Pazar, 15 Eylül 2019
Şahin AKÇAP

Gözyaşı mı?


Derler ki:

“Gözyaşı insanın içini temizler, rahatlatırmış.”

Tıpkı atmosferi temizleyen uzun süreli yağmurlar gibi.

* * *

Onlarca yıl önce küçük kentimizin sinemasında çarşamba, cumartesi öğleden sonraları aile matinesinde çoluk çocuğa uygun filmler oynatılırdı.

Film afişleri faytonların arka yüzüne yapıştırılır, sokak sokak reklam olsun diye dolaştırılırdı. Bizim sokak, faytonların sabıkalısıydı. Zira hiçbir babayiğit faytoncu mahallemizin arkaya asılan çocuklarıyla baş edemezdi. Arkaya asılan çocukları bazen diğer çocuklar:

“Paytoncu emmi! Arkaya yağlı kırbaç, arkaya yağlı kırbaç!”Diye muhbirler, faytoncu da oturduğu yerden eğilip elindeki uzun ve ince kırbacını yaratana sığınıp şaklatır; ince çocuk boyunlarda ve narin sırtlarında derin yaralı izler bırakırdı.

* * *

Nuran abla mahallemizin genç kızlarındandı.

Babası Ali Efendi, Erciş’ten gelip mahallemizin yarısına tapusuna geçirmişti. Babayiğit oğulları, selamsız gelip geçenin önünü keser, güç gösterisinde bulunurdu.

Nuran abla ise erkek kardeşlerinden farklıydı.

Duygusaldı. Yaşı gereği kocada olması gerekirken, geniş bahçelerinin cümle kapısında beyaz atlısını bekleyen sayısız geçkin kızlardan sadece birisiydi.

Bize:

“Bahçedeki elmalara, ayvalara gizlice girip yolmak yok. Öyle olunca dal budağı kırıyorsunuz evde kavga gürültü çıkıyor. Bana gelin, adam gibi isteyin vereyim.”Derdi.

Öyle de yapardık. Nuran ablanın izini olmadan bahçelerine dalmazdık. O da küçük ricalarda bulunurdu:

“Bakın bakalım çarşamba günü hangi film var ve hangi sinemada oynuyor, bana haber getirin.”Derdi.

Bizde, Nuran ablamızın dediğini yapar, sinemaların küçük kentimizin caddesindeki afişlerdeki film adlarını kurşun kalemle, küçük kâğıtlara, rejisörünü bile es geçmeden yazarak detaylı biçimde getirirdik.

Bir ara Nuran abla çok duygusallaştı.

O zaman kovboy, gladyatör filmlerinin oynadığı zamandı ve sinemalar dolup taşıyordu. Hal böyle olunca babamın da çocukluk arkadaşı olan rahmetli Şefik Soydan’ın Şehir sinemasında Belgin Doruk’lu, Ediz Hun’lu filmlerin sayısı giderek azalıyordu.

Nuran ablamızın duygusallığı giderek yoğunlaşıyor:

“Bana bol gözyaşlı, hicranlı film haberi getirirseniz söz sinema paralarınızı da vereceğim.”Vaadinde bulunuyordu.

Sadece Nuran abla mı? Mahallenin bütün ablaları ve teyzeleri; acıklı, gözü yaşlı filmleri kafaya takmışlardı.

Karadağ lakaplı rahmetli Hasan Yamaç’ın elinden gazete düşürmeyen okumuş hanımı rahmetli Emine abla, Abbas dayımızın; çorak toprak gibi çizgiler ve kıvrımlarla dolu yüzüyle mahallemizin gelmişinin geçmişinin antolojisini belleğinde tutan eşi, yengemiz Sakine de:

“Çocuklar bakın bakalım ağlamaklı bir film varsa gidip seyredip, ağlayalım.”Derlerdi.

