Cuma, 18 Ekim 2019
Şahin AKÇAP

Askere saldırmanın dayanılmaz hafifliği


Bazen bir söylemde, ya da dost söyleşisinde pat diye ortaya atılan düşünceler insanın kafasını bozup, yüreğini bulandırıyor.

Askerle ilgili genel her spekülasyona, sataşmaya, mesnetsiz suçlamaya hep karşı oldum. Ordumuz sıradan bir ordu değil. Muz Cumhuriyeti ülkelerindeki kukla ordulara da hiç mi hiç benzemez. Özgeçmişinde kurtuluş savaşı destanı yazılıdır. Ulusumuzun adını dünya tarihine yer ettirmiş, onurumuzu; Çanakkale, Dumlupınar, Sakarya, İnönü gibi zaferlerle taçlandırmıştır.

Silahlı kuvvetler kocaman bir aile. Ve bu kocaman ailenin içinde farklı düşünce, huy ve tıynette insanlar olacaktır. Yanlış yapan, suiistimal eden insan tipi her topluluğun içinde mevcuttur.

Ancak yapı sağlam olursa bünyeden zararlılar güçlü bağışıklık sistemi deviniminde temizlenir, arınır. Tıpkı çağıl çağıl akan bulanık bir derenin yatağında aktıkça durulduğu, deltasına gümüş rengi olup dupduru döküldüğü gibi…

Darbeler elbette demokrasiye inanmış ülkeler için arzu edilmeyen sonuçlardır. Hiç bir çağdaş düşünce ara rejim denen süreci kabul etmez, içine sindirmez. Ancak ara rejimlere yol açan çok önemli bir ayrıntı var ki ona değinmeden geçmek istemem.

İktidar olmuş her hangi bir hükümet demokrasi ilkeleri çerçevesinde ülkeyi yönetemiyor, ekonomik sorunları çözemeyip, barış içinde bir arada yaşamak koşullarını sağlayamıyorsa ortaya çıkan sonucun kargaşa olduğunu biliyoruz.

Böyle bir dönem içinden geçerken ve sokaklar, mahalleler kurtarılmış bölge olarak anılmaya başlamışsa, kardeş kardeşe ideolojik anlamda düşman olup, silah çekebiliyorsa ve tüm bunlar karşısında yönetenler sus pus yerlerinde oturuyorlarsa ve dış olumsuz güçler de ülkenin zayıflayan güvenliğini fırsat bulup provokasyon üzerine provokasyon düzenliyorsa çare ne olabilir diye hiç düşündünüz mü? Elbette ki bu tablo karşısında Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Ey Türk gençliği” söylevindeki:

“..İktidara sahip olanlar gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevilerin siyasi emelleriyle tehvid edebilirler. Millet, fakrü zaruret içinde harap düşmüş olabilir. İşte bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır!” Sözleri sürece mührünü vurmaz mı?

Darbeleri hep ordunun affedilmez suçu olarak görenler, olaya bir de yönetim erkini elinde tutanların beceriksizlikleri, keyfiyeti açısından bakmaları daha akılcı olur diye düşünüyorum.

Ordu ve asker için sürekli fitne ve fesat üretenleri, ülkemizdeki sosyal yapıyı ve Türkiye’nin nasıl acımasız bir coğrafyada olduğunu inceleyerek bir kez daha aklı selim değerlendirmelerini öneririm.

Türk Silahlı Kuvvetlerini, Pentagonla aynı düzlem içinde değerlendirmenin de insafsızlık olduğunun altını kalın çizgilerle çizmek isterim…


Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...