Salı, 10 Aralık 2019
Şahin AKÇAP

El Fatiha

El Fatiha

İki yıldan beri Perşembe akşamımız rezervliydi.

Evden çıkmayacaksın, misafir kabul etmeyeceksin. Zaping yapmayacaksın.

Tam iki sene…

İki senede on iki ay ve her ayın içinde dört hafta var. Etti mi kırk sekiz hafta…

Bu koca süre içinde Aşk-ı Memnun dizisini izlemeye mahkûm olduk.

Tıpkı bir zamanlar Dallas, Flamingo Yolu, Zengin ve Yoksul, Kaçak gibi dizilere tutsak

Olduğumuz gibi.

Dallas ve Flamingo yolunda da eşlerin birbirini boynuzlaması, diz boyu ihanet ve ihtiras vardı.

Ama Allahları var Aşk-ı Memnun dizisindeki yasak aşk o dizilerdeki ahlaksızlığı fersah fersah geride bıraktı. Zaten Aşk-ı Menun’un Türkçe meali (açıklaması) yasak aşk!

Her hafta Behlül ile Bihter ne zaman Ednan (Adnan Bey tarafından yakalanacak, Nihal farkında olacak, Beşir gammazlayacak diye öldük öldük dirildik, yarım can kaldık.

Ve nihayet final günü gelip çattı…

“Oh be! Nihayet bu iğrenç öyküsü olan diziden yırtacağız.” Diye sevindik.

Salonda göz ucuyla hem diziyi hem de diziyi bizimkilerle izlerken ucuz espriler yapmaktan kaçınıyorum. Bihter ölecek ya kâğıt havlu yanı başımızda. Reklâm girdiğinde bile korkudan kanal değiştiremiyor, elimiz uzaktan kumandaya dokunduğunda:

“Çek elini! Kumandaya dokunmak yok!” Uyarısıyla oturduğumuz yere mıhlanıyorduk.

Nihayet o mutlu pardon acı sahne geldi. Bihter göğsüne tabancanın namusunu dayadı. Behlül yalvarıyor. Kapıyı tekmeleyerek içeriye giren Ednan Bey ve o sırada nefes nefese merdivenleri çıkan Nihal, son nefesini vermek üzere olan Beşir’in görüntüleri ve patlayan tabanca, kan, yere artistik biçimde düşen muhteşem makyajıyla Bihter…

Bu sahneden sonra biraz geyik yapmak istiyorum. Nedenim de iki sene boyunca her Perşembe günü; bu, kimin eli, kimin cebinde dizisinden intikam almak için.

Zengin ve ünlü cenazelerinin kalktığı camiinin avlusu…

Musalla (cenazenin bırakıldığı uzun tabutluk) taşında Bihter’in tabutu…

Sosyete, olay fotocu ve bir cümle Bihter fanatiği biraz sonra kılınacak cenaze nazmı için bekleşiyor.

Firdevs hanımın ağzı yüzü yamulmuş. Ama o acı durumu bile yavrusunu yiyen kedi görünümünü yansıtmaya engel değil.

Hoca musalla taşındaki tabutun yanına doğru yürürken kalabalık hareketleniyor. Erkekler ve kadınlar saf saf… Soruyor hoca:

“Nasıl bilirdiniz hatun kişiyi?”

Erkekler hep bir ağızdan sanki bir koru gibi:

“Ohhşşş!”

Kadınlar hıçkırarak:

“Ah aşk!”

Hoca:

“Hay Allah iyiliğinizi versin öyle mi cevap verilir?”

Bir başka sahne…

Behlül, Bihter’in mezarı başında… Saç sakal… Ferdi Tayfur ve Müslim Gürses’in derbeder rollerini hatırlatıyor… Baştan ayağa suyu kurumuş bir kır çeşmesi gibi.

“Behlül kaçar!” Der.

Elindeki gonca gülü Bihter’in mezarının üzerine bırakır.

Behlül’ü kaçarken değil arabaların durmak zorunda kaldığı kırmızı ışık noktasında görürüz.

Elindeki bez ve spreyle arabaları camını silmektedir.

Telefonum tam bu sırada acı acı çalar…

Açarım.

Telefondaki ses:

“Abi yarın Bihter’in gıyabında kılınacak cenaze namazı için Uncalı Aile Mezarlığına bekliyoruz. Çiçek yerine Türk Eğitim Vakfına bağışlarınız bekleriz.”Derken:

“Ha siiitt…”Diyeceğim esnada; eşim karşımda ve elleri belinde, çatık kaşlarıyla:

“Acımıza biraz saygı lütfen…” Demez mi?

Ne diyeyim?

“El Fatiha!”

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-11-26

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-10-17

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-11-25

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-09-05

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-10-21

E-bülten Gurubu

bize katılın ...