Pazar, 17 Kasım 2019
Şahin AKÇAP

Zenginin malı, züğürdün çenesi


Anafartalar Caddesinin, Yüzüncü Yıl Caddesiyle birleştiği noktada bulunan Aydın Kanza Parkındaki banklardan birine ilişip oturuyorum.

Gün ikindiye dönmüş, denizden kopup, blok apartman duvarlarının arasından bulduğu yollardan sıyrılarak esip gelmiş nemli Ağustos rüzgârını bedenimde hissederken, etrafı seyrediyorum.

Boyacı çocuk oyuna dönüştürdüğü işiyle bir çift ayakkabı boyamak için oturanlara:

“Boyayalım mı?” Diye soruyor, genç bir kız elindeki cep telefonunu sık sık kulağına dayayarak, kim bilir kimle hararetli bir konuşma sürdürüyor, özenle kurdukları masalardaki ev yapımı erişteyi, reçeli, içli köfteyi, boncukları, sarmaları, el örgülerini satmak için sergici hanımlar sabırla müşteri bekliyor.

İki yaşlı ağabey gelip yanımda durup:

“Yanınıza oturabilir miyiz?”Diye soruyorlar. Doğrulup, oturmaları için yer açıyorum.

Zayıf ve ince boylusu başını sıkıntıyla sallayarak:

“Ülen bu dünyanın çivisi çıkmış. Sabah bizim torun internete girmiş. Şarkıcıların, türkücülerin, sinemacıların mal varlığını tek tek yazmışlar. Okudu da nasıl ziyan olduğumuzu anladım.” Diye konuşuyor.

Beriki merakla kaşlarını çatıp:

“Neleri varmış köftehorların?”Diye soruyor.

Yanıtlıyor diğeri:

“Hani şu Ferdi Tayfur var ya Adana’da elli dairesi, İstanbul’da iki villası, karısının adına ful minibüsü daha daha neler neler… İbo Tatlıses’in uçağı, jeti, Almanya’da fabrikaları… Bülent Ersoy’un iş makineleri… Cem Yılmaz’ın her model arabaları…”

Dinleyen arkadaşı yorum yapıyor:

“Onlar sanatçı, olacak gayri.”Diyor.

“Bizde sanatçıyız. Onca ömür devlete memurluk yapmadık mı? Bakkala, kasaba rol kesmedik mi? Üst başımızı küçültüp çocuklara elbise yapmadık mı?”Diye hafifçe sesini yükseltip ama babacan bir sesle sitem ederek bana dönerek:

“Sizde mi emeklisiniz?”Diye soruyor:

—Eli kulağında. Çocuklar okuyor diye ayak sürüyorum. Ama geldi çattı emeklilik. Diyorum.

“Siz ne dersiniz sanatçılarımızın mal varlığına? Bunca sene yaylada, sahilde eviniz villanız vardır inşallah.”Diye hafifçe dalgasını geçince, gülümseyerek:

—Allah daha çok versin. Diye yanıt veriyorum. Sonrada cüzdanımın içindeki banka kredi kartlarını çıkarıp yaşlı iki ağabeye uzatıp, gösteriyor:

—Üniversitede iki evlat okutuyorum. Bütün umudum bu kartlar. Namerde muhtaç etmiyor. Ya bunlar olmasaydı ne yapardık? Diyorum.

Uzun boylu, ince yapılı olan elini omzuma koyuyor:

“Bu da bir şeref…” Diye moral veriyor.

Denizden kopup, onlarca beton dağından nasıl olduysa yol bulup gelen Ağustos rüzgârı yorgun yüzlerimizi yalayıp geçiyor.


Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-09-19

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...