Çarşamba, 18 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

Bunalımdayız


Motosikletli üniversite mezunu gencin bir polis ve astsubayı vurduktan sonraki itiraflarını izledik TV. Haberlerinde:

“Bunalımdayım.”Diyordu.

Okul bahçesinde bali çekmek için hazırlık yapan dört gence yaklaşıp babacan bir sesle:

—Ne yapıyorsunuz gençler, bu ne hal? Diye sorduğumda:

“Bunalımdayız.”Yanıtını veriyorlardı.

Perşembe pazarında sattığı salatalıkları seçmeye çalışan genç bayana:

“Yeter be abla! Tezgâhın altını üstüne getirdin!”Diye bağırdığında, sakinleştirmeye çalıştığım tanıdık pazarcı:

“Bunalımdayım hocam!”Diyordu.

Annesinin:

“Akşam ezanından önce eve dönmelisin, söz işitmeyelim kızım!”Diye uyardığı genç kız öfkeli bir bakış fırlatarak:

“Üstüme gelmeyin bunalımdayım.”Yanıtını veriyordu.

Bunalım…

Tıpkı bir grip virüsü gibi hızla yayılıyor. Öyle ki; iki hapşırık, bir öksürükle de iyileşmiyor. Olduğu yeri altüst ediyor, kırıp geçiriyor. Bunalımın geride bıraktığı bazen küçük çapta kavgalar; bazen de gözyaşı ve ağıta dönüşen ölümler oluyor.

Toplumsal hayatımızın bağışıklık sitemini; karşılıklı sevgi ve saygı, birbirini anlama,

hoş görme, öfkeyi kında tutmaydı. Şimdi bu örgüden o değerler tek tek çözülmeye başladı.

Küçüğe sevgi, büyüğe sevgi kavramları kaybolup gitti.

Varsa, yoksa ikilciliği, tüm sevimsizliği ve iticiliğiyle ön plana çıktı.

Biz bütünlüğü yerini ben bireyciliğine bıraktı.

Etnik sorgulamalar ülkemiz politikasının olmazsa olmazı oldu.

Komşuluk ilişkileri, televizyon tiryakiliğine kurban edildi.

Manevi değerler maddeci kaygıların altında ezilip kaldı.

Sevginin, birliğin, kardeşliğin mesajını verme sorumluluğunun doğal üstlenicisi sanatçılar, politikacılar, lider konumundaki değerler bu görevlerini yerine getirmekte aciz kaldılar. Hatta kavganın ve gerilimin baş aktörü oldular.

Bütün bu hoş görüsüzlüğün, sevgi ve saygı erozyonun küçük bir örneğini içi dolu bir halk otobüsü ya da dolmuşuna bindiğinizde; yaşınızı, başınızı görmezden gelip size yer vermeyen gençlerin umursamaz tavırlarında pekâlâ görebilirsiniz. Ya da bir genç veya çocukla bir yetişkinin konuşurken takındıkları tavrı gözleyerek anlayabilirsiniz.

Bu anlattıklarım sadece sokakta, caddede yaşanmıyor.

Toplumun temel çekirdeği aile içinde de oluyor.

İş dönüşü yorgun babaya; bir merhaba ve hoş geldin sözcüğünü çok gören, oturduğu yerden kımıldamayı bile gereksiz bulan evlatların sayısının hızla çoğaldığını da gözlüyoruz.

“Aman bunlarla mı uğraşacağız? Dünya değişiyor, çocuklar ve gençler de değişiyor.”Demek yanılgıdır. Elbette dünya değişiyor. Değişmek hayatın anayasası… Ama değişen ve ayaklar altına düşen saygı ve sevgi ile donanmış o çok güzel değerlerimiz olmamalı. Çocuklarımıza; ne ekersen, onu biçersin atasözünü yaşayarak öğretmek bir gereklilik, unutmamalıyız.

Elbirliğiyle bütün bunalımları aşmalıyız. Buna önce kendi evimizde ve çevremizde başlamalıyız.

Kırmadan, kırılmadan, bozmadan, bozulmadan… Çözmeden, çözülmeden…

Bilmeliyiz ki; başka bir kurtuluş yolumuz yok…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...