İlk etapta tecavüzü tartışabileceğimiz hususları düşünelim.
Tecavüz başlığı altında kadınlara uygulanan şiddet ve tecavüzü mü ele almalıyız, kısaca konuyu kadınlar üzerinde mi odaklandırmalıyız, yoksa tecavüz eden erkeklerin yetişme ve onu uygulama kurgularında mı, kısaca erkekler üzerinde mi?

Tecavüz üzerine araştırmalar yapan Diana Scully adlı bir akademisyen var. Dediğine göre tecavüz vakalarında dikkati kurban kadınlar üzerinde yoğunlaştırmak buradaki erkek cinsel şiddetini görmezden gelmek anlamına gelebilir. Neden derseniz konunun kadınlar üzerinde yoğunlaşması “kim bilir kadın neler yapmıştır?” sorusunu sordurabilecek noktaya vardırabilir; ki bunun yakın bir örneğini direkt bir tecavüz vakası olmasa da Münevver Karabulut cinayetinde yarı resmi beyanlara tercüman olan o feci üslupta görmüştük. “Kızını dövmeyen dizini döver” tarzında bir açıklama gelmişti bir ara, bir karambolde!

Özetle, erkek şiddeti ve bu şiddetin istismarı birinci elden sahneye koyulmadığı, ifşa edilmediği müddetçe tecavüz ya da zina, kadınların bir kez daha kurban edilişleri anlamına gelebilirdi! Dahası, tecavüzün erkeklerin sorunu olmaktan çok kadınların sorunu olduğu izlenimi yaratılabilirdi! Ki tecavüzün yüzde doksan dokuzunun kadınların sorunu olmadığını biliyoruz.

Bakın Scully ne diyor: “Kadınlar cinsel şiddet kullanan erkeklerle aynı gerçeği paylaşmadıkları için kendilerine tecavüz eden erkeklerin dürtülerini ve gerekçelerini açıklayamazlar. Böyle bir içgörü ancak tecavüz eden erkeklerin toplumsal kurgularına müdahale etmekle ve bu kurguyu eleştirel gözle incelemekle elde edilebilir.” Elbette bunu “kızını dövmeyen dizini döver” yaklaşımında bulunanlar için de formüle etmek iyi olurdu.

Gelelim “Fatmagül’ün Suçu Ne?” adlı diziye ve reyting arbedesine ya da tecavüzle reyting arasında kurduğum ilişkiye. Sizce o tecavüz sahnesinin bu kadar yüksek izlenme oranının nedeni nedir? Bu noktada özneyi Beren Saat olarak mı, Fatmagül olarak mı, yoksa herhangi bir kız olarak mı alıp incelememiz gerekiyor? Ha hemen söyleyeyim: Sanatın elbette ayıbı yoktur. Sanata engel getirilemez.

Ancak dizilerin çoğunda sanatın özü değil reytingin özü temeldir. Ve bu özde de sistemin maço sesi, bu maço sesi pekiştirme esası ve sistemin erkek şiddetinden yana olan istismar mekanizmaları işlemektedir ne yazık ki!

Bu açıdan bakıldığında reyting kaygısını kendi halindeki yaşamlarımıza yönelik bir tür tecavüz girişimi olarak da algılıyorum. Ki bu ayrı bir yazının konusu.

Gelelim Fatmagül’deki başrol oyuncusuyla cisimleştirilmeye çalışılan tecavüz sahnesineÖ Bu dizide kurban edilen sadece yazar Vedat Türkali’nin Fatmagül’ü değildir. Aynı zamanda billboardlardaki tek atımlık çıtır sloganının hemen yanında karşımıza çıkan cinselliği türetilmiş bir kadındır da, kurban. Adı muhtemelen hâlâ Bihter’dir.

Burada reyting uğruna ortaya konan şiddet ve bu şiddetin istismarı ilk elden tespit edilemediği müddetçe bu oyun devam edip gidecektir. Her nasılsa alan memnundur (ki bu her nasılsa bölümü epey önemli) ve elbette satan da (ticarette her yol meşru mudur?)

Bu konudaki görüşlerinizi merakla bekliyorum. Bu reyting meselesi ciddi olarak kafamı kurcalıyor. Bakarsınız farklı bir araştırmaya önayak oluruz hep birlikte.”

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-08-20

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-08-16

E-bülten Gurubu

bize katılın ...