* * *

Yani diyeceğim o ki; bizim insanımızın en değerli varlığı dün gözyaşıydı, bugün de gözyaşı…

Hatırlarsanız, rahmetli Turgut Özal’da baktı ki iktidar koltuğu sallanıyor, post gidecek, televizyon karşına çıkıp duygusal sözler etmeye başlamış, çoluk çocuğundan dem vurarak ağlamaklı konuşmalar yaparak oy dilenmişti.

Peki, o gözyaşlarını, melankoliyi halk yemiş miydi?

Yemişti, hem de sapına kadar…

* * *

Arkadaş ben gözyaşından korkarım…

Öyle ki kadın ağlamışsa… Bilirsiniz… Kadının en vurucu silahıdır gözyaşı.

Ve çocuk ağlamışsa; hiç dayanamam, dizlerimin bağı çözülüp gider.

Bazı gözyaşlarından da iğrenirim.

Ki o gözyaşı her kudrete sahip bir siyasetçiden akıyorsa.

Riyakârlıkla birlikte aklıma timsah gelir.

Hani avını yerken fizyolojik olarak gözyaşları akıtan timsah!

Bu ülkede her gün genç kanı akıyor.

Henüz bıyıkları yeni terlemiş, hayatının baharında. Civan gibi; anasının, babasının kınalı kuzusu gençler…

İşte onlar; vurulup düşerken; anaları, babaları, bacıları, yarları, arkadaşları gibi gözyaşlarımı tutamam. Ve saklayamam o an tek damlasını gözyaşımın. Hani kurşun olsa, sürerim yüreğimin namlusuna da, onların bu iğrenç açmazda vurulup gitmelerine seyirci kalanlara sıkarım.

İğrenirim bir siyasetçi gözyaşı dökerken.

İnanmam, asla inanmam içtenliklerine. Bilirim ki çözemediği sorunların, beceriksizliğin, arada bir olsa da kımıldayan vicdanlarının sözde gözyaşıdır akan…

Şair olup yazmak isterim, başlığını Mundar koyup şiirin:



“O gözyaşlarıdır ki;

Karışır gider,

Tek tek düşüp gidenlerin al kanına da,

Şüphesiz ki yazılır

Bugünün alnına mundar” Diye.



Ne diyeyim ne?

Ey bizi gözyaşına mahkûm edenler!

Dilerim, yaratanın indine gözyaşlarına boğulup gidersinizde, bu dünyada sorulmayanların hesabını, o dünyada inim inim inleyerek verirsiniz.



Büyük şairlerimizden Hüseyin Kormazgil Acıyı Bal Eyledik şiirinde bakın neler söylemiş:



ACIYI BAL EYLEDİK «pir sultan ölür dirilir» bak şu bebelerin güzelliğine kaşı destan gözü destan elleri kan içinde kör olasın demiyorum kör olma da gör beni damda birlikte yatmışız öküzü hoşça tutmuşuz koyun değil şu dağlarda sanki kendimizi gütmüşüz hor baktık mı karıncaya kırdık mı kanadını serçenin vurduk mu karacanın yavrulusunu ya nasıl kıyarız insana sen olmasan öldürmek ne çürümek ne zindanlarda özlem ne ayrılık ne yokluk ne yoksulluk ne ilenmek ne dilenmek ne işsiz güçsüz dolanmak ne gün gün ile barışmalı kardeş kardeş duruşmalı koklaşmalı söyleşmeli korka korka yaşamak ne kahrolasın demiyorum kahrolma da gör beni kanadık toprak olduk çekildik bayrak olduk döküldük yaprak olduk geldik bugüne ekmeği bol eyledik acıyı bal eyledik sıratı yol eyledik geldik bugüne ekilir ekin geliriz ezilir un geliriz bir gider bin geliriz beni vurmak kurtuluş mu kör olsanı demiyorum kör olma da gör beni

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-09-08

E-bülten Gurubu

bize katılın ...