Çarşamba, 18 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

Sonuç ne olursa olsun ”Hayırlı” olsun…



12 Eylül 2010 akşamı saat 19.OO’ dan itibaren referandum sonuç tablolarına dökümü yapılan oy sayıları, renginin beyaz olduğunu somut biçimde göstermeye başlamıştı.

Tunceli’deki yüzde seksenin üzerindeki hayır oyları, boykota rağmen; Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun gülümseten yüzüydü.Ancak bu coğrafyada genel durum çok farklıydı.

Diğer Doğu ve Güneydoğu illerinde ise BDP’ nin tüm direnmesine rağmen iktidarın evet oyları karşısında Kürt Partisi havlu atmıştı.

Etkileyici olan, iktidar partisinin inatçılığı ve cemaat oylarının sabırlı ve akılcı blok getirisiydi.Bu inatçılık ve çaba girilen onca riske rağmen kazandırmıştı.

Bakalım, BDP’ nin genç lideri bırakacağım dediği genel başkanlığını bırakabilecek mi?

Referandum oylamasına bir gün kala tek tek incelediğim gazeteler arasında Sözcü Gazetesi yazarı Emin Çölaşan’ın değerlendirmesi de dikkatimi çekmişti.

“İktidar partisi yüzde altmış beş evet oyu alamazsa başarısızdır.”Diyen Çölaşan hemen hemen ünlü anketçilerden Adil Gül ile aynı yorumda kesişmişti.

Referandum oylaması akşamı, beyaz oyların yüzde elli sekizlere yaklaştığı bir sırada Adil Gür:

“Bu sayısallık yıkıcı bir güç olmazsa da, iktidar partisinin yaklaşan genel seçimlerde argümanı olacağını ve seçim propagandalarında bunu kullanacağının.” altını çiziyordu.

Saat 20.30’da Başbakan’ın konuşması arasında geçen sözleri evet ve hayır seçeneğini kullananlar için can kulağıyla dinlenirken, mutlaka sizler gibi, benim de dikkatimi çeken sözlerinden de satırlar yazmalıyım:

“Bizim için evet diyenlerle, hayır diyenlerin hiçbir farkı yok. İleri demokrasi için bu sonuç büyük bir adımdır.”

Elbette böyle bir söylem çok önemlidir. Referandumun gerdiği kitleler bu sözleri tıpkı benim gibi belleklerine kazıyıp, gerçekten iktidar liderinin yüzde elli sekizin mi kucaklayacak, yoksa tüm halkını mı kucaklayacak sorusunu kendi kendisine sordurtacaktır.

Geçmişte bu tür söylemlerin liderler tarafından çok çabuk unutulduğunu biliyoruz. Ancak 12 Eylül 2010 tarihinde, saatlerin 20.30’la buluştuğunda, bu sözleri tarih de kayıt altına alacaktır. 13 Eylül’den sonra Türkiye’nin yeni bir döneme adım atacağını hepimiz biliyoruz. Dileğimiz referandum kazanımının zafer sarhoşluğuna girilmeden, Türkiye için yapılacak her şeyin sadece iktidar partisi güdümünde olmaksızın, bütün ulusal birlik sağlanarak, hukuk adamları ve anayasa uzmanları tarafından demokrasimize, hukukumuza en küçük bir zarar verilmeden, birlik ve beraberliğimize halel getirilmeden kararlar alınmasıdır. Zira pek yakında genel seçimler yapılacak, milli iradeye yeniden başvurularak yeni bir Türkiye rotası çizilecektir. Ayırmadan, bölmeden, partizanca kamplar oluşturmadan; akılcı ve birleştirici olmak, bütün liderlerin yol haritasında yer almalıdır.

Referandum sonucunda ezici bir kazanımın olmadığını düşünürsek, aklı selim olmanın hem iktidar partisine, hem de muhalefet partilerine artı kazandıracağı şüphesizdir.

Mevlana’nın da dediği gibi:

“Dün dünde kaldı cancağızım, şimdi yeni bir şeyler söylemek lazım.”

Bu ülke hepimizin…

Farklı düşünmek, kazandım psikozuna girmek, akıl gözünü kör eder…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...