Çarşamba, 24 Temmuz 2019
Şahin AKÇAP

“NE ŞAM’IN ŞEKERİ NE ARABIN YÜZÜ”


Doğuya hızla ilerleyen ve içinde batıya doğru koşmak isteyenlerin olduğu gemidekileri merakla izleyip, gözleyenlerin kafalarındaki soru işaretleri çoğalmaya, büyümeye devam ediyor.



Hamas Örgütü açıkça, Türkiye’nin uzlaştırıcı adımını istemiyor. Bu görev Mısır’ın diyor. Biz ise ısrar etmeye devam ediyor ve bu görevi yapabiliriz diyoruz.



Geçen günlerde Mine Şenocak; özgeçmişi eylemlerle dolu olan ve hatta 1972 yılında Suriye üzerinden Lübnan’a geçmiş, oradaki Filistin Eğitim Kampına katılmış,1973 yılında da İsrail’in adı geçen kampa düzenlediği operasyonda beş kurşun yiyerek yakalanıp uzun süre (ki bu süre yaklaşık yedi yılı aşkın uzun bir süredir) tutsak edilen gazeteci, araştırmacı Faik Bulut’la üç gün süren bir söyleşi yapmış, tüm ayrıntılarına kadar yayınlanmıştı.



Faik Bulut:

“Nasıl El Kaide örgütü Amerika tarafından kurulup eylemlerin başaktörü olduysa Hamas’da İsrail tarafından kurulan bir örgüttür. Yaptığı eylemlerle İsrail’in elini kolaylaştırmaktadır.”İddiasında bulunuyor. O coğrafyayı ve insanları yakından tanıyan bir gazeteci-yazar için bu anlattıklarının tabii ki kâhinlik yapmadığını düşünebiliriz.



Ortadoğu coğrafyası tarih boyunca din savaşlarının odak noktası olmuş iğneli fıçı. Petrol ve lojistik amaçlar nedeniyle çok uluslu devletlerin ilgisin çekmiş, ağzını sulandırmış ve bin bir entrikalar çevrilerek egemenliklerine girmiş. Bunu yaparlarken de dini sömürmüş, yetmediği zamanda gücü öne sürmüşlerdir. Ortadoğu halklarının, başka devletlere karşı yaklaşımları hep korkak;

“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.”Felsefesi içinde tutulmuş.



Özellikle İngiltere’nin ayak oyunlarının iz bıraktığı bu topraklarda, Osmanlı’ya karşı hiç tükenmeyen bir düşmanlık yeşertilmiştir. Arap Devletleri en hassas dönemlerde Batılı politikaları, Türk politikalarına tercih etmiştir.



Elbette Filistin üzerindeki baskı ve zulme karşı olmak, yeryüzündeki “Ben insanım” Diyen her kesin görev ve sorumluluğu. Ancak Ortadoğu sevdasını, din kardeşliğinden yola çıkarak Türkiye’yi dünyadan koparacak bir politika gütmek ve bunu yaparken; Amerika’ya, Rusya’ya İran’a “tarafta olmak adına” bel bağlamanın doğru olurluğunu çok iyi düşünmek gerekir.



Ortadoğu ile aramızdaki sınırların kalkacağı varsayımları üzerinde de duruluyor. Böyle bir yakınlaşma; Batı ile Doğu arasındaki ilişkileri etkiler. Ordularıyla, en son teknolojik silahlarıyla elde tutmaya çalıştıkları Ortadoğu’nun ellerinden kayıp gitmemesi için bütün kozlarını oynar; başta PKK olmak üzere, Hamas ve diğer terör örgütlerinin rahatça at oynattıkları ortama dönüştürürler.



Din kardeşliğine gelince…

Osmanlı bunu çok denedi. Ancak Arap kumaşından ne dost, ne post olmayacağını sırtına inip, kalkan Arap hançeriyle gördü.



Ve acı bir gerçektir ki; dünyanın dört bir yanındaki düşünceler, değer yargıları değişir ama Arap Yarımadasında bu asla değişmez….



Türkiye kendi iç dinamiklerin sağlam tutmak zorundadır. Akıllardan geçirilen Arap petrolü, Arap Dolar’ı Arap’ın tepesi attığında geri çekilir. Hem bizde böyle bir yol ve yöntem:

“El eliyle gerdeğe girmek.”Sözüyle anlatılır ki, tümüyle ulusal onurumuza ters düşer.



