Pazartesi, 21 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

Leçek


Yazmanın etrafını oya ile boncuk ile tığlayarak işlediniz mi leçek olur.

Leçek, Doğu Anadolu’da başörtüsüne verilen isimdir.

Güler anam, ta Vanlardan kalkıp torun ziyaretine geldiğinde; çantasında mavi oyalı veya mavi boncuklu leçeklerini getirir. Dönüş zamanı geldiğinde mutlaka o leçeklerden birini; oğul ya da kız evinde bırakır. Bir mesajdır bu.

“Beni unutmayın.”Mesajı.

Türban deyin, başörtüsü deyin ne derseniz deyin yine gündemleşip ülkenin hayati maddesi olunca anamın leçekleri geldi aklıma.

Biz hiç ailemiz içinde; başını örten, başını açan tartışmalarına tanık olmadık.

Hiç Kimse; anama, bacıma:

“Niye örtüyorsun.”Demediği gibi; anam da, bacılarım da kimselere: “Niye açıksın.”Demedi.

Uzak bir kente gezmeye gittiğimde, anama armağan olsun diye içinde fıstığı yeşili bol olan başörtüler getirdim. Nasıl da mutlu olurdu, gönenirdi anlatamam. Yaşam biçimi oydu. Yaşam biçiminden yansıyan sevinçleri de elbette öyle olacaktı.

Anadolu insanının; açık fikirli, hoşgörülü olması ulusumuzun vazgeçilmez geleneklerinden biridir. Başını örtse de gönlünü örtmez. Vicdanını sarıp sarmalamaz. Din, iman sorunu yapmaz.

Ancak bu hoşgörü bir kenara bırakıldı. Sırf getirim sağlamak amacıyla türban siyasallaştırıldı, oy avcılarının vazgeçilmez objelerinden biri oldu.

Şu an kullanılan türbanın Anadolu kadınının baş bağlamasının çok dışında bir biçim taşıdığını görmekteyiz Nuray Yılmaz’ın, Gezelim Görelim belgeselini yıllardır izliyoruz. Köy, kasaba, kent, yayla, bayır, ova dolaşıp durdu. Tadına doyum olmaz görüntüler, söyleşiler kattı seyirliklerimize. Bir düşünün lütfen. Hangi programında siyasallaştırılan türban biçimi ön plana çıktı? Kadınlarımızın kimi yemenili, kimi yazmalı, kimi leçekli, kimi başörtülüydü. Kimsenin kimseye örtündün, örtünmedin sorgulaması da yoktu. Çünkü onlar Anadolu’ydu. Fitne fesatlık hayatlarının hiçbir sayfasında yazmıyordu.

Ahlaki olguları örtüyle özdeşleştirmek kadar acımasız değer yargısı olamaz. Ahlakın çerçevesini oluşturan düşünce ve niyettir. Namus kavramıyla örtünmeyi terazilemeye çalışmak kadar bayağı bir düşünce düşünülemez.

Kamusal alan, kamusal olmayan alan tartışmaları içinde de görülen ve ancak bireyin özgürlüğüyle ilgili olan bu sosyal örtünme biçiminin yarattığı sıkıntılar zaman zaman hepimizi üzdü. Ancak bireylerin bir arada yaşama çabalarının karşılıklı hoşgörü zeminini oluşturduğunu görüyoruz. Bunu fark eden ve bu kozun elinden kayıp gideceğini düşünen biçim tacirleri; yeniden devreye girmeye ve türban olgusunu temcit pilavı misali ısıtmaya başladıklarını görüyoruz.

Bakınız; sokaklara, caddelere, iş merkezlerine, çarşı ve pazarlara.

Örtünenle, örtünmeyen yan yana, birbiriyle uyum içinde yaşamıyor mu?

Kim kime; senin örtün, benim örtüsüzlüğüm hafifliğinde bulunuyor?

Ancak politikacılar inanılmaz bir gayret içinde; örtünme veya örtünmeme sorununu kaşımaya, ekmek kavgası için çırpınan insanlarımızla uğraşmaya devam ediyor.

Oysa uğraşılacak en önemli sorunlardan biri hayat zorlukları. Sorgulanması gereken de:

“Domates nasıl karaborsaya düşer? Niçin soğanın fiyatı alabildiğine yükselir?”

“Özgür üniversite nasıl olur? Yüksek öğretimde üniversite harcı kaldırılabilir mi?”

“Üniversite mezunlarına üretim alanları nasıl açılır?”Olmalıdır.

Artık:

“Anamın, bacımın örtüsü, yine siyaset sömürüsü.”Sığlığını aşmalı, ülkemizin güzel insanlarının geçim sorunlarıyla uğraşmalıyız.

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...