Bu yazdıklarımdan sonra kafalarda:

“Eee yalnız mı kalalım?” Sorusunun oluştuğunu biliyorum.

Elbette yalnız kalmayalım. Ama her ülke, ya da devletle aramızda onurumuzu rencide etmeyecek mesafemiz olsun.



Bunun adını Atatürk:

“Tam bağımsız Türkiye!” Koymuştu. Ancak çok partili döneme geçildiğinde unutuldu. Küçük Amerika olma hayallerine kapılan sağduyu yoksunu ve ileriyi görme engellisi olan liderler koruyamadı.

68 Kuşağı gençliğin canlarına mal olan:

“Tam bağımsız Türkiye!” Feryatları, duymazlıktan gelindi. Hatta kurulan darağaçlarında bunu söyleyenler intikamcı Amerikan ruhuyla sallandırıldı.



Ortadoğu politikası dolambaçlı yollarla örülmüştür. İngiliz entrikaları ve Amerikan oyunları bütün serinkanlılığıyla sürdürülmektedir.



İnsani Yardım Filosu eyleminde yönlendirici olan Türkiye, dünyada hep saygınlığını koruyan diplomasisinde adeta Rus Ruleti oynadı. Ortadoğu’da, Türkiye lehine mitingler oluşurken, Batı ülkelerinde derin bir sessizlik ve ardından da eleştiri bombardımanı yağmaya başladı. Batılı ülkeleri halklarındaki endişenin zamanla nefrete dönüşebileceğini de unutmayalım. Özellikle Amerika’da son on yıldan bu yana; Türklerin, Amerika’yı sevmediği anketleri bilinçli bir şekilde pompalanıyor. İran’ı, Irak gibi vurma planında ısrarlı olan Amerika, toplumsal hayatındaki sürdürdüğü Anti-Türk politikasıyla bu gizli planına zemin hazırlıyor. Yani yerinde duramayan müttefiki Türkiye’ye de balans ayarı yapmak Büyük Ortadoğu Projesinde yer alıyor. Pensilvanya’dakiler de bu oyunun farkına vardıkları için yeni stratejiler oluşturma hesapları yapıyorlar. Farkında olmayanlar da, iç politikada kaybedilen prestijlerini mazlum Filistin Halkının sorunlarına demir atarak kazanmaya çalışıyorlar. Doğal olarak da ortaya çıkan artılar ve eksiler, Türkiye’nin asırlık yurtta ve dünyada barış politikasının hanesine yazlıyor.



Evet… Ortadoğu ile bağımızı sıkı tutalım. Batıyla olan anlaşmazlıklarında arabulucu olmayı sürdürelim. Ama onların narına da yanmayalım.



Zaten iç sıkıntılarımız had safhada…

Doğu ve Güneydoğu’da silahlı çatışmalarda, hain pusularda evlatlarımızı kaybetmeye devam ediyoruz…



Bir tarım ve hayvancılık ülkesi olarak ne acıdır ki dışarıdan et ithal etme durumuna düştük. Üniversitelerden mezun olan gençlerimiz her yıl işsizler ordusuna katılmaya devam ediyor.

O halde…

Bir saniye bile olsa durup bir nefes alalım ve düşünelim.

Ülke gerçeklerimizi unutmayalım.

Tarih yazıp kahraman olacağımızın hayalini kurarken “Niyazi” olmayalım.

Ve dilimize yerleşmiş olan:

“Ne Şam’ın şekeri ne Arap’ın yüzü.”Sözü; neden, niçin söylenmiş diye biraz kafa yoralım…

Şahin AKÇAP

Diğer Yazıları

Yorum yap


Köşe Yazıları

""

Hasan TÜLÜCEOĞLU
Hasan TÜLÜCEOĞLU2019-06-17

""

Nevriye UĞURLUEL
Nevriye UĞURLUEL2019-07-07

""

Ramazan KALKAN
Ramazan KALKAN2019-01-23

""

Şahin AKÇAP
Şahin AKÇAP2019-07-14

""

Sevim AKDENİZ
Sevim AKDENİZ2019-07-15

E-bülten Gurubu

bize katılın ...